Türkiye ve Kürdistan doğasına yönelik talan, 2 Temmuz 2025’te Meclis’ten geçen ve 9 Temmuz’da da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren iklim yasasının ardından maden ve çeşitli enerji arama faaliyetleriyle arttı. Jeotermal Enerji Santrali (JES), Güneş Enerji Santrali (JES), Rüzgar Enerji Santrali (RES) ve maden ocaklarının saldırısıyla karşı karşıya olan Kürdistan kentlerindeki ekolojik talanın son halkası Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde planlanan JES projesi oldu.
YAŞAM VE İNANÇ MERKEZLERİNE ETKİ
Gimgim’a bağlı Xwarik köyü sınırları içerisinde planlanan JES projesi, bölge halkı tarafından özel savaş politikası olarak değerlendirildi. Projenin olumsuz etkilediği köylerin büyük bir kısmının Alevi olması ise yine bölge halkı tarafından Alevilerin yaşam alanlarına saldırı olarak değerlendiriliyor. Amerika merkezli IGNIS H2 A.Ş. tarafından planlanan ve bölgeye “yatırım” paketiyle sunulan proje, başta 10 yıl önce PKK şehitliği olduğu gerekçesiyle bombalanan Gireboa ziyaretgâhı olmak üzere Ninga Dûndûlê, Kalê Spî, Koribava, Nîşaneroj olmak üzere çok sayıda ziyaretgahı da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Başta Hayvancılık, tarım ve inanç merkezleri için büyük tehdit oluşturan JES projesine karşı, Gimgim halkı 3 Mayıs’ta sondajın planlandığı alanda çadır nöbeti başlattı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez yöneticisi Mehmet Seyidalioğlu, Dêrsim ve Gimgim başta olmak üzere Alevilerin kutsal mekanlarının yoğunlukta olduğu bölgelerde planlanan maden ve enerji projelerinin, inanca dönük olumsuz etkilerini değerlendirdi.
‘HALK GÖÇERTİLECEK’
Xwarik köyünde planlanan JES projesine karşı başlatılan nöbet eylemi alanından konuşan Mehmet Seyidalioğlu, Gireboa ziyaretini göstererek, Alevi toplumu için önemine dikkat çekti. Yurttaşların projeye karşı çadırda nöbet tutarak direndiğine işaret eden Seyidalioğlu, planlanan projeye dair uzmanların sık sık deprem riskine ve doğa talanına işaret ettiğini ifade etti. Bölgenin tarım ve hayvancılık faaliyetine de değinen Seyidalioğlu, “Sondajdan dolayı çıkacak olan gazlardan sonra ne bitki yetişir ne de insan yaşayabilir. Zîyar-dîyarlarımızın ortasında olan yaşam alanımızı talan edecekler. Halk göç etmek zorunda kalacak. Geçen yıl köyümüz Çorsan’da sadece 10 tane yeni ev yapıldı. Ama bu proje duyurulduğundan beri köyüne dönüp ev yapmayı planlayanların fikri değişti. Toprağımız, suyumuz, havamız elimizden gittiği takdirde nasıl yaşam sürebiliriz? Bu noktada halkımız birbirine omuz veriyor. Birleşerek, projeyi protesto ediyor” dedi.
‘GÖÇERTİLEN İNSAN, İTİKATINDAN UZAKLAŞIR’
Kürdistan’da topyekûn bir talan politikasının işletildiğini vurgulayan Seyidalioğlu, iktidarın barış sürecine dair gereklilikleri yerine getirmediğini belirtti. Seyidalioğlu, “Bu coğrafya çok talan edildi. Her gün ‘Gabar’da bu kadar petrol bulduk, Karadeniz’de şu faaliyeti yürüttük’ yalanları var. Amaçları Kürdistan’ı çölleştirmek. İnsan yaşamının olmamasını, herkesin göç etmesini istiyorlar. İnsan toprağından uzaklaştığı zaman, inanç ve itikatından uzaklaşır. Asimile olur. Kimliksizleşir. Dicle Nehri üzerinde çok sayıda baraj yapıldı. Sadece o bölge değil Keban barajıyla verimli topraklar gasp edildi. Verimli topraklar talan edildi. Gelecekte biz bu kalan topraklarda ne ekip ne yetiştirebiliriz” diye sordu.
MA / Can Kırbaş

















