Künye   Hakkımızda
18 Nisan 2026, Cumartesi
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Erol: Abdullah Öcalan’ın koşulları bu aşamada ilk planda olması gerekendir

Sürecin gecikmemesinin herkesin hayrına olduğunu belirten İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, güncel meselenin demokratik çözüm iradesini ortaya koyan Abdullah Öcalan’ın yaşam ve çalışır koşulları ile statüsünün netleştirilmesi olduğunu söyledi.

18 Nisan 2026
Erol: Abdullah Öcalan’ın koşulları bu aşamada ilk planda olması gerekendir
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, en son 27 Mart’ta ziyaret ettiği İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşme gerçekleştirdi. Heyet görüşme sonrası yaptığı açıklamada, sürecin önemli bir eşiğe geldiğini, çözümün müzakere, demokratik irade ve tarihsel sorumluluk temelinde ele alınması gereken çok katmanlı bir süreç olduğunu belirtti. Yine Meclis’in rolüne dikkat çekilerek, komisyonun raporu sonrasında yürütülecek çalışmaların gecikmeksizin kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasal çerçeveye kavuşturulmasının hayati önem taşıdığının altı çizildi. Görüşmede Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecine dar bir çerçeveden yaklaşılmaması gerektiğini belirttiği açıklamada, Ortadoğu’daki hegemonik planlar ve bölgesel gelişmelerin dikkate alınması gerektiği vurgulandı.

İmralı Heyeti’nde yer alan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Faik Özgür Erol, son görüşmede ele alınan başlıklar ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen son gelişmelere ilişkin sorularımızı yanıtladı.

*Abdullah Öcalan ile yapılan son görüşmeden sonra heyet adına yapılan açıklamada, “Görüşmelerde sürecin önemli bir eşiğe geldiği açık biçimde görülmüştür” ifadesi kullanıldı. Buradaki “önemli eşik” ifadesi süreç bağlamında kritik bir geçiş noktası mı, yoksa bir sınır anlamına mı geliyor?

Eşik açısından geçiş aşaması daha belirleyici bir vurgu olabilir. Yaklaşık 15 ayı bulan bir süreç oldu. 15 ay içerisinde dünyadaki diğer deneyimlere nazaran son derece hızlı gelişmeler ve hızlı adımlar atıldı. Tabii ki bu adımların atılmasında Sayın Öcalan’ın gösterdiği irade ve kararlılık, almış olduğu kararlar ve onların uygulanma hızı ve gücü oldukça belirleyici oldu. 27 Şubat Bildirgesi açıklandı. O bildirge ile birlikte silahlı mücadele devrinin kapandığı ilan edildi. Yine bir buçuk-iki aylık bir süre içerisinde örgüt kongresini toplayarak kendisini feshetti. Daha sonrasında, kamuoyuna da yansıyan silah yakma töreni gerçekleşti. Fakat sürecin devamlılığı, ilk baştaki bu hızlılık, bu adımların yerine getirilme aşaması beraberinde tabii ki bir beklenti halini de yarattı. Bazı kararlar alındı. Fesih süreçleri gerçekleşti. Dolayısıyla 15 aylık sürecin sonunda geldiğimiz aşama bu hukuksal ve siyasi adımların artık hayata geçme gerekliliğini ortaya koyuyor. 15 ay bu açıdan yeterli bir süredir.

*O süreçlerde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve yine Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum “acele edilmemeli” minvalinde açıklamalar yaptı. Daha sonraki süreçte de Bahçeli, yasal adımlar için “hızlanma” vurgusu yaptı. Ortadoğu’daki gelişmeler ve savaş hali göz önünde bulundurulduğunda yasal adımların gecikmesi neyi doğurur?

