Merkezi İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Centre Fort Kurdish Affairs tarafından Britanya Parlamentosu’nda “İran’ın Geleceği: İran’daki Halkların Mevcut Durumu ve Geleceğe Dair Perspektifleri” başlıklı panel düzenlendi. Parlamenter Bambos Charalambous’un ev sahipliğinde gerçekleşen panelde Kürt, Beluç, Ahvaz Arap, Güney Azerbaycan ve İran muhalefetinden temsilciler, Azadeh Zabeti, Rozerin Kamangar, Dr. Khalaf Al Kaabi, Mahmud Bilgin, Nasser Bandoie ve Siyamend Moini konuşmacı olarak yer aldı.
Panelde İran’daki Kürt, Beluç, Arap, Azerbaycanlı ve diğer halkların siyasi geleceği, demokratik geçiş süreci, insan hakları ihlalleri, kadın özgürlüğü, kendi kaderini tayin hakkı ve bölgesel istikrar konuları ele alındı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Centre for Kurdish Affairs adına Xezal Özcan, “İran İçindeki Halkların Durumu ve Perspektifleri” panelinde, İran’da 1979 devriminin halkların elinden çalındığını ve özgürlük vaadinin baskı, inkâr ve korku rejimine dönüştüğünü belirterek, İran’daki halkların artık demokratik, çoğulcu ve eşitlik temelinde yeni bir gelecek talep ettiğini vurguladı. Kürtler, Beluçlar, Ahvaz Arapları, Azerbaycanlılar, Türkmenler ve diğer tüm halkların İran’ın geleceğini birlikte belirlemesi gerektiğini ifade eden Özcan, “Jin, Jiyan, Azadî” direnişini ve Mahsa Jina Amini’yi selamladı. Uluslararası topluma çağrıda bulunan Özcan, demokratik muhalefet güçleriyle gerçek ilişkiler kurulması gerektiğini belirtirken, Kürt halkının hiçbir dış gücün aracı olmadığını, mücadelesinin özgürlük, demokrasi ve insan haklarına dayandığını söyledi.
‘ÖLÜM VE ŞİDDET’
Ardından İran Halkın Mücahitleri Örgütü Temsilcisi ve Hukukçular Komitesi Başkanı Azadeh Zabeti bir konuşma yaparak, İran’daki hem monarşik hem de teokratik diktatörlüğün halklara onlarca yıldır baskı, idam, işkence ve ayrımcılık dayattığını belirtti. İran halkının türban ile taç arasında seçim yapmak zorunda olmadıklarını ve bunların aynı otoriter zihniyetin iki yüzü olduğunu söyleyen Zabeti, son 47 yılda İran rejiminin siyasi muhalifleri idam ettiğini, kadınları sistematik baskı altında tuttuğunu ve farklı halkları bölmeye çalıştığını vurguladı.
İran halkının ise özgürlük talebinden vazgeçmediğini söyleyen Zabeti, “1988’de 30 binden fazla siyasi tutsak infaz edildi. Bu katliamın failleri bugün hâlâ iktidarda. İran’ın geleceği baskıyla değil demokrasiyle kurulabilir.bKürtler başta olmak üzere İran’daki tüm halklar için eşit haklar, anadilde eğitim, kültürel özgürlük ve gerçek siyasi katılımı gerçekleşmeli” dedi.
Kadınların İran direnişinin ön saflarında yer aldığını söyleyen Zabeti, İran Ulusal Direniş Konseyi üyelerinin yarısından fazlasının kadın olduğunu ve seçilmiş başkanlarının Maryam Rajavi olduğunu belirterek, “Kadınların tam eşitliği olmadan gerçek demokrasi mümkün değildir” dedi. Avrupa ve ABD’nin İran rejimine yönelik yıllardır sürdürdüğü uzlaşmacı politikanın başarısız olduğunu ifade eden Zabeti, uluslararası topluma İran halkının demokratik mücadelesinin yanında durma çağrısı yaptı.
