Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Dubai kentinde kaçak olarak yaşantısını sürdüren organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in açıklamalarının yankıları sürüyor. Peker, Youtube kanalından yayınladığı itiraflarında, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Adalet ve İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar, AKP Elazığ Milletvekili Tolga Ağar, Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin ve Turkuvaz Medya Grubu yöneticisi Serhat Albayrak’ın da içlerinde olduğu pek çok kişi hakkında suçlamalarda bulunmuştu. Özellikle Süleyman Soylu’nun kişisel Twitter hesabından Peker’e hakaret içeren bir yanıt vermesi üzerine gözler Soylu’ya çevrildi.
Peker’in ortaya attığı iddiaların, 3 Kasım 1996’da yaşanan Susurluk kazasından daha vahim olduğunu dile getiren Susurluk Komisyonu üyesi, Refah Partisi (RP) ve AKP eski milletvekili Hayrettin Dilekcan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun zaman yitirmeden istifa etmesi gerektiğini söyledi. Bilindiği üzere, 3 Kasım 1996’da, İzmir-Bursa karayolu üzerindeki Balıkesir’in Susurluk ilçesinde, içinde İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, dönemin iktidar ortağı olan Doğru Yol Partisi’nin (DYP) Şanlıurfa Milletvekili ve korucubaşı Sedat Bucak, Kahramanmaraş, Beyazıt, Bahçelievler gibi katliamların sanığı, uyuşturucu kaçakçısı, ülkücü mafya şefi Abdullah Çatlı ve manken olan sevgilisi Gonca Us’un bulunduğu otomobil kaza yapmış, Bucak dışındaki üç kişi yaşamını yitirirken, Bucak yaralı kurtulmuştu. Bir polis şefi, katliam sanığı bir mafya ve bir milletvekilinin aynı araçta bulunması, o dönem tartışmalara yol açarken, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, 8 Kasım 1996’da istifasını sunmuştu. Kazanın ardından iktidarın diğer ortağı olan Refah Partisi’nin Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış’ın başkanlığında, Meclis bünyesinde Susurluk araştırma komisyonu kurulmuştu. Meclis bünyesinde oluşturulan komisyonun üyeleri arasında, dönemin RP Karabük Milletvekili Hayrettin Dilekcan da bulunuyordu.
RP’nin devamı olarak kurulan Fazilet Partisi’nin (FP) kapatılmasından sonra Milli Görüş içinde yaşanan ayrışmanın ardından Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan AKP’ye katılan Dilekcan, partinin Merkez Disiplin Kurulu üyeliğini yaptı. Aktif politik yaşamdan çekildiğini ifade eden Dilekcan, ortaya çıkan skandalın Susurluk’tan farksız olduğunu belirterek, adı mafya ile anılan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa etmesi gerektiğini söyledi. Dilekcan, demokratik bir ülkede böyle durumlarda bakanların görevi bıraktıklarını ifade ederek, “Sorumlu makamda olanların bu durumlarda gereğini yapması beklenir” dedi.
Odatv’ye konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Dilekcan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şunlar:
SUSURLUK KOMİSYONU RAPORU
Bugünkü olayların perde arkasında ne yaşandığına dair bilgilere tam hakim olunamadığı için karşılaştırma yapmanın pek sağlıklı olmayacağını söyleyen Hayrettin Dilekcan, Susurluk komisyonu raporunda yer alan iddiaları hatırlattı:
“Devlet içinde yapılanmış bir takım yanlış organizasyonların devlet adına hareket ettiğini söyleyen, devlet ve kamu görevlileriyle siyasetçilerle işbirliği içinde kendince devleti sahiplenen, devlete yön veren, devlet işlerini gördüğünü söyleyen bir ekip olduğu ortaya çıkmıştı. Bunun da devlette bir takım kamu görevlilerinin bilgisi dahilinde olduğu ortaya çıkmıştı.”
SAVCILIKLAR NE YAPTI
Sedat Peker’in videolarındaki iddialara değinen ve savcılıkların harekete geçtiğine dair bir bilginin olmadığını kaydeden Dilekcan, şunları ifade etti:
“Videoların tamamını izlemedim. Bir takım suçlamalarda bulunuyor. Kendisine koruma verildiğini söylüyor. Koruma verilen bir şahsa operasyon yapıldığını söylüyor. Tabii bu arada ilginç olan hadise şu; kamuoyunu ciddi anlamda meşgul edecek tarzda gündeme oturmuş bir konuyla ilgili savcılıklar tarafından ne işlem yapılıyor, ne ediliyor kamuoyunun bu noktalarda hiçbir bilgisi olmadı. Yani bir şahıs bir tweet attı diye sabahın 5’inde evi basılıp ters kelepçeyle evinden götürülürken, çok üzüntü verecek ithamlarla ve isnatlarla ilgili bir işlem yapıldı mı, yapılmadı kamuoyunun bilgilendirilmemesi Türkiye için üzüntü verici bir hadise.”