Ortadoğu’daki gelişmeler, bu sürecin kuşkusuz önemli bir parçası haline geldi. 15 ayda Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Türkiye’de geliştirilmeye çalışıldı. Sürecin son üç ayında iki ciddi savaş pratiğiyle yüz yüze gelindi. Yani bunlar gerçekten sarsıcı ve süreç açısından etkileyici ve zorlayıcı olaylardı. Hem Suriye’deki savaş hem Rojava’ya dönük saldırı hem de sonrasında İran’a dönük müdahale. Bunlar karşısında muhtemelen biraz bu olayların yarattığı artık tedirginlik mi diyelim yoksa siyasi güvence arayışı mı diyelim kimi beklentili ruh halleri, beklemeye alma durumları doğmuş olabilir bazı kesimlerde. Fakat sürecin bundan bir yıl önceki kadar güvencesiz olduğunu düşünmüyorum. Artık daha sağlam temellere oturmuş olması gerekiyor. Hem devlet tarafında hem siyaset tarafında hem Kürt tarafında. Çünkü 15 ay içerisinde çokça tartışma yürütüldü. Bu sürecin zeminini oluşturan, bu sürecin gerekliliğini ortaya koyan çokça tartışma yürütüldü. Fakat tabii ki bekleme haline geçme, Ortadoğu’daki bu jeopolitik dengelerde pek çok riski de içinde barındırıyor. Yani bölgede çok çeşitli stratejiler ortaya çıkmış durumda. Hegemonik bir çizgi, var olan statükoyu son derece değiştirecek sarsıcı hamleler geliştiriyor. Buna karşı statükoyu korumaya çalışan uluslararası ve bölgesel güçler var. Hemen hepsinin ortasında, üzerine pek çok plan kurulan, üzerine çokça konuşulan, çok geniş bir demografyaya sahip bir Kürt gerçekliği var. Dolayısıyla bütün bu planlar ve stratejilerin ortasında, buradaki barış sürecinin sarsılmadan ve güvenle yürüyebilmesi için etkili adımların ortaya çıkması gerekiyor.

*İmralı Adası’na gidip gelen bir isim olarak, bugün gelinen aşamada hem devletin hem de Kürt siyasi hareketinin, bölgedeki jeopolitik risklerin ve değişen güç dengelerinin bu süreci ne kadar etkileyebileceğinin farkında olduğunu düşünüyor musunuz?

Ben farkındalığın oluştuğunu düşünüyorum. Yani bir farkındalık var. Bu süreç de, esasen bu farkındalık üzerinden gelişti. Bu sadece bir yılla, bir buçuk yılla sınırlı bir durum da değil. Yani birbiriyle 50 yıl hasımlık yapmış iki yapıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla birbirini tanımaya, aslında hem devletin yapısını tanımaya dönük bir süreç hem de aynı zamanda Kürt realitesini ve örgüt yapısını tanımaya dönük karşılıklı gelişen bir süreç olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bu farkındalık mevcuttur. Fakat bu farkındalık aynı zamanda pratik hamlelere yol açıyor mu? Asıl soru işareti buradan başlıyor.

*O halde biz de soralım aynı soruyu; bu farkındalık aynı zamanda pratik hamlelere yol açıyor mu?

Yani şöyle söyleyeyim; bu sürecin gereklilikleri açısından hiç adım atılmadı diyemeyiz. Ortaya çıkan, mevcut reel bir durum söz konusu. Siyaset alanında, ifade özgürlüğü alanında bir genişleme söz konusu fakat sorunu çözecek, gerçekten sorunun adını koyacak ve bunu etkili, iradeli adımlarla yürütecek henüz cesur kararların ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Hareketsizlik hali karşı hamlelere de alan açıyor. DEM Partinin bileşeni olan ESP’li yüze yakın siyasetçi, gazeteci ve aktivist tutuklandı.

*Abdullah Öcalan’ın statüsü de bir diğer tartışma konusu. Bir süreçten ve müzakereden söz edilirken Kürt tarafının “baş müzakereci” dediği kişi nasıl bir statüye sahip olmalı?

Sayın Öcalan bu sürecin temel muhatabıdır. Yaklaşık 15 aylık bu süreçte almış olduğu kararlar ve yapmış olduğu deklarasyonlar ile ortaya koyduğu iradenin bugüne kadar oldukça istikrarlı ve ciddi bir biçimde arkasında durduğunu bütün kamuoyuna göstermiştir. Özellikle Türklerin ve Kürtlerin tarihsel birlikteliği adına ne kadar etkili söylemler ve pratikler geliştirdiği ortadadır. Hatta bunu ‘Kuşun bir kanadını yapmak’ olarak tarifleyenler de oldu. Şimdi kuşun bir kanadını yapan bir kişi için halen 10-20 yıl öncenin ya da 30 yıl öncenin söylem kalıplarıyla yaklaşarak, ‘ama işte şu da vardı’, ‘ama işte şöyleydi’, ‘ama işte toplumsal bakış açıları şöyleydi’ gibi söylemlerle onun rolünü perdelemeye çalışmak çok doğru bir yaklaşım değildir. Bu aynı zamanda siyaseten çözümcül bir yaklaşım da değildir. Çünkü burada demokratik çözüm çizgisini temsil eden ve onun iradesini ortaya koyan Sayın Öcalan ise o zaman onun pozisyonunun netleştirilmesi, en azından demokratik çözüm çizgisinin pozisyonunun ve statüsünün netleştirilmesi anlamına gelir.