‘JIN JIYAN AZADİ TARİHSEL KIRILMADIR’
KJAR Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Rozerin Kamangar, panele vize engeli nedeniyle görüntülü katılarak, İran’daki kadın özgürlük mücadelesinin demokratikleşme sürecindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. İran’daki devlet geleneğinin tarih boyunca ataerkil despotizm üzerine kurulduğunu ancak aynı zamanda kadınların ve ezilen halkların direniş tarihiyle şekillendiğini belirten Rozerin Kamangar, “Jin, Jiyan, Azadî devrimi kadınların yalnızca rejimin dayattığı yaşamı reddetmesi değil, aynı zamanda özgürlük, eşitlik ve demokratik dönüşümün öncüsü haline gelmesidir” dedi.
İran İslam Cumhuriyeti’nin reforme edilemez bir sistem olduğunu söyleyen Rozerin Kamangar, kadınların ve ezilen halkların yeni bir otoriter düzenin yeniden üretilmesine izin vermeyeceğini vurguladı. İran’ın demokratikleşmesinin ancak kadınların özgür ve eşit katılımıyla mümkün olacağını ifade eden Rozerin Kamangar, “Kadın özgürlüğü demokratik cumhuriyetin merkezinde yer almadıkça gerçek demokrasi kurulamaz. Kadınlar siyasetin nesnesi değil, doğrudan öznesi olmalıdır” diye konuştu. Son dönemde İran rejiminin özellikle kadınlara yönelik baskıyı ağırlaştırdığına dikkat çeken Rozerin Kamangar, kitlesel tutuklamalar, idamlar ve hapishanelerdeki tecrit uygulamalarına işaret ederek, Zeyneb Celaliyan, Werişe Muradi ve Pexşan Ezizi gibi kadınların direnişin sembolü haline geldiğini söyledi. “İslam Cumhuriyeti kendi halkına, özellikle kadınlara karşı yıllardır savaş yürütüyor” diyen Kamangar, Jin, Jiyan, Azadî hareketinin yalnızca kadınların değil, bütün toplumun özgürlük ve demokrasi mücadelesi olduğunu vurguladı. Kamangar sözlerini “Jin, Jiyan, Azadî” diyerek tamamladı.
‘ÇÖZÜM DEMOKRATİK SİSTEMDİR’
Rozerin Kamangar’ın ardından PJAK Konsey üyesi Siyamend Moini bir konuşma yaptı. Siyamend Moini, İngiliz Parlamentosu’nda düzenlenen panelde İran’daki mevcut sistemi “Devrim Muhafızları’nın kontrol ettiği baskıcı ve merkeziyetçi bir yapı” olarak tanımlayarak, İran’daki halkların tarih boyunca bir arada yaşadığını ancak devletin bu çeşitliliği bastırmaya çalıştığını söyledi.
Moini, sorunların savaş ve şiddetle değil diyalogla çözülebileceğini vurgulayarak, İran’ın geleceğinin Kürtler, Beluçlar, Türkler ve diğer halkları kapsayan demokratik bir sistemle kurulabileceğini ifade etti. “Kadın, Yaşam, Özgürlük Devrimi yalnızca sokakta değil, insanların düşüncesinde de büyük bir dönüşüm yarattı” diyen Moini, kadın özgürlüğü sağlanmadan gerçek demokrasinin mümkün olmayacağını belirtti.
‘KİMLİKLER İNKAR EDİLDİ’
Kuzey Azerbaycan Demokrat Parti Sözcüsü Mahmud Bilgin de İran’ın tek kimlikli değil, çok halklı ve çok dilli bir ülke olduğunu vurgulayarak, son yüz yıldır Fars merkezli yönetimlerin ülkenin gerçek toplumsal yapısını inkâr ettiğini söyledi. Güney Azerbaycan hareketinin barışçıl ve demokratik yöntemlerle mücadele yürüttüğünü belirterek, “Milyonlarca insanın kimliği inkâr edilirken demokrasi ve adaletten söz edilemez. İran’da gerçek bir değişim isteniyorsa Kürtler, Türkler, Araplar, Beluçlar ve diğer tüm halkların iradesi tanınmalıdır” dedi.
