Künye   Hakkımızda
22 Mayıs 2026, Cuma
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

İsmail Duygulu: Sandığı Mahkeme Eliyle Devirmek: Kurultay Kararına Komünist Bakış

Türkiye Komünistlerinin Platformu Genel Koordinasyon üyesi Avukat İsmail Duygulu, CHP kurultayına ilişkin “mutlak butlan” kararını değerlendirdiği yazısında, yargı eliyle siyasal alanın yeniden dizayn edilmeye çalışıldığını belirterek, bunun yalnızca bir parti meselesi değil, demokrasi ve örgütlenme özgürlüğü sorunu olduğunu vurguladı.

22 Mayıs 2026
İsmail Duygulu: Sandığı Mahkeme Eliyle Devirmek: Kurultay Kararına Komünist Bakış
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Türkiye Komünistlerinin Platformu Genel Koordinasyon üyesi Avukat İsmail Duygulu, CHP kurultayına ilişkin verilen “mutlak butlan” kararını ele aldığı yazısında, mahkeme kararının hukuk tekniğinin sınırlarını aşarak doğrudan siyasal alanın merkezine yerleştiğini ifade etti. Duygulu’ya göre mesele yalnızca bir kurultayın iptali değil; milyonlarca insanın oy verdiği bir siyasal yapının iç iradesine yargı eliyle müdahale edilmesi anlamına gelmektedir.

Yazıda, kararın yalnızca CHP bağlamında değerlendirilmemesi gerektiği belirtilirken, örgütlenme özgürlüğü, halk iradesi ve siyasal alanın güvenliği açısından daha geniş bir çerçeve çizildi. Duygulu, kesinleşmemiş suç isnatları ve soruşturma belgeleri üzerinden siyasal temsil alanının yeniden şekillendirilmesinin hukuk devleti ilkesini zedelediğini savunurken, emekçi halkın gerçek gündeminin giderek yargısal müdahaleler ve siyasal mühendislik tartışmalarının gölgesinde kaldığına dikkat çekti.

Yazının tamamı şu şekilde:

Bugün Türkiye’de yalnız bir mahkeme kararı tartışılmıyor. Tartışılan şey, siyasal alanın kim tarafından ve hangi yöntemle düzenleneceğidir.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP kurultayına ilişkin “mutlak butlan” kararı (1) , hukuk tekniğinin sınırlarını aşarak doğrudan siyasal alanın merkezine yerleşmiştir. Çünkü mesele artık yalnızca bir kurultayın iptali değildir. Mesele, milyonlarca insanın oy verdiği bir siyasal yapının iç iradesine mahkeme eliyle müdahale edilmesidir.

Bu nedenle kararın “iktidar darbesi” olarak tartışılması tesadüf değildir.

Fakat komünist bakış açısından ilk görev, bu tartışmayı iki burjuva siyasal blok arasındaki iktidar kavgasına indirgememektir. Komünist siyaset, devlet içi güç mücadelelerinden birinin kuyruğuna takılarak değil; emekçi sınıfların demokratik hakları, örgütlenme özgürlüğü ve siyasal iradesi bakımından meseleye bakar.

Bugünkü karar, yalnız CHP merkezli okunamaz. Bu karar, sınıf, devlet ve demokrasi meselesidir.

Kapitalist devlet yalnız polisle, jandarmayla, savcıyla işlemez. Mahkemeler, idari mekanizmalar, tedbir kararları, olağanüstü hukuk teknikleri ve “kamu düzeni” dili de bu düzenin araçlarıdır. Marx’ın işaret ettiği gibi, hukuksal ve siyasal biçimler boşlukta oluşmaz; toplumsal ilişkilerin içinden doğar.

Devlet bazen copla, bazen karar defteriyle, bazen de “tedbir” kelimesinin arkasına saklanarak konuşur. Saray nasıl yalnız bir bina değilse, mahkeme kararı da yalnız bir kâğıt değildir; iktidarın mekânı bazen mermerde, bazen mühürde, bazen gerekçeli kararın dilinde cisimleşir.