*Peki Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması için ne gibi adımlar atılmalı?

Bu aşamada en önemli ve en güncel olan mesele, bu derece kararlılıkla kendisini ortaya koyabilmiş bir Öcalan gerçekliğinin çalışma ve yaşam koşullarının düzenlenmesi gerekiyor. Yani onun bu süreci daha etkili biçimde sürdürebilmesi, kendisini hem Türkiye hem Türk ve Kürt hem de tüm Ortadoğu halklarına doğru biçimde hitap edebilmesi, ifade edebilmesi açısından özgür çalışma ve erişim koşullarının ortaya çıkması gerekiyor. Bu bir buçuk yılda, kuşkusuz 10 yılda yaşanan o ağır tecrit süreci gibi değil, fakat halen iletişim sorunlarının olduğunu biliyoruz. Bu durumun değişmesi, şu aşamada belki de ilk planda olması gerekendir.

*Bunların sağlanmasının, aynı zamanda sürecin toplumsallaşması açısından da önemli etkiler yaratacağını söylemek mümkün…

Tabii ki sürecin toplumsallaşması açısından önemli bir ayaktır. Yani süreci yürüten, devlet tarafında Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Bahçeli, diğer tarafta da Sayın Öcalan’dır. Bir taraf bu kadar etkili hitap edebilme, kendini etkili bir şekilde ortaya koyabilme olanaklarına sahipken, diğer tarafta Sayın Öcalan’ın halen bu kadar sınırlı şartlarda bırakılması hakkaniyete de uygun değil. Şöyle bir gerçeklik de var; bu süreç içerisinde çokça tanık olduk. Ortaya çıkan hemen her krizli durumda çözüm iradesi olarak tavır koyması beklenen ve o tavrı koyan, karar alması beklenen, o kararı alan Sayın Öcalan’dı. Bu kararları aldığı dönemlerdeki pozisyonu ve adı neyse, devamında da o pozisyonun ve adın sürdürülmesi ve ifade edilmesi gerekir. Hakkaniyetli ve etik olan da budur.

*Temmuz ayından bu yana “Demokratik entegrasyon” tartışılıyor. Nasıl bir düzenleme Kürtlerin devletle ilişkisini doğru temelde kurar? “Demokratik Cumhuriyet” Abdullah Öcalan’ın uzun süredir ifade ettiği bir kavram ve son görüşmede de buna dikkat çekiyor. “Bizim Cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele Cumhuriyetin demokratik olmamasıdır. Demokratik Cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegane çözümdür” diyor. Cumhuriyetin demokratikleşmesi entegrasyona nasıl bir etki sağlar?

Sayın Öcalan cumhuriyeti üç döneme ayırarak ifade ediyor. Şimdi cumhuriyetin üçüncü aşaması, yani Kürtlerin de cumhuriyete, hukuka ve siyasete katılımı gerçekleştiği takdirde demokratik cumhuriyetin ayakları oturmuş ve önü açılmış olabilecek.

