Mehmet Taş, savaş karşıtı hareketlerin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmesinde, ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan’a yönelik saldırıları devam ederken küresel ölçekte güçlü ve süreklilik taşıyan bir barış hareketinin ortaya çıkamadığına dikkat çekti. Taş, bu süreçte çeşitli protesto ve etkinliklerin düzenlendiğini ancak bunların Vietnam Savaşı dönemindeki gibi geniş katılımlı ve kalıcı bir harekete dönüşemediğini ifade etti.
Taş, bu zayıflığın temel nedenlerinden birinin sol içindeki dogmatik tartışmalar ve kitlelerle bağ kurmakta zorlanan siyaset anlayışı olduğunu belirtti. Savaş ve ekonomik kriz karşıtı mücadelenin, geniş halk kesimlerini kapsayan somut bir siyasal hat yerine ideolojik olarak dar çerçevede ele alınmasının etkili bir toplumsal mobilizasyonu engellediğini vurguladı.
Yazının tamamı şu şekilde:
Savaşın gölgesinde: Kaçırılan fırsatlar
ABD ve İsrail’in İran ve Lübnan’a yönelik saldırıları sürerken, binlerce bina, okul ve hastane yıkılıyor; insanlar hayatını kaybediyor. Böylesi bir tabloda, dünyanın dört bir yanında solun mahallelerde, okullarda ve işyerlerinde güçlü bir savaş karşıtı seferberlik başlatması beklenirdi.
ABD’de 28 Mart’ta düzenlenen “No Kings” protestoları, Londra’daki ırkçılık ve aşırı sağ karşıtı eylemler ve Porto Alegre’deki anti-faşist konferans, bu açıdan önemli fırsatlar sundu. Ancak bu girişimler, Vietnam Savaşı döneminde olduğu gibi milyonları kapsayan kalıcı bir barış hareketine dönüşemedi. Süreklilik sağlanamadı, toplumsal taban genişletilemedi.
Sorunun kaynağı: Dogmatik ve kitlelerden kopuk siyaset
Bu zayıflığın temel nedenlerinden biri, anti-emperyalist çevreler içinde savaşa karşı mücadelenin nasıl yürütüleceğine dair verimsiz ve dogmatik tartışmaların yaygınlığıdır.
Bugün birçok sol çevre, savaş ve ekonomik kriz karşıtı mücadeleyi geniş halk yığınlarını harekete geçirecek somut bir siyasal hat yerine, doğrudan devrimci ve sınıfsal bir söyleme indirgemeye çalışıyor. Bu yaklaşım, güçlü görünen ama kitlelerle bağ kuramayan bir siyaset üretmektedir.
Türkiye solunda da bu tür yaklaşımların uzun bir geçmişi vardır. Buna karşılık, kitlesel ve etkili bir barış hareketinin neden geliştirilemediğine dair ciddi bir değerlendirme eksikliği dikkat çekmektedir.
Bu nedenle temel soru, hangi savaş karşıtı ve barışçı siyaset gerçekten etkili olabilir?
Üç farklı yol: Hangisi sonuç verir?
Bugünkü tabloya bakıldığında üç temel yaklaşım öne çıkmaktadır: Reformist-muhalif çizgi; CHP’nin öncülüğünde yürütülen ve daha çok ekonomik kriz eksenine dayanan muhalefet hattı. Aşırı sol (ultra-sol) yaklaşım; savaşı doğrudan sınıf savaşına dönüştürmeyi hedefleyen, ancak geniş kitleleri dışlayan ideolojik söylemler. Kitlesel eylem çizgisi; Toplumun geniş kesimlerini birleştiren, somut talepler etrafında örgütlenen ve aşağıdan yükselen mücadele.
Tarihsel deneyimler, özellikle Vietnam Savaşı karşıtı hareket, en etkili yolun üçüncü seçenek olduğunu açıkça göstermektedir.
Ultra-solculuğun sınırları: Doğru ama etkisiz
Aşırı sol çevreler, savaş ve kriz karşıtı mücadeleyi doğrudan devrimci bir hatta çekmeye çalışarak şu tür çağrılar yapmaktadır: “Silahı burjuvaziye çevirmek gerekir”, “Savaşa karşı iç savaş başlatılmalı”, “İşçi sınıfı kendi burjuvazisine karşı iktidarı hedeflemeli”.