Merkeziyetçi sistemlerin baskı ve korkuyla ayakta kalamayacağını ifade eden Bilgin, İran’daki çözümün halkların kendi geleceklerini belirleme hakkından geçtiğini söyledi. “Hiçbir güç halkın iradesinden daha büyük değildir. İran’ın geleceğine İran halkları karar verecektir” diyen Bilgin, konuşmasını “Gelecek bizimdir” sloganıyla tamamladı.
‘BELUCLAR SİSTEMATİK AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYOR’
Belucistan Halk Partisi Genel Sekreteri Nasser Boladai, Beluç halkının Kürtler, Ahvaz Arapları, Türkmenler ve diğer halklarla birlikte onlarca yıldır sistematik ayrımcılık ve dışlanmaya maruz kaldığını belirterek, “Belucistan doğal kaynaklar açısından zengin olmasına rağmen bugün İran’ın en yoksul, en ağır baskı altındaki ve idam oranlarının en yüksek olduğu bölgelerinden biridir. Sorunun nedeni halklar değil, bütün gücü Tahran’da toplayan merkeziyetçi sistemdir” dedi. Boladai, gerçek birliğin baskı ve korkuyla kurulamayacağını vurgulayarak, İran’ın geleceği için en gerçekçi çözümün demokratik federal sistem olduğunu söyledi.
“Federalizm bölünme değil, demokratik güç paylaşımıdır” diyen Boladai, bütün halklar için eşit yurttaşlık, anadilde haklar, bölgesel öz yönetim ve adil kaynak paylaşımı çağrısı yaptı. İran’daki halkların ayrıcalık değil eşitlik istediğini ifade eden Boladai, “Demokratik bir İran ancak bütün halklarının ülkenin geleceğinde eşit ortaklar olarak kabul edilmesiyle mümkün olacaktır” diye konuştu.
‘AHVAZ HALKI YILLARDIR DIŞLANIYOR’
Ahvaz Arap Mücadele Hareketi Temsilcisi Dr. Khalaf Al Kaabi, İran’daki mevcut yönetim anlayışının uzun yıllardır sistematik baskı, ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri ürettiğini belirterek, “İran genelinde insanlar yalnızca özgürlük, adalet ve onurlu bir yaşam talep ettikleri için ağır baskılara maruz kalıyor; keyfi tutuklamalar, işkence, idamlar ve ifade özgürlüğünün engellenmesi günlük bir gerçeklik haline gelmiştir. Mevcut rejim, İran halklarının ihtiyaç duyduğu barışçıl ve yaşanabilir geleceği sağlayacak bir yapıya sahip değildir” dedi.
Al Kaabi, Ahvaz halkının tüm doğal kaynak zenginliğine rağmen yıllardır yoksulluk, çevresel tahribat, zorunlu göç ve sistematik dışlanma ile karşı karşıya bırakıldığını vurgulayarak, bu durumun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik bir eşitsizlik sorunu olduğunu ifade etti. İran’daki Kürtler, Beluçlar, Türkler, Araplar ve diğer halklarla birlikte daha kapsayıcı bir gelecek için ortak bir demokratik zemin oluşturmaya çalıştıklarını belirten Al Kaabi, uluslararası toplumun da bu süreçte insan hakları ihlallerine karşı daha kararlı bir tutum alması gerektiğini söyledi. Konuşmasını, “İran’ın geleceği yeni bir otoriter düzenle değil; demokrasi, çoğulculuk, adalet ve tüm halkların eşitliği temelinde kurulmalıdır” sözleriyle tamamladı.
MA

