Evet, son görüşmede bu değerlendirmeyi yapmıştı. Yani cumhuriyet, idari bir sistem, bir yönetim sistemi olarak birlikte yaşama uygun bir sistemdir. Dolayısıyla cumhuriyet rejimiyle de, sistemiyle de herhangi bir sorun söz konusu olamaz. Böylesi bir irade, birlikte yaşama iradesi bir kez ortaya konmuştur; tıpkı 1920’de konduğu gibi. Daha sonrasında o şartların neden değiştiğini, 1923’ten, 24’ten sonra o değişimin neden gerçekleştiğini aslında biliyoruz. Orada bir inkar süreci ortaya çıktı, bir inkar durumu gerçekleşti. Fakat bu sadece Kürtlere dönük gerçekleşen bir durum da değildi. Sayın Öcalan bunu cumhuriyeti üç döneme ayırarak ifade ediyor. Cumhuriyetin kuruluşunu, daha çok laik ve aynı zamanda otoriter özellikler taşıyan bir cumhuriyet dönemi olarak isimlendiriyor. Kuruluştaki bu cumhuriyet yapısının hem Kürtleri hem de o coğrafyada geçmişten beri var olan İslami ve muhafazakar kesimlerin dışladığına vurgu yapıyor. Daha sonraki dönemde özellikle 1990’lar ve 2000’lerle birlikte Refah Partisi, Saadet Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi çizgilerinde ortaya çıktığı üzere, İslami ve muhafazakar kesimlerin cumhuriyete katılımı belli ölçüde gerçekleşti. Fakat ayağın biri, daha doğrusu ayağın üçüncü kısmı eksik kaldığı için bu da gerçek bir demokratikleşmeye dönüşmedi. Cumhuriyetin ikinci aşaması da buydu. Şimdi cumhuriyetin üçüncü aşaması, yani Kürtlerin de cumhuriyete, hukuka ve siyasete katılımı gerçekleştiği takdirde, o zaman gerçekten demokratik bir cumhuriyetin ayaklarının oturmuş olacağını ve bunun önünün açılmış olabileceğini söyleyebiliriz.

*Abdullah Öcalan, silahlı mücadele döneminin kapandığını ifade ediyor. Ancak bunun karşısına da “demokratik toplumu” koyuyor. Bunun da ancak kimlik, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme ve kadın özgürlüğüyle mümkün olduğunu ifade ediyor. Demokratik toplumun inşası için hem toplumun, muhalefetin hem de devletin üzerine düşen görevler nelerdir?

Demokratik toplum tezleri, Sayın Öcalan’ın uzun bir süreli yoğunlaşmasının ürünü. Bunu daha önce 2000’li yıllarda hatta 1999’dan beri de alabiliriz, çeşitli tezlerle, belki bazen farklı isimlerle, belki farklı kavram setleriyle de olsa ifade etmiştir. Demokratik toplum, toplumun, halkın ya da toplulukların, halkların kendi öz gelişimini ve özgür gelişimini esas alan bir yaklaşımı ifade eder. Bu, toplum olarak kendimizden yana düşündüğümüzde, kendimizin geliştirmemiz gereken süreçleri ifade eder. Bunun sosyal ve ekonomik boyutları vardır. Bunun kültürel boyutları vardır. Bunun yerel demokrasiye dayalı boyutları vardır. Bunun dile dayalı boyutları vardır. Demokratik toplum meselesinde Sayın Öcalan’ın önümüzdeki sürece dair tezleri bu anlamda aslında kapsamlıdır.

Örneğin; dil konusunda anadile dair taleplerimiz var değil mi? Diyelim ki bir yasa geçti, anadilde eğitim serbest oldu. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite… Kürtler olarak bunu karşılayabilecek miyiz? Bunun, diyelim ki altyapısını hemen oluşturabilecek, eğitsel materyal anlamında fizibilitesini oluşturabilecek bir durumumuz var mıdır? Buna çalışmamız gerekir. Bunun için toplumsal olarak bir çalışma içerisinde olmamız gerekir. Örneğin şu anda hukuk dışına çıkarılmış on binlerce Kürt var. Yani dağda, cezaevinde, Avrupa’da… Bu süreçle birlikte bunların eğer Türkiye’ye dönüş süreçleri, işte hukuksal sisteme dahil olma süreçleri gerçekleşirse, Sayın Öcalan’ın da ifade ettiği haliyle yapılacak en önemli çalışmalardan birisi bu dil çalışmasıdır. Örneğin; Diyarbakır’da veya Van’da çok büyük çaplı bir dil kurumu ortaya çıkarılabilir. Hem anadil eğitimini hem ana dilin sadeleştirilmesini, geliştirilmesini hazırlayacak, bunun altyapısını oluşturacak çok büyük sayılı bir çalışma gerçekleştirilebilir. Bunun bir benzeri sosyal ve ekonomik alanda da söz konusu. Halkın sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarına yanıt olabilecek pek çok toplumsal çalışma modeline ilişkin fikri var. Bunu da yine aynı şekilde kendi arkadaşlarının katılımıyla gerçekleştirilebilecek süreçler olarak değerlendiriyor. Demokratik toplum modelinin böyle kapsamlı bir içeriği söz konusu.

