Künye   Hakkımızda
30 Nisan 2026, Perşembe
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Mustafa Durmuş: 140 yıl sonra 1 Mayıs’ta Dünya ve Türkiye işçi sınıfının durumu

İktisatçı Mustafa Durmuş, 1 Mayıs vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, dünya ve Türkiye’de işçi sınıfının derinleşen yoksulluk, güvencesizlik ve eşitsizlik koşullarıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, emek mücadelesinin güncelliğine dikkat çekti.

30 Nisan 2026
Mustafa Durmuş: 140 yıl sonra 1 Mayıs’ta Dünya ve Türkiye işçi sınıfının durumu
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Mustafa Durmuş, 1 Mayıs’ın tarihsel kökenlerinden hareketle günümüz emek dünyasını değerlendirdiği yazısında, işçi sınıfının kazanımlarının aşındığı ve yaşam koşullarının giderek ağırlaştığı bir döneme işaret etti. 1886’da 8 saatlik iş günü talebiyle başlayan mücadelenin bugün hâlâ güncelliğini koruduğunu vurgulayan Durmuş, artan enflasyon, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarının emekçiler üzerindeki baskıyı derinleştirdiğini belirtti.

Yazıda, Türkiye’de asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, geniş tanımlı işsizliğin artışı ve emeğin milli gelirden aldığı payın gerilemesi gibi veriler üzerinden işçi sınıfının içinde bulunduğu tablo ortaya konuluyor. Durmuş, küresel ölçekte de benzer bir eğilimin hâkim olduğunu ifade ederek, emekçilerin hak kayıplarına karşı birlik, dayanışma ve mücadele hattını güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Yazının tamamı şu şekilde:

Bundan 140 yıl önce ABD’de 13.000 işyerinde çalışan 300.000 işçi iş bırakarak sokaklara çıktı. Eylemlerinin nedeni, günde 16 saati bulan çalışma sürelerinin 8 saate düşürülmesini ve ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini sağlamaktı.

Şikago, 1 Mayıs Günü olarak bildiğimiz kutlamanın doğduğu şehir. 1886 yılında, şehrin Haymarket Meydanı yakınlarında, 8 saatlik çalışma günü için grev yapan işçileri desteklemek amacıyla düzenlenen barışçıl bir işçi mitingi, bir düzineden fazla kişinin ölümüne yol açan bir çatışmaya dönüştü ve yüzlerce eylemci işçinin zulüm görmesiyle sonuçlandı. Bu bedel ödendi ama bu mücadelenin sonucunda, resmi olarak 1 Mayıs 1886 tarihinden itibaren çalışma saatleri günde 8 saate düşürüldü.

Önce mücadele, sonra bayram!

İşte bu nedenle, dünyanın her tarafında, işçi sınıfı başta olmak üzere emekçi halklar 1 Mayıs’ı yasal ya da yasal olmayan biçimlerde hem bayram hem de mücadele, birlik ve dayanışma günü olarak kutluyor.

“1 Mayıs sadece bir güç gösterisi değildir. Bugüne kadar inşa ettiğimiz her şeyin bir sınavıdır. 1 Mayıs, 2 Mayıs’tan itibaren mücadeleye devam etmek için gerekli gücü nasıl kazandığımızı gösterir. İşçiler ve emekçi halkların bir araya gelmesi, gücü elinde tutanların elinden bu gücü alan tek şeydir. 1 Mayıs’ın anlamı da budur”. (1)

Günümüz koşulları dikkate alındığında, 1 Mayıs’ın birlik, dayanışma ve mücadele boyutunun ön plana çıkartılarak kutlanması daha anlamlıdır. Çünkü bugün gelinen duruma bakıldığında, hâlâ birlik ve dayanışma içinde uğruna mücadele edilecek ve kazanılabilecek çok şeyin olduğu, egemen sınıfların ise emekçi halklara karşı baskılarını artırdığı, onların kazanımlarını geri almaya çalıştığı çok açıktır.

Dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 32.793 TL, yoksulluk sınırının ise 106.817 TL’ye yükseldiği koşullarda, artık Türkiye işçi sınıfının içinde bulunduğu durumu “sefalet” ya da “açlık-yoksulluk” gibi sözcüklerle anlatabilmek çok zor. Çünkü asgari ücret bu yılın ilk ayından itibaren açlık sınırının altına düştü; dört kişilik bir ailenin tüm üyelerinin asgari ücretle çalıştığı varsayımında dahi, hane halkı geliri yoksulluk sınırına ulaşamıyor. 12 milyon kişiyi aşan geniş tanımlı işsizliğe her geçen gün üniversite mezunu yeni genç işsizler ekleniyor. Gelecek umutlarını yitiren gençler çareyi başka diyarlarda arıyor. Emekçilerin ücretlerinden kesilerek oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu, asıl sahipleri olan işçilerin yarasına merhem olmak yerine, “teşvik” adı altında sermayeye peşkeş çekiliyor. Emekliler, açlık sınırının altındaki asgari ücretin yüzde 30 aşağısında kalan sefalet aylıklarıyla yaşam savaşı veriyor.

Dünyada işçilerin çalışma ve yaşam koşulları kötüleşti

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2026 raporu (2); küresel işgücü piyasalarındaki iyileşmenin sonlandığı ve belirsizliğin hâkim olduğu karanlık bir tablo çiziyor. 2026 yılında 2,1 milyar işçinin kayıt dışı istihdama mahkûm olacağı öngörülürken, çalışan yoksulluğuyla mücadeledeki ilerlemenin son 10 yıla kıyasla çok yavaşladığı ve yaklaşık 284 milyon işçinin aşırı yoksulluk sınırının altında ücretlerle geçinmeye çalıştığı görülüyor.

Kadınlar, işgücüne katılımda ciddi engellerle karşılaşmaya devam ederken, gençlerin eğitim ve istihdam dışında kalma oranlarındaki artış ve yapay zekâ kaynaklı otomasyon riskleri gelecek nesillerin istihdam alanlarını tehdit ediyor. İşyerinde yapay zekâ destekli algoritmik yönetim biçimlerinin iş hukuku normlarını nasıl aşındırdığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini nasıl esnettiği giderek daha net görülüyor. Reel ücretlerin yüksek enflasyon karşısında erimesi, işgücü verimlilik artışlarının ücret artışına yansıtılmaması, insana yakışır iş açığının önümüzdeki süreçte daha da derinleşeceğini gösteriyor. Küresel Güney’de yoğunlaşan bu açık, uluslararası sosyal politika standartlarının yerel ölçekte ne kadar yetersiz uygulandığının da bir göstergesi niteliğinde.

Toplumsal cinsiyet eşitliği olmayan bir düzen

Kadın işçiler, dünya genelinde, aynı sektörlerde ve eşit işlerde erkek işçilerden ortalama yüzde 23 daha az ücret alıyor. Kadın işçilerin yüzde 75’i (600 milyon) her türlü yasal haktan yoksun bir biçimde kayıt dışı çalıştırılıyor. Kadınların ev işleri, çocuk bakımı gibi karşılığı ödenmemiş emeklerinin yıllık değeri ise 10 trilyon doları buluyor (dünya yıllık hasılasının yaklaşık onda biri kadar).

Yani kadınlar ücretli emeklerinin 10 katı kadar da ücretsiz çalıştırılıyor. Üstelik erkeklerden daha uzun saatler ve ortalama çalışma ömürlerinde 4 yıl daha fazla çalışıyor. Dünyadaki 781 milyon okuryazar olmayan insanın üçte ikisi kadınlardan oluşuyor ve bu oran son 20 yıldır hiç değişmedi. 153 ülkedeki yasalar ekonomik olarak kadınlara karşı ayrımcılığa izin veriyor. 18 ülkede ise erkekler eşlerinin çalışmasını yasal olarak önleyebiliyor. Dünya çapında her 3 kadından 1’i yaşamları boyunca şiddete ya da tacize uğruyor (3).