Bu tür söylemler ideolojik olarak radikal görünse de, geniş halk yığınlarını kazanma kapasitesine sahip değildir. Somut siyasal koşullardan kopuk bu tür ajitasyonlar, pratik bir yön göstermez.
Elbette şu tespit doğrudur: Savaş kararlarını egemen sınıflar verir, bedelini emekçiler öder. Ancak doğru tespitler tek başına yeterli değildir. Asıl ihtiyaç, bu gerçekleri kitlelerin katılımını sağlayacak somut ve anlaşılır taleplere dönüştürebilmektir.
Soyut sloganlar değil, somut talepler
“Anti-emperyalizm” gibi genel sloganlar, çoğu zaman soyut kaldıkları için geniş kesimleri bir araya getirmekte yetersizdir. Çoklu ve ideolojik olarak ağırlaştırılmış talepler, ittifak kurmayı zorlaştırır.
Oysa güçlü bir barış hareketi için gerekli olanların başında somut ve anlaşılır talepler, geniş kesimlerin katılımına açık birlikler, ortak mücadele zeminleri sayılabilir. Somut hedefler olmadan hareket kitleselleşmeden, küçük grupların içine kapanır.
Gerçek alternatif: Birleşik ve kitlesel barış hareketi
Türkiye’de CHP, DEM Parti, sol partiler ve toplumsal hareketleri birleştiren bir mücadele hattı kurulabilirse, bu zemin üzerinde merkez solda bir hükümet alternatifi de şekillenebilir.
Ancak bu hedef, yalnızca yukarıdan yapılan çağrılarla gerçekleşmez. Belirleyici olan, aşağıdan gelen güçlü bir toplumsal harekettir.
Barış, demokrasi ve sosyal adalet taleplerini birleştiren kitlesel bir hareket ancak geniş toplumsal destek yaratır, savaşın ve krizin yükünü egemen sınıflara yöneltir, siyasal dengeleri değiştirebilir.
Kitlesel eylem: Stratejik yönelim
Etkili bir mücadele için temel strateji milyonlara ulaşmak , işçilere, gençlere, askerlere ve emekçilere yönelmek, somut talepler etrafında birleşmek. Bunun pratik adımları şunlar olabilir:
-Mitinglerde barış taleplerini görünür kılmak
-Üniversitelerde savaş karşıtı örgütlenmeler kurmak
-Bildiri ve propaganda faaliyetlerini yaygınlaştırmak
-Geniş ittifaklar oluşturmak
-Ortak bir barış hükümeti seçeneğini gündeme getirmek
Bütün bunlar küçük eylemlerle değil, milyonların kitlesel basıncıyla mümkün olur.
Siyasal mücadele ve görevler
Bu bağlamda en başa başkanlık sistemi ve AKP-MHP iktidarı hedef alınmalıdır, NATO genişlemesine ve militarizme karşı çıkılmalıdır, sendikalar ve toplumsal örgütler harekete geçirilmelidir, Kürt halkının örgütlü güçleriyle ortak mücadele geliştirilmelidir, Düşünce ve basın özgürlüğü savunulmalıdır
Aynı zamanda, CHP, DEM Parti ve diğer muhalefet güçlerinin yer aldığı geniş bir koalisyon temelinde ortak bir hükümet alternatifi için mücadele edilmelidir.
Umut nerede?
Türkiye’nin etrafı savaşlarla çevrili olsa da umut hâlâ vardır. Bu umut ne kimlik ve mezhep ayrışmalarında ne de yukarıdan dayatılan politikalarda değildir. Esas olan aşağıdan gelen toplumsal mücadele potansiyelindedir.
Türkiye’de ilerici güçlerin temel görevi: İktidarın ABD-İsrail eksenli savaş politikalarına verdiği desteği kesmek , bölgesel savaşlara ortak olmayı reddetmek, barışçı ve demokratik bir hattı güçlendirmektir. Sendikaların aktif rol aldığı, grevler ve kitlesel eylemlerle desteklenen bir hareket, savaş makinesini durdurmada en etkili araçtır.
Barış ancak örgütlü halk gücüyle kazanılır
Nihai hedef, otoriter rejimin politikalarını değiştirebilecek ölçüde güçlü bir toplumsal basınç yaratmaktır. Bu da ancak büyük, yaygın, sürdürülebilen örgütlü bir hareketle mümkündür.
Barış, soyut sloganlarla değil; milyonları birleştiren somut, cesur ve örgütlü bir mücadeleyle kazanılır.
HABER MERKEZİ

















