Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 8 Kasım 2025’te ruhsatsız ve denetimsiz şekilde faaliyet yürüten Ravive Kozmetik’te meydana gelen patlamada 3’ü çocuk, 6’sı kadın olmak üzere 7 kişi yaşamını yitirmişti. 8’i tutuklu, 2’si firari 16 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması 3’üncü gününde devam etti. Duruşma, Gebze Adliyesi 7’nci Ağır Ceza Mahkemesince Kocaeli Cezaevi’ndeki salonda görüldü. Duruşmaya yargılananlar ve avukatlarının yanı sıra yangında yaşamını yitirenlerin aileleri de hazır bulundu. Ayrıca duruşmayı çok sayıda kişi izledi.
Duruşmada fabrika sahiplerinin kaçmasına yardım ettiği iddia edilen sanık Onur Yörüklü’nün savunması alındı. Yörüklü, “Olay günü Ali Osman Akat beni arayarak ‘Yeğenlerimi ağırlayabilir misin?’ dedi. Daha sonra bana ‘Haberleri gördün mü?’ diye sordu. Haber linkini istememe rağmen bana gönderilmedi. Google’dan aradım ama bir sonuç elde edemedim. Ben Atay ve İsmail Oransal’ı alıp eve yerleştirdikten sonra haberi görebildim. Kardeşleri, Akat’a ait fabrikanın outlet mağazasının depo kısmından aldım. Sırt çantalarıyla aracıma bindiler. Marmara Ereğlisi’ne götürdüm. Şahısları alıp bulduğumuz kiralık eve götürdüm. İhtiyaçları için markete gidip tekrar eve bıraktım. Yanlarından ayrıldıktan sonra bana haber linki geldi. Haberin içeriği beni dehşete düşürdü” savunmasında bulunarak, daha sonra İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünü aradığını iddia etti.
‘‘KOMİSER WHATSAPP’TAN KONUŞALIM’ DEDİ’
Yörüklü, “Beni Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’ne yönlendirdiler. Orayı aradım. Erhan isimli bir komiser beni geri aradı. İfademi de kendisi aldı, sicilde yazılıdır. Bana ‘WhatsApp’tan konuşalım’ dedi, ben de internetim olmadığını söyledim” diyerek, fabrika sahipleri olan Oransal ailesinin üyelerine yardım etmediğini ve kendisinin onları yakalattığını ileri sürdü.
Yörüklü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ali Osman Akat bana, ‘Yeğenlerim rahat olsun, onlarla ilgili bir sorun yok. Fabrika babalarının, onlar ceza almayacak. Her türlü gücümüz var, ben emniyet ile iletişim halindeyim’ dedi. Bana emniyete ihbar et demedi. Dese neden ev tutayım?”
“Suçlu kayırma” iddiasıyla yargılanan Ömer Aktan ise fabrika sahiplerine yardım etmediğini ileri sürdü.
PATLAMADAN KURTULAN KADIN KONUŞTU: HEPSİ YALAN
Sanık savunmalarının ardından tanık ve müştekilerin beyanlarına geçildi. İlk olarak patlamadan yaralı kurtulan Gülhan Bendi, “Sürekli elektriklerde sorun vardı, şartel atıyordu. Tuncay, parfüm yapılan makinenin içine mikseri koyup fişi takınca yangın çıktı. Üstüm başım yanar halde dışarı çıktım, tüm kıyafetlerim yandı. Dakikalar içerisinde işyerinin tamamı yanmaya başladı. Olay günü cumartesi olmasına rağmen Kurtuluş Oransal bizi mesaiye çağırdı. Onun talimatıyla işyerine geldik. Altay Oransal’ın ‘Fransa’da üretiliyor’ dediği ürünleri aslında biz, yanan fabrikada kendimiz üretiyorduk. Hepsinin delili var. Diğer ürünleri de yine biz yapıyorduk. Ataşehir’deki ofise gidip kardeşlere ait markanın ürünlerinin depolamasını yapıyorduk. Şimdi bizi tanımadıklarını, görmediklerini söylüyorlar; hepsi yalan. Ölen arkadaşlarla birlikte oraya defalarca gittik. Islak imzayla işyeri sahibi olanlar kendi sorumluluklarını inkâr ederken beni neye dayanarak işyeri sorumlusu ilan ediyor? Nezarethanede Kurtuluş bana, ‘Personelim sigortalıydı’ dememi söyledi. Bunun karşılığında bana para teklif etti” ifadelerini kullandı.
