Hür Dava Partisi (HÜDA-PAR) 14 Mayıs’ta yapılacağı kesinleşen Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde Cumhur İttifakı’nı (Cİ) destekleyeceğini açıkladı. Bu açıklamadan sonra, HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun geçtiğimiz yıl katıldığı bir programda Hizbullah’la ilgili “Türkiye Cumhuriyeti’ne göre Hizbullah terör örgütü olabilir ama bana göre bir terör örgütü değil” açıklaması, partinin Hizbullah’la ilişkisi, Cİ’ye katılmasının seçim sürecinde bölgede olası şiddet eylemlerinin yaşanabileceğine dair tartışmaları da başlatmış oldu.
Sosyal medyada HÜDAPAR’ın Hizbullah’ın devamı olduğuna dair paylaşımlara ““#Cumhurİttifakı’na #HüdaPar’ın dahil edilmesi #Hüzbullah’la, yani terörle işbirliği yapmakmış. Bu tepkinin “#HDP ile bir araya geliyorlar onlar terörist” tepkisinden farkı ne?” niye tepki gösterenler oldu.
Hizbullah’ın kuruluşu, devletle bağı, gerçekleştirdiği cinayetler, sorumlulularının tahliye edilmesi sonrası sürdürdükleri faaliyetler ve HÜDAPAR’ın kuruluşu birçok noktası “gizli” kalmış bir zincirin parçası. HÜDAPAR’a yakın internet sitesinde Mehmet Özcan da “HÜDA PAR, İslam coğrafyasını geçmişten bu yana tahakkümleri altında tutmaya çalışan küresel emperyal güçlerin yerli taşeronlarına karşı yarım asra yakındır Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu illerinde Müslüman kimliğiyle mücadele veren, canlarıyla bedel ödemiş bir yapı” olarak tanımlıyor. Bu “yarım asır” vurgusunun açıkça Hizbullah geçmişini sahiplenmenin bir ifadesi.
Hizbullah’ın kuruluşu
Hizbullah, Ortadoğu’da birçok ülkede İran İslam Devrimi’nden esinlenerek kurulan bir örgüt. Türkiye’de 1979’da İran İslam Devrim’inden etkilenen Abdulvahap Ekinci tarafından Diyarbakır’da kuruldu. Vahdet Grubu olarak tanınan grubun daha sonra ikiye bölündüğü bilinmektedir. Vahdet Grubu’ndan Fidan Güngör liderliğinde ayrılanlar, Menzil Grubu’nu kurdular. Batman doğumlu Hüseyin Velioğlu da İlim Grubu’nu kurdu ve başına geçti.
Örgütün ilk eylemleri 1984 yılından itibaren İstanbul’da market ve kuyumculara yönelik soygunlar oldu. Hizbullah’ın adı da ilk kez Ekim 1984’te Şişli’de gerçekleştirilen bir kuyumcu soygunundan sonra duyuldu. Bu soygundan sonra düzenlenen operasyonlarda Hizbullah militanları gözaltına alındı. Bu isimler arasında sonrasında Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç ve diğer aydın cinayetlerini gerçekleştirmekten yargılanacak olan İrfan Çağrıcı da vardı.
Silahlı mücadele yürütülmesi gerektiğini savunan Hüseyin Velioğlu’nun 1987’de örgütten koparak Batman’a yerleşmesinden sonra Hizbulla’ın adı da daha bilinir hale geldi. Batman’da İlim Kitabevi’ni kuran Hüseyin Velioğlu, PKK’ya karşı silahlı mücadele vermeyi savunuyordu. Diyabakır’da Bağlar ve Silvan, Mardin ve Urfa örgütün örgütlendiği yerler olarak öne çıktı.
1993-1996 yılları arası dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Mehmet Ağar, Sedat Bucak, Abdullah Çatlı ve JİTEM gibi oluşumlarca yürürlüğe sokulan “düşük yoğunluklu savaş konsepti”nin en sert uygulandığı yıllardı. Bu yıllarda en az 1,352 olarak kişinin kaybedildiği, yaklaşık dört bin köyün boşaltıldığı yıllardır. Aynı dönemde Hizbullah’ın da cinayetleri başlamıştır. 1992-1995 yılları arasında Batman’da kaçırılıp kaybedilenlerin önemli bir bölümünü din adamları oluşturuluyordu. Hizbullah, Menzil grubuna yönelik de cinayetler işledi. Diyarbakır’da yaşanan çatışmalarda yaşamını yitirenlerin sayısı, çoğunluğu Menzilcilerden olmak üzere yaklaşık 200 kişi olarak açıklanıyor. Menzil grubunun lideri Fidan Güngör de 1994’te kaçırıldıktan sonra kaybedildi.
4 Eylül 1993’de HEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın Batman’da öldürülmesi Hizbullah’ın üstlendiği en önemli cinayetlerden biri oldu. Kutlu Savaş, Susurluk Raporu’nda cinayetin tetikçilerinin “JİTEM ekibi” olarak anılan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, itirafçılar Alaattin Kanat, Mesut Mehmetoğlu ve İsmail Yeşilmen olduğunu öne sürdü.