AĞAR’IN ÖZRÜNE VURGU
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun tepkisinin ardından, Adalet ve İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar’ın Yalıkavak Marina’ya ilişkin olarak “Bizi buradan uzaklaştırınca yapılacak olan da belli: Buraya mafya çökecek” sözleri nedeniyle özür dilediğini kaydeden Dilekcan, şöyle konuştu:
“Ortaya çıkan bir tablo var. Mehmet Ağar’ın özür dileyeceğine kadar yapmış olduğu bir açıklama var. Yani devletin güçleri değil, sivil şahısların güçleri ile bir takım yerlere birilerinin giremediğini söylemesi de anlamlı bir ifade. Dolayısıyla bir kısım şahıslar kamu düzenini sağlama noktasında bir takım görevler üstlenmişler ve bunu gösteren bir tablo var. Fotoğraf bu… Bir takım şahısların devlete ait görevleri üstlenmiş gibi hareket ettiklerini ortaya koyuyor. Avustralya’daki, Çin’de, ABD’de atılan tweetlerden haberi olan devletin burnunun dibindeki olaylardan haberi olmaması ya da gözünün kapalı kalması da ayrı bir problem.”
DÜNDAR KILIÇ’IN O SÖZÜ
Organize suç örgütü liderliğinden hüküm giyip hapisten çıkan Alaattin Çakıcı’nın, öldürülen eşi Uğur Kılıç’ın babası mafya Dündar Kılıç’ın Susurluk Komisyonu’nda verdiği ifadede kullandığı “Yer altı dünyasındaki olayların devletin bilgisi dışında gerçekleşmesi mümkün değil. Çünkü devlete kimse kafa tutamaz. Devlet isterse hepsini alıp götürür yapacağını yapar” sözlerini hatırlatan Dilekcan şunları söyledi:
“Yer altı dünyasının önemli isimlerinden birisi olarak bilinen bir şahsın bu ifadesi gerçekten önemli bir hadisesydi. Yani devletin görmemesi, duymaması ve bilmemesi gibi bir hadiseyi ben kabul etmiyorum.”
İSTİHBARATA DİKKAT ÇEKTİ
İstihbarat’ın 90’larda parçalı bir yapıda olduğunu Emniyet’in, Genelkurmay’ın, jandarmanın ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ayrı ayrı çalıştığını söyleyen Dilekcan, şöyle devam etti:
“Ama şu anda bundan bahsetmek mümkün değil. O zaman bu parçalanmadan bazı karanlık güçler istifade edip bazı atları oynatabiliyordu ama bugün böyle bir imkan da yok. İstihbarat bütünlüğünün olduğu bir yerde, bu yer altı dünyasının isimlerinin bu kadar kolay at oynatması söz konusu olamaz. Şimdi bir şahıs yurtdışında gittikten sonra nasıl cinayet işlendiğini anlatıyor, bir takım şeyler anlatıyor. Bunların hepsinden devlet bihaberdir demek cidden üzüntü verici bir hadise. Veya ‘Bunlar yalandır doğru değildir’ diye iddialarda bulunuyor bir takım kamu görevlileri o zaman kamuoyunun ‘savcılar nerede’ diye sorması hakkıdır. Neden bilgilendirilmiyor kamuoyu?”
Geçmişte iktidarda kalmak için bir takım yanlışların yapıldığını şimdi de AKP’nin aynı hatayı yapıyor olabileceğini kaydeden Dilekcan,”Bugün de iktidarın gideceği endişesiyle bir takım şeylere katlanma olabilir” dedi.
ÇAKICI’NIN CHP MEKTUBU
İsim vermeden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Çakıcı tutumuna ve Çakıcı’nın CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu tehdit etmesine değinen Dilekcan, şu şekilde konuştu:
“Partilerden birinin lideri bir şahsın arkadaşlığından bahsetti. Geçmişten gelen hukuklarından bahsetti, şahsın devlet için fedakarlık yaptığından bahsetti. Kamuoyunda da aksi kanaat söz konusuydu. Kamuoyunun bundan rahatsız olacağı bilinmesine rağmen bunlar rahatlıkla söylenebildi. Ve onun ötesinde iktidarı ve siyasi partileri eleştiren bir bir isim siyaset dışı isimler tarafından tehdit edildi. Ve bu Türkiye’de siyaset yapmanın, siyaset zemininin hangi şartlarda ayakta kalabileceğini gösteren bir problem.”
