Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi için Kürt tarafının attığı adımlara karşılık iktidarın somut adım atmamasına dönük tepkiler artıyor. Sürecin gidişatına yönelik 11 partinin yaptığı yazılı açıklamada, yasal ve somut adımların atılması, sürecin sadece iktidarın tutumuna bırakılmaması gerektiğinin altı çizildi. 11 parti arasında bulunan Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, sürece dair ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yavaş ilerlediğini ifade eden Öztürk, Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlara karşılık iktidarın “net” bir adım atmadığını kaydetti. Atılacak adımların ise bilindiğini ifade eden Öztürk, “Bunları Devlet Bahçeli’de ifade ediyor. Bahçeli, kayyımları işaret ettiği örneğin. Hem Kürt hareketinin kazandığı belediyelere hem de CHP’nin kazandığı belediyelere yönelik kayyım uygulaması söz konusu oldu. Ama bunun adalete, Anayasa’ya, mantığa, seçme ve seçilme hakkına uygun hiçbir yanı yok. O yüzden kayyımlar meselesinden başlamak gerektiğini düşünüyoruz. Kayyımların geri çekilmesi lazımdır. İkinci konu da şu an cezaevinde bulunan siyasetçiler Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Can Atalay, Osman Kavala, Gezi tutukluları için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) lehte kararları var. Bunlar en üst mahkeme kararları o yüzden yapılması gereken kararlara uymaktır. Yine cezaevinde bulunan yaşlı, hasta ve haksız yere bulunanların da süreç kapsamında serbest bırakılmaları gerekiyor” diye kaydetti.
‘YASALAR ÇIKARILMALI’
“Önümüzdeki dönem bir geçiş dönemidir” diyen Öztürk, gerekli yasaların çıkarılması gerektiğinin altını çizdi. Öztürk, “CHP’nin durumu ortada. Bir cumhurbaşkanı adayı var. O kişi aday olmasın diye hapse atıldı. Hem de cezaevinde aday olabilir diye diploması iptal edildi. Bu 12 Eylül’de bile görülmedi. Bu yüzden hem Kürt sorunu hem de Türkiye’deki demokrasi koşullarının iyileştirilmesi gerekiyor. Abdullah Öcalan bunların olabilmesi için defalarca açıklamalarda bulundu, ‘Biz sürecin daha da ileriye gitmesini istiyoruz’ dedi. Bu durumda artık Abdullah Öcalan açıklamalarını daha rahat yapabilir, bu işleyişi daha uygun bir şekilde yürütebilir koşullara sahip olmalıdır. Bu Türkiye’deki barış sürecinin daha da gelişmesini sağlayacaktır. Mücadelenin demokratik zemine oturmasını sağlayacaktır. O yüzden ilk somut adımların atılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘MÜCADELE EDECEĞİZ’
Ülkede yasaların, hukukun uygulanmasında sorunlar olduğunu belirten Öztürk, bununla mücadele edilmesi ve kamuoyu baskısının attırılması gerektiğini söyledi. Öztürk, “Biz barış sürecini organize edelim diyeceğiz ve demokratik mücadelemizi de yürüteceğiz. Neden adım atılmadığını sormaya devam edeceğiz, komisyon raporunu uygulayın diyeceğiz. Bunun için mücadele edeceğiz” diye belirtti.
‘DOĞRUSU’ ABDULLAH ÖCALAN’IN FİKRİYMİŞ
Abdullah Öcalan’ın bölge halkları arasındaki barış ısrarının önemine değinen Öztürk, “Ortadoğu’da Abdullah Öcalan’ın dediği gibi halklar arasında bir barış olması daha tercih edilen bir durumdur. Doğrusu da buymuş. İran örneğinde bu çok iyi göründü. Şu anda ABD’nin Türkiye’yi bir yanıltma, yönlendirme çabası olduğunu görüyoruz. İki de bir, ‘İran Türkiye’ye füze gönderdi’ açıklaması yapılıyor. Türkiye’yi İran savaşına dahil etmeye çalışıyorlar. Bu anlamıyla ABD’nin çeşitli olanaklar sunduğu da söyleniyor. Örneğin Halk Bankası davası, İsrail iş insanının gelip Erdoğan’la görüşmesi boyutu gibi. Ama Türkiye’nin geleneksel politikası İran’la karşı karşıya gelmek değildir. Eğer akıllarını peynir ekmekle yemedilerse böyle bir siyaset tamamen yanlıştır” şeklinde konuştu.
EHP BU SÜREÇTE NELER YAPACAK?
EHP olarak Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir “akamete” uğramadan yürütülmesini düşündüklerini söyleyen Öztürk, “İran, Suriye ve Irak bunları düşündüğümüz oranda yaşananlar doğrudan Kürt meselesiyle ilgili. Burada Türkiye’de bir sakinlik, çatışmasızlık söz konusu olursa, halkların barışı ve eşitliği söz konusu olursa önemli bir sabitleşme imkanı olmuş olur. İran’daki sorunun bir yanı Kürt meselesidir. Bir yanı da emperyalizmin yani ABD Başkanı Donald Trump, Binyamin Netanyahu’nun politikalarıdır ve bunların politikalarını hiçbir şekilde kabul etmediğimizi ve parçası olmayacağımızı Türkiye toplumu olarak ortaya koymamız gerekir. Bu yönde farkındalık yapmak gerekiyor. Kürt meselesiyle ilgili olarak da 11 parti olarak bir deklarasyonda bulunduk. Kürt meselesi Türkiye’deki sınıf meselesi kadar önemli bir meseledir. Bununla da birince dereceden ilgileniyor olmak gerekiyor. Türkiye’nin bütününde bir demokrasi sağlayacaksak kapsayıcı olmalıyız. Onun için de gerekleri yapacağız. Kayyımlar, yüksek mahkeme kararlarının uygulanması, Türkiye’nin kendi yasalarının demokratik şekilde uygulanması, barış sürecini sağlayan Abdullah Öcalan’ın açıklamalarını yaygınlaştırılması ve buna bağlı olarak Abdullah Öcalan’ın bu imkanlarının genişletilmesi yönünde bütün çabalarımızı ortaya koyacağız. Hem antiemperyalizm hem Kürt meselesinin çözümü yönünde hem de CHP’ye yönelik uygulamaları geriletmek üzere elimizden geleni yapıyor vaziyette olacağız” dedi.
MA / Ömer İbrahimoğlu
MA


