*Tabi ki bu sürecin bir yasal alt yapısının da olması gerekiyor…

Tabi ki. Yani devletten beklenen esasen bunun yasal altyapısını oluşturmak ve toplumun, topluluğun kendisini hem sosyal hem ekonomik hem kültürel hem yerel demokrasi alanında geliştirmesinin önüne set kurmamasıdır. Ket vurmamasıdır. Beklenen esas olarak bundan ibarettir.

*Yani bunun toplumun öz gücüyle geliştireceği bir şey olduğunu söylüyorsunuz.

Tabii ki. Elbette bir yasal altyapı gerekliliği var. Bununla birlikte bu, toplumun kendi öz gücüyle geliştireceği bir şeydir. Zaten Sayın Öcalan’ın toplumculuk anlayışı da biraz buna dayanır. Yani belirli bir iktidara, belirli bir kuruma, bunu ele geçirmeye, bunu ele geçirdikten sonra bunun olanaklarını değerlendirerek bir şeyler ortaya çıkarmaya dayalı bir bakış açısı değildir. Toplumun kendi öz gücüyle ve kendi içindeki sosyalizasyonunu hedefler demokratik toplum modeli.

*Sürece dair Meclis Komisyonu tarafından bir taslak oluşturulsa da sık sık farklı tartışma yürüyor. Bir diğer konu da “Kapsayıcı ve bütünlüklü yasal çerçeve” kavramı. Bu kavram bağlamında tarihsel fırsatların kaçırılmaması ve gerçek çözüm iradesinin hayat bulması arasındaki ilişkiyi biraz açabilir misiniz?

Yaklaşık 15 aydır gerçekleşen bir süreç var. Mayıs 2025’ten bu yana kendini feshetmiş, silahlı aktiviteyi bırakmış bir örgüt gerçekliği var. Dolayısıyla bu mücadele tarzındaki dönüşümün siyasal mücadeleye evrilmesi bir süreç işidir. Bu sürecin de hukuki ve siyasi gereklilikleri var.

Belki ilk soruda bahsettiğiniz eşik meselesini kanaatimce şu anda yasal düzenleme oluşturuyor. Yani yasal düzenleme bugün pek çok sürecin önünün açılması açısından önemli bir aşamayı ifade ediyor. Bu yasal düzenlemenin çerçevesi, Meclis’teki komisyon raporu taslağında belli oranlarda çizilmişti. Ki burada da beklenti nedir? Bir kere bu yasanın özgün olması. Özgün olmasından kastımız daha çok şudur; Kürt sorunundan kaynaklı çatışma meselesinin hukuki sonuçlarını, idari, mali sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırmaya ehil, yetenekli bir yasa çerçevesinin olması gerekir. Özgünlükten kasıt biraz budur. Yine bütünlüklü bir yasa olması beklentisini de daha önce ifade etmişti Sayın Öcalan. Bizler de bunu çokça anlattık. O da yine aynı şekilde bu sorundan etkilenen tüm kesimleri kapsamaya yetecek bir yasa çalışması beklentisini ifade eder.

Yaklaşık 15 aydır gerçekleşen bir süreç var. Mayıs 2025’ten bu yana kendini feshetmiş, herhangi bir silahlı aktiviteyi bırakmış, herhangi bir eylemsel hareketi bırakmış bir örgüt gerçekliği var. Dolayısıyla bu mücadele tarzındaki dönüşüm, yani bu silahlı mücadelenin siyasal mücadeleye evrilmesi bir süreç işidir. Bu sürecin de hukuki ve siyasi gereklilikleri var. Yasa, bu geçiş sürecinin zeminini oluşturacak bir yasadır. Dolayısıyla yasanın oluşturulması da, yasanın içeriğindeki teknik detaylar da, yasanın uygulanma süreci de bugün siyasi çevrelerde çokça tartışılan kimi kaygıları, kimi endişelerin tümünü kendi içinde çözebilecek bir kapasiteye sahiptir. Bizim hukuksal deneyimimiz de, siyasal deneyimimiz de bunları karşılamaya ve kapsamaya yeterlidir, yeteneklidir. Bu kadar kritik bir aşamada meseleyi karşılıklı bir güven bunalımına, bir güven sorununa dönüştürmenin, ‘Önce şu yapılsın da sonra bu yapılsın’ şartlaşmasına dönüştürmenin bir anlamı yoktur. Bu süreç, tıpkı komisyon raporunda belirtildiği gibi eşgüdümlü adımlarla yürüyebilir. Buna ehildir. Yasanın hazırlanması da yasanın çıkarılması da bu eşgüdümlülüğe bir engel oluşturmayacaktır.

