Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu(KESK) İzmir Şubeler Platformu, “Barışı konuşuyoruz: Ortadoğu’da ve ülkemizde sorunlar-çözümler” konulu panel düzenledi. Karşıyaka Çarşı Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelin modertörlüğünü Akademisyen Lülüfer Körükmez yaparken konuşmacı olarak Gazeteci Yazar Nuray Sancar, Gazeteci İbrahim Varlı ve Gazeteci Yüksel Genç katıldı.
İlk olarak konuşan Gazeteci Yazar Nuray Sancar, 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra sosyalist bir bloğun oluşmasının belli ölçüde emperyalist devletleri terbiye ettiğini belirtti. Eski dünyanın kuruluş biçimlerinin değiştiğini aktaran Nuray Sancar, “NATO içinde yapılan tartışmalara baktığımızda gördüğümüz tabloda olduğu gibi egemenlik hakları gibi demokrasiyi ve rejim biçimlerinin artık iptal olduğunu, iptal olmak üzere olduğunu görüyoruz. 90’lı yıllarda özellikle Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra bir sınıf hareketlerinin yeniden başlamasından sonraki süreçte, denildi ki artık dünyada emperyalizm diye bir şey yok. Emperyalizm artık kavram haline geldi. Ve dolayısıyla artık ülkeler birbirleriyle karşılıklı bağımlılık içindeler. Bu karşılıklı bağımlılık ticaret kanallarının açılmasıydı. Amerika Birleşik Devletleri’nin(ABD) NATO’da topladığı Atlantik ülkelerinin ortaklaşa oluşturduğu hegemonik düzenin göreli bir gerileme içinde olduğunu görüyoruz. Dünya yeniden iki kutba ayrıldı. Bu eskisi gibi bir tarafta sosyalizmin, bir tarafta kapitalizmin olduğu bir dünya değil. İki emperyalist kutbun artık kendilerini terbiye eden güçlerin zayıfladığı koşullarda oraya çıkardığı bir kutuplaşma. Bir tarafta Çin ve Rusya emperyalizminin olduğu ve bunların etrafında toplanmış ülkelerin bulunduğu bir dünya. Diğer tarafta da yine çelişkili bir birlik halinde olan Amerika Birleşik Devletleri’nin başını çektiği ama karşılıklı olarak sürekli olarak birbirleriyle bu ittifakı sorgular hale geldikleri bir dünyada yaşıyoruz” dedi.
‘TÜRKİYE’Yİ TEHLİKEDEN KORUYACAK GÜÇ NATO DEĞİLDİR’
Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Nuray Sancar, “İktidarın hiçbir şey söylemediği bir süreçten geçiyoruz. Aslında bu süreç aynı zamanda hem Türkiye’nin işçilerinin, emekçilerinin, hem de Kürt halkının kendi haklarını alabilmek için ulusal sorunun çözümü için bir barış talebini güçlendirebilmek açısından birlikte hareket edeceği bir zamandır ve hareket etmesi gereken bir zamandır. Barışa ihtiyacımız var ama ‘Türkiye’yi düşmanlarından koruyacak’ güç NATO değildir. Ya da işte devletin silah yatırımları değildir. Türkiye’yi böyle bir savaş ortamında koruyacak olan, Türkiye’de yapılacak olan birlik, dayanışma, mücadele için kurulmuş olan birlikte örgütlenmedir” diye belirtti.