Hizbullah çok sayıda gazeteciyi de öldürdü. 16 Şubat 1992’de, “2000’e Doğru” dergisinin kapağında “Hizbullah, Çevik Kuvvet merkezinde eğitiliyor” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde görgü tanıklarının ve Hizbullah sempatizanlarının verdiği bilgiler doğrultusunda, örgüt üyelerinin Diyarbakır’daki çevik kuvvet merkezinde eğitim gördükleri ileri sürülmüştü. Haberi yapan 2000’e Doğru dergisi Diyarbakır Temsilcisi Halit Güngen 18 Şubat 1992 kafasına ateş edilerek öldürüldü. 1992 yılı içerisinde Yeni Ülke muhabiri Cengiz Altun, Özgür Gündem muhabirleri Hafız Akdemir, Yahya Orhan ve Çetin Ababay, Hizbullah tarafından öldürüldü. Devlet ve Hizbullah ilişkilerinden bahseden haftalık Gerçek dergisinin Diyarbakır temsilcisi Namık Tarancı ise, 20 Kasım 1992’de iş yerine giderken vurularak öldürülmüştü.
Öldürülenler arasında kendisini “İslamcı Feminist” olarak tanımlayan Konca Kuriş ve İstanbul’da Said Nursî çizgisindeki Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım gibi isimler de vardı.
Hizbullah ile Devlet bağlantısı
1993’te, TBMM’de, Faili Meçhul Cinayetler Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Yayınladıkları rapor, birçok önemli bilgiyi ihtiva ediyordu.Rapordan bir başka bölüm: “27 Temmuz 1993’te, Batman Emniyet Müdürlüğü’nde, komisyonumuza bilgi veren Emniyet Müdürü ve Vali yardımcısı, Batman’a bağlı Gercüş ilçesinin Sekü, Gönüllü ve Çiçekli köyleri bölgesinde, Hizbullah örgütünün bir kampı bulunduğunu ve yöredeki askeri birliğin bu kampa yardımcı olduğu yönünde haberler aldıklarını, bu kamplarda Hizbullah örgütü mensuplarının siyasi ve askeri olarak eğitildiğini beyan etmişlerdir. Komisyonumuza mezkûr açıklamayı yapan İl Emniyet Müdürü (Öztürk Şimşek), kısa sürede merkezde pasif bir göreve alınmıştır.”
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı tarafından 2000 yılında Hizbullah militanlarıyla ilgili hazırlanan davanın iddianamesinde “Hizbullah, PKK terör örgütünün Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki hakim olduğu dönemlerde yaygın olan şiddet ve terör olaylarına bir tepki olarak ortaya çıkan fiildir” deniliyordu. Eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, Hizbullah’ın eylemlerinin en yoğun olduğu dönemde kendisine örgütü soran gazetecilere “Hangi Hizbullah? Bir İran’daki Hizbullah vardır. Bir de PKK’nın baskınlarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar vardır” dedi.
TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu üyesi Fikri Sağlar, Siyah-Beyaz gazetesiyle yaptığı bir röportajda, ordunun Hizbullah’ı sadece kullanmakla kalmadığını, aynı zamanda bu örgütü kurup sponsorluğunu da yaptığını söylemiştir. Bu kararın 1985 yılında alındığından da söz eder.
Hizbullah-Derin devlet ilişkisini anlatan JİTEM’in kurucularından Binbaşı Ersever bir söyleşisinde şunları söylüyordu:
‘Hizbullah’ın tetikçileri itirafçılar; Hizbullah ile bağlantıda olan iki kişi Alaattin Kanat ile Adem Yakın’dı. Bunların bize hep söylediği şu olmuştur; ‘Hizbullah PKK’nın düşmanıdır. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur. Güvenlik güçleri kesinlikle Hizbullah ile uğraşmasın, onun yolunu açsın’. Adamların dediği de oldu. Güvenlik kuvvetleri Hizbullah’ı koruyup güçlendirmişlerdi. Hizbullah’ın tetikçilerinin çoğu itirafçıdır.’
Hizbullah üzerine yapılan araştırmaların ve yazılan kitapların çoğunda örgütün tasfiyesi ile JİTEM’in lağvedilmesinin paralel olduğu bilgisi yer alıyor. “Susurluk Kazası”yla ortaya çıkarılan siyaset-mafya-asker bağlantılarından sonra, JİTEM ve özel hareket polislerinin uyuşturucudan silah kaçakçılığına kadar suçlarının açığa çıkması, Çiller-Güreş ekibinin tasfiye edilmesiyle sonuçlandı. Süleyman Demirel deyimiyle “devletin bağırsaklarını temizlediği” Susurluk Soruşturmaları, devletin o zamana kadar yürüttüğü “düşük yoğunluklu savaş konsepti”nin ve bu konsept çerçevesinde geliştirilen aktörlerin de tasfiyesi ya da görev yeri değiştirmesi anlamına geliyordu. Mehmet Ağar’ın “bin tane operasyon yaptık, bir tuğla çekersem devlet yıkılır” diyerek TBMM Araştırma Komisyonu’na ifade bile vermediği bu sürecin bir parçası olarak da Hizbullah operasyonları yapıldı. 2000 yılına gelindiğinde polis, yaklaşık iki bin kişi gözaltına almış ve bunların yarısı tutuklanmıştı. Bunların verdiği bilgiler ışığında 75 faili meçhul cinayet çözüldü. 17 Ocak 2000 günü İstanbul’da Beykoz’da üç katlı bir eve düzenlenen operasyonda Hizbullah’ın lideri Hüseyin Velioğlu öldürüldü. Örgütün iki ve üç numaralı isimleri Edip Gümüş ve Cemal Tutar ise sağ yakalandı.