*İktidar, yasal düzenlemeler konusunda sık sık Ramazan Bayramı sonrasını işaret etmişti. Ancak bu olmadı. Sonrasında da Nisan ayı sonları tartışmaları olmuştu. Bu konuyu da sormak istiyoruz.

Bu sürecin gecikmemesi hepimizin hayrınadır. Başladığı gibi bitecek bir süreç gibi düşünmemeliyiz. Bu sürecin kendi içinde pek çok düzenlenmesi gereken detayı, halledilmesi gereken ve çözümlenmesi gereken toplumsal boyutları gibi birçok boyutu vardır. Dolayısıyla bir yerden başlamak gerekir. Bir siyasetçinin sözüyle: ‘Derenin ortasına bir gelmek gerekir.’ O derenin geçileceğine dair, hem her iki tarafta hem de toplumda bir toplumsal psikoloji oluşturmak gerekir. O yüzden bu aşamada atılması gereken adımların gecikmeden atılması ve gerekenleri yapmak son derece önemlidir.

MA / Selman Güzelyüz – Ömer Güngör

MA

İlgili Haberler

33 yılın ardından tahliye edilen Kıran: Önderlik halkın içine olmalı
Gündem

33 yılın ardından tahliye edilen Kıran: Önderlik halkın içine olmalı

18 Nisan 2026
Eren Keskin: Gülistan Doku’nun failleri iktidar savaşları nedeniyle ortaya çıktı
Gündem

Eren Keskin: Gülistan Doku’nun failleri iktidar savaşları nedeniyle ortaya çıktı

18 Nisan 2026
Metin ve Kemal Kahraman’dan Gülistan Doku’ya ithaf
Gündem

Metin ve Kemal Kahraman’dan Gülistan Doku’ya ithaf

18 Nisan 2026
Oruç: Kitabımda Kürt bir gazetecinin yaşadıklarını anlattım
Gündem

Oruç: Kitabımda Kürt bir gazetecinin yaşadıklarını anlattım

18 Nisan 2026
‘Okullara saldırı’ paylaşımlarına soruşturma: 5 tutuklama
Gündem

‘Okullara saldırı’ paylaşımlarına soruşturma: 5 tutuklama

18 Nisan 2026
Wan sokaklarından yükselen ses: Geçinemiyoruz
Gündem

Wan sokaklarından yükselen ses: Geçinemiyoruz

18 Nisan 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Nükleer Tehlike Kapıda
Politika'dan Yorum

Nükleer Tehlike Kapıda

Politika Haber
6 Nisan 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

33 yılın ardından tahliye edilen Kıran: Önderlik halkın içine olmalı

33 yılın ardından tahliye edilen Kıran: Önderlik halkın içine olmalı

18 Nisan 2026
Eren Keskin: Gülistan Doku’nun failleri iktidar savaşları nedeniyle ortaya çıktı

Eren Keskin: Gülistan Doku’nun failleri iktidar savaşları nedeniyle ortaya çıktı

18 Nisan 2026
Metin ve Kemal Kahraman’dan Gülistan Doku’ya ithaf

Metin ve Kemal Kahraman’dan Gülistan Doku’ya ithaf

18 Nisan 2026
Oruç: Kitabımda Kürt bir gazetecinin yaşadıklarını anlattım

Oruç: Kitabımda Kürt bir gazetecinin yaşadıklarını anlattım

18 Nisan 2026
‘Okullara saldırı’ paylaşımlarına soruşturma: 5 tutuklama

‘Okullara saldırı’ paylaşımlarına soruşturma: 5 tutuklama

18 Nisan 2026
Wan sokaklarından yükselen ses: Geçinemiyoruz

Wan sokaklarından yükselen ses: Geçinemiyoruz

18 Nisan 2026
‘Devletin cezasızlık politikasına karşı kadın mücadelesini büyüteceğiz’

‘Devletin cezasızlık politikasına karşı kadın mücadelesini büyüteceğiz’

18 Nisan 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!