Bugün yaşanan tam da budur.

Türkiye’de ekonomik kriz, yoksullaşma, güvencesizlik ve otoriterleşme aynı siyasal hatta birleşmiş durumdadır. Emekçiler hayat pahalılığı altında ezilirken, gençler geleceksizlik içinde yaşarken, sendikal alan daraltılırken, siyasal sistem giderek daha fazla “istisna rejimi” mantığıyla çalışmaktadır.

Kurultay kararı bu genel tablodan bağımsız değildir.

Mahkeme, “mutlak butlan” kavramını kullanarak yalnız bir usul denetimi yapmamaktadır. Doğrudan siyasal meşruiyet alanını yeniden kurmaktadır. Buradaki temel soru şudur:

Bir siyasal partinin iç iradesi gerçekten demokratik olmayan yöntemlerle sakatlanmış olsa bile, bu sorunu çözme yetkisi devlet aygıtının yargısal müdahalesine mi bırakılacaktır?
Çünkü mesele yalnız CHP değildir.

Bugün CHP kurultayına uygulanan yöntem, yarın herhangi bir sendikaya, meslek örgütüne, emek platformuna, demokratik kitle örgütüne veya başka bir muhalif siyasal yapıya uygulanabilir.

Bu yüzden meseleye parti sempatisi üzerinden değil; örgütlenme özgürlüğü, halk iradesi ve siyasal alanın güvenliği bakımından yaklaşmak gerekir.

Kararın dayandığı mantık açıktır: Henüz kesinleşmemiş ceza iddiaları, soruşturma evrakları, fezlekeler ve çeşitli isnatlar üzerinden siyasal alan yeniden dizayn edilmektedir. Ceza yargılamasında kesin hükme bağlanmamış isnatların, hukuk mahkemesi eliyle siyasal temsil alanını değiştirecek sonuçlara taşınması, hukuk devleti bakımından büyük bir eşik aşılmasıdır.

Bir hukuk mahkemesi, ceza mahkemesinin henüz kesin hükme bağlamadığı iddiaları, milyonlarca insanın siyasal temsil alanını değiştirecek ağırlıkta kullanıyorsa; orada yalnızca “hukuk denetimi” değil, siyasal müdahale sorunu doğar.

Bu sorun yalnız ispat standardı meselesi değildir; doğrudan masumiyet karinesi meselesidir. Anayasa m.38/4’e göre suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. AİHS m.6/2 de aynı güvenceyi getirir. Hepimizin hukukî güvenliğinin teminatı olan bu ilke, kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmadan kimsenin suçlu muamelesi göremeyeceğini söyler. Buna rağmen mahkeme, derdest ceza dosyalarını, iddianameleri, ifade tutanaklarını ve soruşturma belgelerini kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü gibi işlevselleştirerek kurultayın mutlak butlanla sakatlandığı sonucuna ulaşmıştır. Böylece ceza yargılamasında henüz hükme bağlanmamış isnatlar, özel hukuk alanında kesin vakıa gibi kullanılmış; masumiyet karinesi dolanılarak aşılmıştır. Hukukî yorum burada sınırını aşmış, TBK m.27, TMK m.5 ve TMK m.83 üzerinden kurulan genişletici zincir, siyasi parti kurultayını hükümsüz kılacak ölçüde aşırı kıyasa dönüştürülmüştür. Oysa kamu düzeni kavramı, kesinleşmemiş suç isnatlarını siyasal iradeyi tasfiye eden bir hukuk tekniğine çevirecek kadar sınırsız değildir. Muktedirler bu tür kararların Yargıtay’da, Anayasa Mahkemesi’nde ya da nihayet AİHM önünde dönebileceğini bilirler; fakat asıl amaç çoğu zaman nihai hukuki doğruluk değil, “atı alan Üsküdar’ı geçene kadar” siyasal sonucun fiilen üretilmesidir.

Bugün cezaevinde bulunan birçok insanın hikâyesi de hukukun bu şekilde araçsallaştırılmasının ürünüdür. Bu nedenle masumiyet karinesini savunmak, yalnız sanık haklarını değil, toplumun tamamının hukukî güvenliğini savunmaktır.