Bu tablo, çalışma yaşamında cinsiyete dayalı ayrımcılığın sadece istihdam pratiklerinde değil, mevcut iş mevzuatlarının uygulanmasındaki eksikliklerde ve ataerkil kapitalist üretim ilişkilerinin köklerinde yattığını kanıtlıyor.

Türkiye’nin 2025 yılı toplumsal cinsiyet eşitliği karnesine bakıldığında, ülkenin Avrupa ortalamasının çok uzağında kaldığı açıkça görülüyor (4). Avrupa bölgesindeki 40 ülke arasında sonuncu olan Türkiye, küresel ölçekteki 148 ülke arasında ise ancak 135. sırada yer bulabiliyor. Genel skoru yüzde 63,3 olan Türkiye’yi, 16 yıldır zirvede yer alan ve cinsiyet eşitliğinde yüzde 92,6 skora ulaşan İzlanda gibi ülkelerle kıyasladığımızda, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne kadar belirginleştiği daha iyi anlaşılıyor. Özellikle sendikal örgütlenmede ve toplu iş sözleşmesi süreçlerinde kadın temsiliyetinin zayıflığı, bu eşitsizliğin kurumsal düzeyde de yeniden üretilmesine neden oluyor.

Kendi içinde parçalara ayrılmış bir işçi sınıfı

Kapitalizm bir yanda az sayıda servet zengini yaratırken, diğer yanda, öncesinde işçi olmayan bazı insanlar, bırakın sınıf atlamayı, giderek artan bir şekilde proleterleşiyor ve mülksüzleşiyor. Bu süreç dünyanın her yerinde yaşanıyor.

İşçiler arasında erkek-kadın ayrımının yanı sıra, ulusal ve inançsal kimliklerine göre de ayrımcılık yapılıyor. Örnek olarak, Beyaz işçiler diğer işçilerden, yurttaş işçiler göçmenlerden, baskın ulusal kimliğe sahip işçiler diğer kimliklere sahip işçilerden daha iyi ücretler alıyor.

Başka bir anlatımla, gelinen nokta itibarıyla işçi sınıfı kendi içinde katmanlara bölünmüş bir durumda. En tepede çok az sayıda en iyi konumdakiler, altında kısmi de olsa güvenceli ücretlere sahip işçiler, onların altında serbest çalışan meslek sahibi emekçiler, sonra çekirdek işçi sınıfı, onların altında güvencesiz ve kötü koşullarda istihdam edilen prekarya ve en altta da “sınıf altı” olarak da tabir edilen lümpen prekarya yer alıyor (5). Bu parçalanma, işçi sınıfının kolektif hareket etme kabiliyetini kırarken, sermayenin “böl ve yönet” stratejisini kolaylaştırıyor.

İşçiler işlerini kaybediyor

Dünya genelindeki robot sayısı hızla artıyor ve bu robotlar giderek işçilerin yerini alıyor, bu da özellikle imalat sektöründe ciddi istihdam kayıplarına neden oluyor.

Örneğin, Oxford Martin School tarafından yapılan bir araştırma ABD’deki işlerin yarısına yakınının mekanize olabileceğini öne sürerken (6), Dünya Ekonomik Forumu 2025 yılında yayınladığı ‘İşlerin Geleceği Raporu’nda 2030 yılına kadar 92 milyon işin ortadan kalkacağını öngörüyor (7). Diğer yandan işler tümüyle robotlara devredilmese de bu süreçte geriye kalan işlerin düşük ücretli, daha az sorumluluk ve beceri gerektiren “niteliksiz” işlere dönüşeceği vurgulanıyor. İşe alımlardan işten çıkarmalara kadar her aşamada algoritmik yönetimin yaygınlaşması ve oyunlaştırma uygulamalarının getirdiği denetim ve performans baskısı dijital çağın en büyük tehlikeleri olarak karşımıza çıkıyor.