AKP GÖZLERİNİ KAPATTI
Dilekcan, AKP’nin MHP ile olan ittifakını sürdürebilmek için bazı şeylere gözlerin kapatıldığını kaydederek şöyle devam etti:
“Bazı yanlışları görmezden gelme olabilir. Alaattin Çakıcı cumhurbaşkanına tehdit mektubu yazdı, ana muhalefet liderine tehditler savurdu buna rağmen şu anda da bir başka yer altı dünyasından olan bir şahısla çatışma yaşanıyor. Bütün bunların hepsini Cumhurbaşkanı’nın yutacağını zannetmiyorum ben. Yutmasını gerektiren bir ortam var mıdır yok mudur onu size bırakıyorum. Konjonktür gereği bazı şeylere tahammül etmek zorunda kalabilirsiniz ama ben Sayın Cumhurbaşkanının bunları not ettiğini ve rahatsızlık duyduğunu düşünüyorum.”
Dilekcan “AK Parti’nin kuruluş felsefesi ve amacı bu tür yapılardan kurtulmak olmuştur. En fazla zarar gören de AK Parti ve onun tabanı olmuştur.. Benim kanaatim bu yapıların üzerine gidileceği noktasındadır. Bu yapılardan kurtulmadığınız müddetçe ülkemizde sosyal barışın sağlanamayacağını hukukun hakim olamayacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.
DEVAM ETMESİ SIKINTILI
Tüm bu tartışmaların gölgesinde demokratik ülkelerde bu şekilde bir İçişleri Bakanı’nın görevine devam etmesinin sıkıntılı olacağını düşündüğünü kaydeden Dilekcan şunları söyledi:
“Demokratik ülkelerde böyle bir şey ortaya çıktığı zaman, kamuoyunun doğru bilgilenmesi, olayların doğru ortaya çıkabilmesi açısından, ilgili kamu görevlilerinin ve savcıların görevlerini hukuka uygun yapabilmesi için toplumu da kamu görevlilerini de rahat bırakır ve ‘İstediğiniz gibi hareket edebilirsiniz ben suçlu değilim yanlış hukuk dışı işler yapmadım, bunun ortaya çıkmasına zemin hazırlamak için görevi bırakıyorum’ der. Ama maalesef Türkiye’de hiçbir bakanlıkta böyle bir şey olmuyor. Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’la ilgili Meclis uyuyor. Birisi bir laf söylemiş diye dokunulmazlıkların peşinde düşen Meclis’in sessiz kalması da ayrı bir problem.”
GEREĞİNİ YAPMASI BEKLENİR
Dilekcan,”Geçmişte hukukun işlemeyişinden kaynaklı olarak çek senet mafyası gibi bir takım yapılar ortaya çıkmıştı. Bugün de gerçek veya yanlış bir takım siyasilere dayanarak kendilerini güçlü gibi göstermek suretiyle bazı karanlık işlerin yapılması söz konusu olabilir. Demokratik ülkelerde bu tür olaylara müsaade edilmez ve tekraren ifade etmek gerekirse, hukukun ve yargının devreye girmesi gerekir. Yargının rahat çalışabilmesi için de sorumlu makamda olanların gereğini yapması beklenir” diye de ekledi.
BAHÇELİ AKP’Yİ BIRAKMAZ
Dilekcan, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın başka ittifaklar arayışında olduğunu ama Bahçeli’nin ittifakı bırakmayacağını düşündüğünü de kaydetti.
TÜRKİYE KAN KAYBEDİYOR
Türkiye’nin her geçen gün demokratik olarak kan kaybettiğini belirten Dilekcan sözlerini şöyle bitirdi:
“Bunlar üzücü. İktidarlar siyasi partiler buralarda görev alanların hepsi gelip geçici insanlar yerin altı vazgeçilmez olduğunu düşünen insanlarla dolu. Bu memlekette ben olmazsam biz olmazsak şu olmazsa bu olmazsa memleketin hali ne olacak diye düşünenlerin hep yanıldığını gördük. Bu ülkenin insanları, daha doğru işleyen hukuka insan haklarına saygılı herkesin kendisi olarak yaşayacağı bir Türkiye’ye kavuşacaktır. Benim ümidim bu. bu sürecin uzaklığı ve yakınlığını tayin edecek olan da insanlarımızın doğruya yönelmeleridir. Ama Türkiye eninde sonunda daha demokratik bir hale gelecektir.
Ben Refah Partisi Milletvekiliydim kapatıldı ülkenin hayrına mı oldu? Olmadı. Darbeler yapıldı, ülkenin hayrına mı oldu? Olmadı. Baskı dönemleri geldi Ülkenin hayrına mı oldu? Olmadı. Bunları yapanlar da tüm bunları ülkenin çıkarları için yaptıklarını söylediler ama yaptıkları tam tersine sonuçlar verdi.
Düşünce, inanç ve fikir özgürlüğünün, hakkın, hukukun, yargının bağımsızlığının, millet iradesinin parlamentoda temsil edilmesinin Türkiye’de özlem olarak beklediğini düşünüyorum. Yeni gelen nesil Türkiye’yi daha iyiye taşıyacaktır diye düşünüyorum ben.”
HABER MERKEZİ

