Hukuk devleti, yalnızca mahkemenin karar verebilmesini değil, yurttaşın ve siyasal toplumun kararın sınırlarını öngörebilmesini de gerektirir. Kesinleşmemiş isnatların siyasal temsil alanını değiştirecek sonuçlara bağlanması, hukuki güvenliği zedeler; çünkü hukuk, ihtimaller üzerinden değil, denetlenebilir ve kesinleşmiş vakıalar üzerinden siyasal sonuç üretmelidir.

Hukukta mesele yalnız karar vermek değil, kararın dozunu ayarlayabilmektir. Tedbir, amacı aşarak siyasal sonucu peşinen infaz eden bir araca dönüşürse artık hukukî güvence değil, müdahale tekniği haline gelir. Ölçü kaybolduğunda, adaletin terazisi tartıyor gibi görünür; fakat gerçeği değil, gücü gösterir.

Hukuk, en azından temel ilkeleri bakımından matematik kadar kesin olmalıdır: iki kere iki, iktidarın ihtiyacına göre beş edemez. Oysa bugünkü iktidar, hukukun matematiğini bozmuş; kuralı sonuca, ilkeyi çıkara, yargıyı siyasal ihtiyaca göre eğip bükmüştür. Böylece hukuk, yurttaşın güvencesi olmaktan çıkarılıp egemenlerin elinde bir silaha dönüştürülmüştür.

Mahkeme kararının meşruiyeti, yalnız vardığı sonuçtan değil, o sonuca nasıl ulaştığını denetlenebilir biçimde göstermesinden doğar. Gerekçe, hükmün süsü değil; yargısal iktidarın sınırıdır. Deliller tartışılmadan, daha hafif müdahale araçları değerlendirilmeden ve ölçülülük testi açıkça kurulmadan verilen karar, hukuk tekniği bakımından eksik; demokratik meşruiyet bakımından sakattır.

Komünist bakış açısından asıl tehlike budur.

Çünkü işçi sınıfı açısından demokrasi, soyut bir anayasal süs değildir. Demokrasi; örgütlenebilme, sendikalaşabilme, parti kurabilme, söz söyleyebilme ve siyasal irade oluşturabilme imkânıdır.

Demokrasi, temsil edilenlerin değil, temsil dışına itilenlerin de söz hakkıdır. “Garipler” dediğimiz şey, yalnız yoksulluk değil; sesi bastırılan, karar süreçlerinden dışlanan, kendi hayatı hakkında hüküm kurma imkânı elinden alınanların ortak adıdır. Siyasal alan daraldığında önce onların sesi kısılır.

Burjuva demokrasisinin sınırları içinde bile kalan bu alanlar daraltıldığında, bundan en çok emekçiler zarar görür. Bu nedenle komünistler, burjuva partiler arasındaki rekabetin tarafı olmadan da demokratik hakların gaspına karşı çıkabilirler. Hatta çıkmalıdırlar.

Mesele, CHP yönetiminin haklı ya da haksız olması değildir. Sağlam bir siyasal muhakeme kişiyle değil, ilkeyle başlar. Bugün savunulması gereken şey herhangi bir yönetimin kişisel akıbeti değil; siyasal iradenin yargısal mühendislikle tasfiye edilemeyeceği ilkesidir. Hukuk, halk iradesinin yerine geçmeye başladığında uyuşmazlık çözen bir kurum olmaktan çıkar; siyasal alanı yeniden düzenleyen bir aygıta dönüşür. Kişiler değişir, partiler değişir; fakat bu ilke çökerse herkesin siyasal alanı daralır.

Bu noktada ihtiyaç, herkesin aynı düşünmesi değildir. İhtiyaç, farklı düşünenlerin asgari demokratik zemin üzerinde ortak hareket edebilmesidir. Hukukun üstünlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve siyasal iradenin mahkeme eliyle gasp edilmemesi, yalnız bir partinin değil, bütün toplumsal muhalefetin ortak savunma hattıdır.