‘ZABITA GELİP KURTULUŞ’LA ÇAY İÇİP SOHBET EDİYORDU’
Gülhan Bendi, savunmasına şöyle devam etti: “Altay ve İsmail Oransal müşterilerini fabrikaya getirip makineleri ve yapılan işleri övüyordu. Şimdi burada neden yalan söylüyorsunuz? Anneler, genç kızlar öldü; vicdanınız rahat mı? Biz fabrikada Ali Osman Akat’ın kardeşi Çetin Akat’ın ürünlerini de imal ediyorduk. Yeni yere taşındığımızda LCW, DeFacto gibi markalarla da anlaşıp onlara parfüm üretmeye başladık. İsmail ve Altay geldiklerinde fabrikayı gezer, üretimi denetler, babalarıyla iş üzerine görüşürlerdi. Aleyna Oransal da ara ara geliyordu. Kurtuluş, ana kapıda araç durmasının sorun olması nedeniyle ürünleri daha rahat taşımak için yangın merdiveni yaptırmayı düşündü; bu iş için birkaç kişiden fiyat aldı. Ancak 300 bin TL istendiği için bunu fazla bulup yaptırmadı. Ruhsat başvurusundan sonra belediyeden herhangi bir denetim gelmedi. Zabıta ise gelip Kurtuluş’la çay içip sohbet ediyordu.”
‘ZABITALARA HEDİYE VERİLİRDİ’
Müşteki Keriman Miskin, yaklaşık 5 yıldır çalıştığını ve yasal hiçbir hakkının olmadığını kaydetti. Bir kısım müşteki avukatı Nimet Acar’ın sorusu üzerine Keriman Miskin, “Zabıtalar geldiğinde fabrikada üretilen ürünlerden hediye verilerek gönderilirdi. Farklı zabıtalar gelirdi, hepsine hediye verilirdi” dedi.
Patlamadan yaralı kurtulan Ayten Aras da olay günü yaşadıklarını anlattı. Ayten Aras, “Hiç iş güvenliği eğitimi almadım. Arada ‘Denetime gelecekler’ denilerek bizi işyerinden çıkarıyorlardı. Denetlemeye kimin geldiğini bilmiyordum. Kurtuluş ise bize sürekli, ‘Durmadan çalışın, benden bir şey istemeyin’ diyordu” diye konuştu.
‘KIZIM KÖMÜR OLDU’
Patlamada yaşamını yitiren Nisanur Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir, “Kızım kömür oldu. Kızım yaşamak istiyordu. Bir yıldır orada çalışıyordu, dolum yapıyordu” diye belirtti.
Nisa Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir de “Ben kanser olduğum için kızım orada çalışmaya başladığında hastanede yatıyordum. Kızımın cesedini toprak halinde aldım. Meğer kızım kaldırım taşlarının üstünde yemek yiyormuş” dedi.
Yaşamını yitiren Tuba Taşdemir’in annesi Saliha Taşdemir, “Kızımı oyalayıp sigortasını yapmadılar. Sürekli ücretinden kesinti yapıyorlardı. Kızımın hakkını yediler. Bizim canlarımızı siz öldürdünüz” ifadelerini kullandı.
Hayatını kaybeden Şengül Yılmaz’ın kızı Eminenur Aldeniz, “Ben annemin kemiklerini saydım; parça parça olmuştu. Sanıkların yüzünde hiçbir mahcubiyet görmüyorum. Suçu ölmüş babalarının üzerine atıp kurtulmak istiyorlar. Hepsinin sorumluluğu vardı; kardeşler anneme işyerinde talimat verirdi” dedi.
Diğer tanıklar da sanıkların “yalan” beyanda bulunduklarını ve sanıkların cezalandırılmalarını istedi.
Ardından sanık avukatlarının ifadesi alındı.
Mahkeme duruşmaya yarın devam edileceğini kararlaştırdı.
MA

