Dahası, platform tekellerinin işçileri, “bağımsız yükleniciler” kılıfıyla güvencesizliğe ve parça başı ücretlere mahkûm etmesi, emek sömürüsünü derinleştiriyor. “Esnaf kurye” veya “serbest çalışan” (freelancer) modeli gibi yeni çalışma biçimleri, işçi-işveren arasındaki hukuki bağı (bağımlılık unsurunu) muğlaklaştırarak sosyal güvenlik ağlarını devreden çıkarmaya hizmet ediyor. Çalışma mekânlarının geleneksel ortak alanlardan yalıtılması, işçiler arasındaki kolektif dayanışmanın zayıflatılmasını beraberinde getiriyor: Sermaye sırf sendikal mücadeleyi kırmak amacıyla otomasyonu stratejik bir silah olarak devreye sokuyor.

İşçilerin milli gelirden aldığı pay azaldı

Türkiye ekonomisi 2025 yılının son çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 3,4 oranında büyüdü. Ancak burada sorulması gereken asıl soru; emeğiyle geçinenlerin bu büyümeden pay alıp almadığı ve büyüme ile birlikte refah düzeyinde olumlu bir değişim olup olmadığıdır. Ne var ki, aynı dönemde Türkiye’de elde edilen her 100 TL’lik gelirden emeğin aldığı pay 33,7 TL iken, sermayenin aldığı pay 49,1 TL’ye yükseldi (8). Bunun anlamı; gelir bölüşümünde emek aleyhine bir bozulmadır.

Dahası, emeği koruyan yasal düzenlemelerden giderek vazgeçilmesi sonucunda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede gelir dağılımı adaletsizliği daha da arttı. Nitekim gelir dağılımı eşitsizliği ölçütlerinden olan Gini katsayısı (0’a yakın olması eşitliği, 1’e yakın olması eşitsizliği ifade eder), TÜİK tarafından 0,410 olarak tahmin ediliyor (9). En zengin yüzde 20’lik kesimin toplam gelirin yarısına yakınını elde ettiği Türkiye’de gelir eşitsizliği yüksek seyrini korumaya devam ediyor. Aşağıdaki grafiklerde ise ülkedeki gelir ve servet dağılımı adaletsizliğinin nasıl giderek arttığı görülüyor.

(Kaynak: https://wid.world)

Türkiye işçi sınıfının koşulları kötüleşti

Resmi sendikalaşma oranı yüzde 14,5 olarak duyurulsa da, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin oranı yalnızca yüzde 9,6 düzeyinde ve bu oran özel sektör işçileri söz konusu olduğunda yüzde 4,3’e düşüyor. Grev ertelemeleri kılıfı altında uygulanan fiili grev yasakları, emeğin milli gelirden aldığı payın erimesindeki en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye’de işçi sınıfının ve dar gelirli hane halklarının, yüksek enflasyon ve yetersiz sosyal koruma nedeniyle ciddi bir ekonomik baskı altında olduğu da bir gerçek. OECD’nin Türkiye raporuna göre (10); en düşük gelirli yüzde 10’luk dilimde yer alan haneler, bütçelerinin yaklaşık üçte ikisini gıda ve konut gibi temel ihtiyaçlara ayırmak zorunda kalırken, bu oran en üst gelir grubundaki hanelerin harcamasının iki katına tekabül ediyor. Diğer yandan emeklilik dışı sosyal koruma harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 1,4 ile OECD medyanı olan yüzde 5,6’nın çok altında ve örgüt bazındaki en düşük seviye olarak kaydediliyor. Ayrıca, iki çocuklu bir hane üzerindeki vergi yükünün OECD ortalamasının iki katına ulaşması ve en yoksul kesimdeki çocukların kreş hizmetlerinden yararlanma oranının sadece yüzde 0,4’te kalması; bir yönüyle kadınların ücretli istihdama katılımını engellerken, diğer yandan işçi sınıfının ekonomik şoklara karşı savunmasızlığını artırıyor.

Rapor, Türkiye’nin diğer OECD ülkeleriyle arasındaki gelir uçurumunun kalıcılaştığını ve istihdamdaki yapısal sorunların derinleşerek devam ettiğini de açıkça ortaya koyuyor. İşçi başına potansiyel büyüme yavaşlarken verimlilik düşük seyrediyor; sermaye ise bu yapısal krizin faturasını, işçinin çalışma ve yaşam koşullarını daha da ağırlaştırarak kesiyor.