Bu operasyondan sonra Hizbullah’ın tamamen bitirildiği ilan edildi ama bu olaydan bir yıl sonra 24 Ocak 2001 günü Okkan ve koruma ekibi Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne beş yüz metre yakınında öldürüldü. Saldırıyı 20 tetikçinin 16 kalaşnikof silahla birlikte aynı anda düzenlediği tespit edildi. Suikasttan sonra Hizbullah militanı olduğu açıklanan 26 isim hakkında gözaltı kararı verildi. Bir kısmı gözaltına alınıp, tutuklanan bu isimlerin yargılanması yıllarca sürdü. Ceza alan isimlerin hepsi de zamanla tahliye oldu.
Hizbullah mahkemesi Aralık 2009’da sonuçlandı. Militan faaliyetler yaptıkları öne sürülerek tutuklanan Hizbullah’ın 23 üyesi, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan, mahkeme kararı olmaksızın tutuklu kalma süresini 10 yıl ile sınırlayan tasarı değişikliği doğrultusunda, 4 Ocak 2011’de tahliye edildi. Edip Gümüş’ün yurtdışına çıktığı biliniyor.
Edip Gümüş, Hizbullah adına hala yurtdışından açıklamalar yapmaya devam etmektedir. Doğruhaber.com.tr sitesinde sık sık Hizbullah Cemaati Rehberi olarak açıklamalarına yer verilmekte, ropörtajları yayınlanmaktadır. Örneğin Cemaatin kurucu lideri Hüseyin Velioğlu’nun şehadetinin ölüm yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı mesajında olay gününe dair bilgiler ve “HAMAS ve İslami Cihad hareketleri ve destekleyicileri ile dayanışma içinde olmalıyız” gibi çağrılarda bulunup, taraftarlarına tavsiyelerde bulunmaktadır.
HÜDAPAR’ın kurulması
HÜDA PAR ise 19 Aralık 2012’de kuruldu. Partinin kurucu genel başkanı olan Mehmet Hüseyin Yılmaz, kapatılan Mustazaflar ile Dayanışma Derneği’nin (Mustazaf-Der) de başkanıydı. Dernek, Hizbullah ile ilişkisi nedeniyle Mayıs 2012’de Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kapatılmıştı. Yılmaz’dan sonra başkanlığa gelen Zekeriya Yapıcıoğlu, beş yıl aralıksız bu görevini sürdürdü. 2018’de başkanlık görevinden ayrılan Yapıcıoğlu, 2 Haziran 2021’de yeniden başkan seçildi.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1988’de mezun olan Yapıcıoğlu, 7 Haziran 2015 seçimlerine Diyarbakır’dan bağımsız aday olarak girmiş ve il genelinde oyların yüzde 3,2’sini (22 bin 923 oy) almıştı. Zekeriya Yapıcıoğlu, Hizbullah davasında yargılanan bazı sanıkların savunmalarına da katıldı.
HÜDAPAR, Anayasa’dan “Türk vatandaşlığı” kavramının kaldırılmasını, “Eyalet sistemi”, “özerklik” ve “federasyon” modellerinin serbestçe tartışılabilmesini savunuyor. “Vicdani red” hakkını savunan parti, devletin Şeyh Said ve Said Nursi için özür dilemesini istiyor. “Laiklik” ve “Türklük” üzerine kurulan Cumhuriyetin Kürtlere ve Müslümanlara eziyet yaptığını iddia ediyor.
Bununla birlikte Hizbullah’la olan bağını hiçbir zaman inkar etmedi. Hizbullah lideri Edip Gümüş’ün açıklamalarını yayınlayan ve HÜDAPAR’a yakın internet sitesinde Mehmet Özcan da “HÜDAPAR, İslam coğrafyasını geçmişten bu yana tahakkümleri altında tutmaya çalışan küresel emperyal güçlerin yerli taşeronlarına karşı yarım asra yakındır Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu illerinde Müslüman kimliğiyle mücadele veren, canlarıyla bedel ödemiş bir yapı” olarak tanımlıyor. Bu “yarım asır” vurgusunun açıkça Hizbullah geçmişini sahiplenmenin bir ifadesi.
HM

