Burada iki yanlışa aynı anda karşı çıkmak gerekir.

Birinci yanlış, devletçi yargısal müdahaleyi “hukuk işliyor” diye meşrulaştırmaktır.

İkinci yanlış, CHP’nin temsil ettiği düzen muhalefetini otomatik olarak “demokratik kurtuluş hattı” saymaktır.

Komünist siyaset bu iki yanlışa da teslim olmaz. Ne devletçi-otoriter blok açısından bakar, ne de günümüz düzen muhalefetini kutsar. İhtiyaç duyulan şey, emek, demokrasi ve örgütlenme özgürlüğü temelinde bağımsız bir sınıf ve halk hattıdır.

Komünist hukukçu açısından hukuk, sınıflar üstü masum bir teknik alan değildir; fakat bu tespit, hukuki güvencelerin küçümsenmesini değil, tersine emekçiler lehine sonuna kadar savunulmasını gerektirir. Çünkü en zayıf olanın elindeki son araç çoğu zaman usul, gerekçe, savunma hakkı ve örgütlenme özgürlüğüdür.

Türkiye Komünistlerinin Platformu’nun “meclisler”, “kolektifler”, “yerel örgütlenmeler” ve “toplumsal mücadele zeminleri” vurgusu bu nedenle önemlidir. Gerçek demokratik güvence yalnız seçim sandığında değil; halkın örgütlü toplumsal gücünde ortaya çıkar.

Bir toplum yalnız seçimle demokratik olmaz; sendikasıyla, mahallesiyle, kolektifiyle, basınıyla, itiraz hakkıyla ve örgütlenme kapasitesiyle demokratik olur.

Demokrasi, yalnız temsil ile katılım arasında kurulmuş donuk bir denge değildir; çatışmaları bastırmadan, onları kurucu bir enerjiye dönüştürebilen açık bir sistemdir. Sandık, temsilin asgari biçimidir; meclisler, sendikalar, mahalle örgütlenmeleri ve doğrudan katılım ise bu temsilin halktan kopmasını engelleyen canlı damarlardır.

Bugün Türkiye’de tartışılması gereken asıl mesele de budur.

Mahkeme kararlarıyla siyasal alan yeniden düzenlenirken, emekçi halkın gerçek sorunları büyümeye devam etmektedir. Asgari ücret erimekte, kiralar yükselmekte, gençler geleceksizleşmekte, kadın emeği daha fazla güvencesizleşmekte, işsizlik kalıcı hale gelmektedir.

Fakat siyaset giderek daha fazla yargısal operasyonlar üzerinden konuşulmaktadır.

Komünist bakışın itirazı tam burada yükselir: Halkın gerçek gündeminin yerine devlet içi siyasal mühendislik mekanizmaları geçirilmektedir.

Bu yüzden bugünkü karar karşısında komünist tutum nettir:

Devletçi yargısal müdahale meşrulaştırılamaz.

Mevçut düzen muhalefeti kutsanamaz.

Emekçi halkın siyasal iradesini büyütecek demokratik alan savunulmalıdır.

Çünkü demokrasi yalnız sandık değildir. Ama sandığın mahkeme eliyle hükümsüzleştirilmesi de demokrasi değildir.

Bir ülkede siyasal alan giderek daha fazla yargı kararlarıyla şekillenmeye başladığında, yalnız muhalefet değil, toplumun tamamı güvencesizleşir.

Bugünkü kararın Türkiye’ye bıraktığı asıl soru şudur:

Siyasal alanı halk mı belirleyecek, devlet aygıtı mı?

Bu fay hattında tarafımız bellidir: Devletin yukarıdan kurduğu siyasal mühendisliğe karşı, halkın aşağıdan kuracağı demokratik irade. Çünkü kaldırım yukarıdan çizilen projeyle değil, yan yana yürümeyi göze alanların taşı birlikte döşemesiyle yapılır.