Gerçek işsizlik yüzde 31’i aştı

Türkiye’de istihdam edilenlerin sayısı 32 milyon 158 bin kişi iken, bunun 15 milyon 501 bini ücretli çalışanlardan oluşuyor (11). Resmi dar tanımlı işsizlik oranları 0,3 puan gerilemeyle 8,1’e düşmüş gibi sunulsa da bu veriler gerçeği yansıtmıyor (12). Ümidi kırılanları, eksik istihdam edilenleri ve çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayanları kapsayan geniş tanımlı (âtıl) işsizlik oranı yüzde 31’i aşarak milyonlarca emekçiyi kronik bir yoksulluğa mahkûm ediyor.

Özellikle kadın emekçilerin durumu çok daha vahim. Sermaye, ücretsiz ve nitelikli çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerinin yokluğunda, kadın emeğini ev içi ücretsiz bakıma hapsederek ve kadınları çalışma hayatında en güvencesiz, örgütsüz alanlara iterek çifte sömürü mekanizmasını ayakta tutuyor.

Emeğin milli gelirden aldığı paydaki azalma ise hız kesmeden sürüyor: 1999’da yüzde 50 civarında olan ücret gelirlerinin milli gelir içindeki payı yıllar içinde düşerek yüzde 30’lar seviyesine çakılmış durumda. Vergi yükü, zaten adaletsiz gelir vergisi nedeniyle yoksullaşmış olan işçi sınıfının sırtına, bir de dolaylı vergiler üzerinden bindiriliyor.

Diğer yandan dünya genelinde mevcut milyoner sayısına 680.000’den fazla dolar milyoneri eklenirken (2024), milyoner artışında en yüksek oran, yüzde 8’i aşan Türkiye’de gerçekleşti (13). Bu tablo, ülkedeki hem gelir hem de servet bölüşümündeki adaletsizliğin doğrudan bir yansımasıdır.

Bir başka düzene ihtiyaç var

Düşük ücretlerin, artan eşitsizliklerin, yoksulluğun ve kriz sonrası uygulanan emek karşıtı kemer sıkma politikalarının kapitalist dünyada yabancı düşmanlığını, ırkçılığı, şovenizmi ve bunlar üzerinden şekillenen aşırı sağ otoriter popülizmi yükseltmekte olduğunu görüyoruz. Öyle ki ana akım burjuva partilerinden umudunu kesen mutsuz yığınlar otoriter popülist, faşist liderlerin peşine takılıyor.

Diğer yandan popülizmin ne 1970’lerdeki ne de günümüzdeki otoriterlikle güçlendirilmiş neo-liberal popülist biçiminin kapitalizmin artık tamir edilemez düzeye gelen defolarını gidermeye yetebileceği, son 40 yıllık deneyimlerden anlaşılıyor.

Özcesi, başta işçi sınıfı olmak üzere, tüm ezilenlerin gerçekten bayram edecekleri yeni bir toplumsal sisteme ihtiyaç var. Bu (bazı filozoflarca “Kapitalizm Ötesi Toplum” gibi belirsiz bir biçimde tanımlansa da), ücretli emek sömürüsü başta olmak üzere her türlü sömürünün, ezme ve ezilme ilişkisinin ortadan kaldırıldığı bir sistem olmak zorunda.

Yani emeğe, kadına, çocuğa, engelliye, doğaya, hayvana dost; farklı kimliklere ve inançlara saygılı ve eşitlikçi, verimli, israfçı olmayan adaletli bir bölüşümü hedefleyen özgürleştirici bir sosyo-ekonomik düzeni, yani bu yüzyılın sosyalizmini kurmaya ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç var oldukça, 1 Mayıs’lar uluslararası işçi sınıfı ve emekçi halkların birlik, dayanışma ve mücadele günü olmaya devam edecektir.

Bahar Geliyor: Sınıf Uyanıyor!