‘TRUMP HER ŞEYİ AÇIKÇA YAPIYOR’
Sonrasında konuşan Gazeteci İbrahim Varlı ise emperyalist saldırganlığın, emperyalist savaşların, kapitalizm krizinin ve neoliberalizm krizinin bir arada olduğunu söyledi. Emperyalist sistemin pazar kapma yarışındaki saldırganlıklarının arttığını kaydeden Varlı, “80 yıl geriye gidelim. İnsanoğlu aynı şeyleri yaşamış. 1. Dünya Savaşı’nı düşünelim, 2. Dünya Savaşı’nı yani 1917-1919’lardan 40’lara kadar olan süreç hep aynı şeyler. Salgınlar, hastalıklar, pazar kapma kavgası, yeni aktörlerin ortaya çıkması, büyük bir hegemonya, güç, nüfus mücadelesi hep devam etti. Şimdi bugün aynı şeyler yaşanıyor. Neredeyse aktörler de aynı. Sadece baskın, hegemon, güç değişiyor ama esasında aktörler değişmiyor. Yine Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya var. Yine bölgesel aktörler var. Aslında Trump hiçbir şeyi gizli saklı yapmıyor. Çok bariz ve çok net bir şekilde anlatıyor. Diyor ki ben alacağım, hükmedeceğim.Ben almazsam Çin alacak ya da bir başka güç girecek. Bu da Amerika’nın hegemonik üstünlüğünün iyice aşılması demek. Ben kralım diyor ve Amerika’yı yeniden büyük yapacağım. Amerika büyük daha büyük yapacağım demiyor. Biliyor gücünün eridiğini. Hegemonik mutlak üstünlüğü her geçen gün aşınıyor. çünkü ekonomik olarak geriliyor. Şimdi askeri olarak hala dünyanın bir numaralı o kahredici askeri gücü. Yani belki de hiç bu kadar rahat olmadı. Öyle bir rahatlık ki aynı anda birçok yere saldırabiliyor” dedi.
‘ÇÖZÜMÜN ADRESİ TOPLUM OLARAK GÖSTERİLİYOR’
Son olarak konuşan Gazeteci Yüksel Genç ise onca yıllık savaşın ve güç ilişkilerinin, dünyayı getirdiği düzlemle Türkiye’nin içerisindeki Kürt meselesi arasında benzerlik olduğunun altını çizdi. Mikro alanda başarılan çözümün makro alan için ilham olduğunu ifade eden Yüksel Genç konuşmasına şöyle devam etti: “Mikro alanda yaratabileceğiniz çözüm mikro alanın makro alanında çözümüdür belki. Her zaman bu indirgencilik işe yaramaz ama Kürt meselesinde içinde bulunulan sürecin kendisine bir de bu perspektiften bakmayı çok makro söylemler kullanmadan konuşabilmeyi belki de denememiz gerekiyor. Bu süreç başladığından beri biliyorum bir çoğumuzun aklında soru işaretleri var. Bir çoğumuzun değişik itirazları var. Çünkü bizim gördüğümüz, anladığımız, tanık olduğumuz, bize anlatılan barış süreçlerine hiç benzemiyor. Bize anlatılan barış süreçlerinin ilişki sorumluluklarını da pek hatırlatmıyor. Dolayısıyla bizim için normatif olan ezberlerimize yüklü olan süreçlerin dışında bir barış sürecinin içerisindeyiz. Ve biz bu sürecin içerisinde nasıl bir kurtuluş çıkarabileceğimizi, nasıl bir özgürlük sahası örgütleyebileceğimizi en az konuştuğumuz zaman dilimi içerisindeyiz. Ben 2013-15 sürecinde ve öncesi süreçleri de hatırlıyorum. Hiçbir süreçte olmadığı kadar çok çözümün adresi toplum olarak gösteriliyor. Sürecin kendisinin başından bu kurumsallaşma problemi var. Topluma güven vermeyen ve aşılamak istemeyen bir siyasal iktidar aklı hakim ve bize alan açılmıyor. Toplum ortaklaştırılmıyor. Topluma güven alanı açılmıyor ve bu sürece güvenemiyor toplum diyebilirsiniz. Bu sürecin çok güçlü bir siyasal irade problemi var. Bu yüzden de sürece girilemiyor ve sürecin parçası olunamıyor.”
Panel soru-cevap ile sona erdi.
MA

