Dipnot:
(1) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, E. 2026/32, K. 2026/658, T. 21.05.2026; incelenen ilk derece kararı: Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, E. 2025/66, K. 2025/428, T. 24.10.2025. Dava konusu, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultayı ile bağlantılı olarak “Dernek — Genel Kurul Kararlarının İptali” istemidir. Bölge Adliye Mahkemesi, Hatip Karaaslan, Levent Çelik, Kamile Bahar Önal ve Yılmaz Özkanat yönünden istinaf başvurularını kabul ederek ilk derece kararını kaldırmış; CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultayının mutlak butlan/kesin hükümsüzlük nedeniyle malul olduğunun tespitiyle yapıldığı tarihten itibaren iptaline, bu tarihten sonra yapılan tüm olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu kurultaylarda alınan tüm kararların iptaline, kurultaydan önceki duruma dönülmesine, Kemal Kılıçdaroğlu ve kurultay öncesi parti organlarının görevlerine devam etmelerine, ayrıca 08.10.2023 tarihli CHP İstanbul İl Kongresi ve bu kongrede alınan tüm kararların mutlak butlan/kesin hükümsüzlük nedeniyle iptaline karar vermiştir. Kararda ayrıca Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına; Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmelerine/göreve iadelerine hükmedilmiştir. Karar, temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilmiştir.

HABER MERKEZİ

İlgili Haberler

Merkez Bankası enflasyon beklentisini yükseltti
Gündem

Merkez Bankası enflasyon beklentisini yükseltti

22 Mayıs 2026
İran: Son 24 saatte Hürmüz Boğazı’ndan İran’ın izin verdiği 35 ticari gemi geçti
Gündem

İran: Son 24 saatte Hürmüz Boğazı’ndan İran’ın izin verdiği 35 ticari gemi geçti

22 Mayıs 2026
Mêrdîn’de şüpheli kadın ölümü
Gündem

Mêrdîn’de şüpheli kadın ölümü

22 Mayıs 2026
Rubio İran’la müzakereler hakkında konuştu: ‘Önümüzdeki günler kritik’
Gündem

Rubio İran’la müzakereler hakkında konuştu: ‘Önümüzdeki günler kritik’

22 Mayıs 2026
Colemêrg-Gever karayolunda heyelan
Gündem

Colemêrg-Gever karayolunda heyelan

22 Mayıs 2026
Taksim Dayanışması 31 Mayıs’ta Taksim’e çağrı yaptı
Gündem

Taksim Dayanışması 31 Mayıs’ta Taksim’e çağrı yaptı

22 Mayıs 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Nükleer Tehlike Kapıda
Politika'dan Yorum

Nükleer Tehlike Kapıda

Politika Haber
6 Nisan 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

Merkez Bankası enflasyon beklentisini yükseltti

Merkez Bankası enflasyon beklentisini yükseltti

22 Mayıs 2026
İran: Son 24 saatte Hürmüz Boğazı’ndan İran’ın izin verdiği 35 ticari gemi geçti

İran: Son 24 saatte Hürmüz Boğazı’ndan İran’ın izin verdiği 35 ticari gemi geçti

22 Mayıs 2026
İsmail Duygulu: Sandığı Mahkeme Eliyle Devirmek: Kurultay Kararına Komünist Bakış

İsmail Duygulu: Sandığı Mahkeme Eliyle Devirmek: Kurultay Kararına Komünist Bakış

22 Mayıs 2026
Mêrdîn’de şüpheli kadın ölümü

Mêrdîn’de şüpheli kadın ölümü

22 Mayıs 2026
Rubio İran’la müzakereler hakkında konuştu: ‘Önümüzdeki günler kritik’

Rubio İran’la müzakereler hakkında konuştu: ‘Önümüzdeki günler kritik’

22 Mayıs 2026
Colemêrg-Gever karayolunda heyelan

Colemêrg-Gever karayolunda heyelan

22 Mayıs 2026
Taksim Dayanışması 31 Mayıs’ta Taksim’e çağrı yaptı

Taksim Dayanışması 31 Mayıs’ta Taksim’e çağrı yaptı

22 Mayıs 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!