2026 yılının 1 Mayıs’ını ülkenin dört bir yanında devam etmekte olan ya da kazanımla sonuçlanan grev ve direnişlerle karşılıyoruz. Bunların başında Eskişehir ve Ankara Beypazarı’nda faaliyet gösteren Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik işçilerinin beş ay boyunca ücretlerini, tazminatlarını ve özlük haklarını alamadıkları için başlattıkları ve zaferle sonuçlanan direnişleri geliyor. Madenciler 15 gün önce Ankara’ya yürümüş; Kurtuluş Parkı’nda açlık grevine başlamışlardı. Emek ve meslek örgütlerinin, siyasal partilerin ve halkın desteğini de alan maden işçilerinin kararlı direnişi sonucunda geri adım atmak zorunda kalan holding, madencilere haklarını eksiksiz ödeyeceğini taahhüt etti.

Diğer yandan, Özel İtalyan Lisesi öğretmenlerinin lise yönetiminin adaletsiz ücret politikalarına ve çalışma barışını zedeleyen uygulamalarına karşı başlattığı grev 90. gününe yaklaştı. Sürmekte olan grevin temelinde yatan tek sebep basit bir ücret zammı talebi değil. Lise bünyesinde görev yapan Türkiyeli öğretmenler, İtalyan meslektaşları karşısında maruz kaldıkları ayrımcı muameleye, sistematik maaş eşitsizliğine ve yıllardır tek başlarına üstlendikleri ağır iş yüküne karşı onurlu bir itirazda bulunuyor. Sürecin demokratik haklar bakımından en vahim boyutu ise Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) tutumu oldu. Özel İtalyan Lisesi yönetimi, çözümü masada aramak yerine, MEB’in hukuka aykırı ve taraflı müdahalesini arkasına aldı. Bakanlık, grevdeki öğretmenlerin yerine geçici öğretmen görevlendirmeleri yaparak açık bir grev kırıcılığı yaptı. Ancak grevdeki öğretmenler kararlı. Türkiye işçi sınıfı tarihinde bir ilk olma niteliği taşıyan ve bugüne dek hiçbir özel öğretim kurumunda hayata geçirilememiş olan bu onurlu grevden alınacak çok ders var.

Temel Conta fabrikasında 500 günü aşkın süredir sendikal hakları için direnen işçilerden, dünya markalarına üretim yapan Türkiye’nin en büyük kot ihracatçısı Şık Makas’ta, Ekim 2025’ten bu yana, büyük bir mücadele örgütleyen işçilere kadar direnişteki emekçilerin sesleri birleştikçe güçleniyor.

Özetle, Digel Tekstil, Karesi Tekstil, Divriği Madeni, Mersin Limanı, Bekaert, Sivas Demir Çelik, Gabar Petrol başta olmak üzere ülkenin dört bir yanındaki işçiler, hakları için direnmeyi sürdürüyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu yerel direniş pratikleri, kulağımıza emeğin sömürüsüne karşı gelişen kolektif bilinci fısıldıyor.
Ve 1 Mayıs’a giderken; adil, eşitlikçi ve insan onuruna yaraşır bir sosyoekonomik düzenin ve gerçek bir halk demokrasisinin, işçi sınıfının toplumun diğer ezilenleriyle dayanışması ve birlikte mücadelesiyle inşa edileceğine dair umudumuz pekişiyor.

Anahtar sözcükler: 1 Mayıs 1886, Doruk Madencilik, Grev, İşçi sınıfı, Mücadele, Özel İtalyan Lisesi, Tez-Koop-İş Sendikası.

Dipnotlar:
(1) https://inequality.org/article/how-organizers-are-building-the-infrastructure-behind-may-day (23 Nisan 2026).
(2) ILO, World Employment and Social Outlook: Trends 2026, https://www.ilo.org (10 Nisan 2026).
(3) https://www.oxfam.org/en/even-it/why-majority-worlds-poor-are-women, January 2019 (10 Nisan 2026).
(4) World Economic Forum, Global Gender Gap Report 2025, June 2025. https://www.weforum.org/publications/global-gender-gap-report-2025 (1 Şubat 2026).
(5) Guy Standing, The Corruption of Capitalism, Biteback Publishing, 2017, s. 27.
(6) Oxford Martin School, Technology at work V.2.0: The future is not what it used to be, 2016, https://oms-www.files.svdcdn.com/production/downloads/reports/Citi_GPS_Technology_Work_2.pdf (16 Haziran 2025).
(7) World Economic Forum, Future of Jobs Report 2025 Insight Report, January 2025, https://reports.weforum.org/docs/WEF_Future_of_Jobs_Report_2025.pdf (16 Haziran 2025).
(8) TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, IV. Çeyrek: Ekim-Aralık 2025 (27 Nisan 2026).
(9) TÜİK, Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2025 (27 Nisan 2026).
(10) OECD, Economic Surveys: Türkiye 2025, April 2025/8, https://www.oecd.org/content/dam/oecd/en/publications/reports/2025/04/oecd-economic-surveys-turkiye-2025_fa62886d/d01c660f-en.pdf (11 Nisan 2026).
(11) TÜİK, Ücretli Çalışan İstatistikleri, Şubat 2026, https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press (29 Nisan 2026).
(12) TÜİK, İşgücü İstatistikleri, Mart 2026, https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press (29 Nisan 2026).
(13) UBS, Global Wealth Report 2025, https://www.ubs.com/global/en/wealthmanagement/insights/global-wealth-report.html (27 Nisan 2025).

HABER MERKEZİ

İlgili Haberler

Bahçeli Erdoğan görüşmesi başladı
Gündem

Bahçeli Erdoğan görüşmesi başladı

30 Nisan 2026
1 Mayıs’a Giderken Sefalete ve Sömürüye Karşı Yaşasın Haklı Mücadelemiz!
Gündem

1 Mayıs’a Giderken Sefalete ve Sömürüye Karşı Yaşasın Haklı Mücadelemiz!

30 Nisan 2026
Öğretmenin sürgün edilmesine tepki
Gündem

Öğretmenin sürgün edilmesine tepki

30 Nisan 2026
Ataşehir’de başkanvekilliğine CHP’li Güneş seçildi
Gündem

Ataşehir’de başkanvekilliğine CHP’li Güneş seçildi

30 Nisan 2026
ABD ordusu İran’ı hipersonik füzeyle vurmaya hazırlanıyor
Gündem

ABD ordusu İran’ı hipersonik füzeyle vurmaya hazırlanıyor

30 Nisan 2026
İstanbul’da 1 Mayıs’ta hangi yollar kapalı
Gündem

İstanbul’da 1 Mayıs’ta hangi yollar kapalı

30 Nisan 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Nükleer Tehlike Kapıda
Politika'dan Yorum

Nükleer Tehlike Kapıda

Politika Haber
6 Nisan 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

Bahçeli Erdoğan görüşmesi başladı

Bahçeli Erdoğan görüşmesi başladı

30 Nisan 2026
1 Mayıs’a Giderken Sefalete ve Sömürüye Karşı Yaşasın Haklı Mücadelemiz!

1 Mayıs’a Giderken Sefalete ve Sömürüye Karşı Yaşasın Haklı Mücadelemiz!

30 Nisan 2026
Mustafa Durmuş: 140 yıl sonra 1 Mayıs’ta Dünya ve Türkiye işçi sınıfının durumu

Mustafa Durmuş: 140 yıl sonra 1 Mayıs’ta Dünya ve Türkiye işçi sınıfının durumu

30 Nisan 2026
Öğretmenin sürgün edilmesine tepki

Öğretmenin sürgün edilmesine tepki

30 Nisan 2026
Ataşehir’de başkanvekilliğine CHP’li Güneş seçildi

Ataşehir’de başkanvekilliğine CHP’li Güneş seçildi

30 Nisan 2026
ABD ordusu İran’ı hipersonik füzeyle vurmaya hazırlanıyor

ABD ordusu İran’ı hipersonik füzeyle vurmaya hazırlanıyor

30 Nisan 2026
İstanbul’da 1 Mayıs’ta hangi yollar kapalı

İstanbul’da 1 Mayıs’ta hangi yollar kapalı

30 Nisan 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!