Türkiye Komünist Partisi (TKP) Merkez Komitesi, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin ardından, “NATO Bir Savaş Örgütüdür! Barış, Demokrasi ve Sosyalizm Mücadelesini Güçlendirelim!” başlıklı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, NATO’nun Avrupa, Ortadoğu ve Asya-Pasifik bölgelerindeki askeri politikaları değerlendirilirken, Ankara Zirvesi’nde alınan kararların bölgesel ve küresel çatışmaları derinleştireceği savunuldu.
TKP Merkez Komitesi, ABD ve NATO’nun politikalarının dünya halkları açısından ciddi tehditler barındırdığını belirterek, savaş ve militarizme karşı anti-emperyalist ve anti-kapitalist mücadelenin yükseltilmesi; Türkiye’de ise işçi ve emekçilerin örgütlenmesi, güçlü bir barış hareketinin oluşturulması ve barış, demokrasi, özgürlük ve sosyalizmden yana güçlerin ortak mücadelesinin geliştirilmesi çağrısında bulundu.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
36. NATO Zirvesi 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Bir dizi magazin haberi ile boğuntuya getirilmeye çalışılan Zirve’nin içeriği ve niteliği örtbas edilmeye çalışıldı.
NATO Sovyetler Birliği’ne karşı bir savaş örgütü olarak kuruldu. Türkiye 1952’de Kore Savaşı provokasyonundan sonra NATO’ya dahil edildi. TKP MK eski Genel Sekreteri İ. Bilen yoldaşın S. Üstüngel mahlasıyla kaleme aldığı “Kore Nire?” kitabı bu konuyu anlatan tarihi bir eserdir.
Sovyetler Birliği ve Dünya Sosyalist Sisteminde yaşanan karşı-devrimden sonra NATO’nun kuruluş amacının ortadan kalkması gerekirdi. Ancak öyle olmadı. NATO kapanmak yerine Sovyetler Birliği ile yapılan anlaşmaların tersine sınırlarını Doğu Avrupa ve Balkanlar’a geliştirdi. Bir dizi eski Sovyet Cumhuriyeti ve eski Sosyalist Devlet NATO’ya alındı. NATO 1990’dan itibaren bizzat Avrupa’nın göbeğinde Yugoslavya savaşını planladı ve aktif olarak katıldı. Batı Avrupa ülkelerini başta Almanya olmak üzere ve yeni üyesi Doğu Avrupa ülkelerini Rusya’ya karşı silahlandırmaya ve militaristleştirmeye başladı. En son hedefi olan Ukrayna’yı NATO’ya üye yapma planları Rusya’nın müdahalesi ile durdu ancak Ukrayna’yı Rusya’ya karşı bugüne kadar silahlandırmaya devam etmektedir. Güncel olarak NATO Ukrayna toraklarında Rusya ile savaşmaktadır. Savaş Ukrayna-Rusya arasında değildir.
NATO sadece Avrupa’da istikrarsızlık yaratmıyor. Ortadoğu’da son olarak İran’a karşı giriştiği saldırı Ortadoğu’yu yeniden ABD ve müttefikleri çıkarına düzenleme stratejisinin bir parçasıdır. Afganistan, Irak, Lübnan ve Suriye’ye yönelik savaşlar 1992’de belirlenen genel savaş stratejisinin parçalarıdır. Amaç Rusya’yı batısından, doğusundan ve güneyinden kıskaç altına almaktır. Uzun vadeli stratejik hedef Rusya’yı parçalayıp Merkezi Asya’ya yerleşmektir. Bu strateji Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Asya-Pasifik bölgelerinde çatışma ve savaşlar demektir.
NATO Ankara Zirvesi’nde bu stratejinin gelecek adımlarına uygun kararlar alınmış ve düzenlemeler yapılmıştır. ABD, NATO vasıtasıyla Asya-Pasifik savaşına yoğunlaşmak amacıyla Avrupalı müttefiklerine yeni görevler vermiştir. Ukrayna’daki savaş için ve Rusya ile çatışmayı süreç içinde geliştirmek için Avrupalı NATO üyelerine yeni görevler verilmiştir. Ortadoğu’da ise Türkiye yeni görevler üstlenmiştir. Türkiye topraklarında çokuluslu bir NATO kolordusunun kurulması ve İstanbul Beykoz’da bir NATO deniz üssü kurulması bu kararların kamuoyuna yansıyanlarıdır. Türkiye hem Rusya’ya karşı planların bölgesel bir taşıyıcısı olarak, hem de Ortadoğu’nun dizayn edilmesinde belirleyici görevler üstlenmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ısrarla sürdürmeye çalıştığı “Barış ve Demokratik Toplum” süreci Türkiye ve ABD/NATO açısından farklı bir içerikte önem taşıyor. ABD ve NATO Kürt özgürlük güçlerini ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırılarında kullanmak istedi ancak Kürt güçleri bunu reddedince Türkiye ile yürüyen süreç de duraksadı. Türkiye bu süreçle Kürt özgürlük hareketini Ortadoğu’daki stratejilerinde tarafsızlaştırmak ve kendisine karşı başka güçlerden destek alarak savaşamamasını sağlamaya çalışıyor. Sürece “Terörsüz Türkiye” adını vermeleri ve Kürt halkının demokratik, kültürel, siyasal hakları konusunda hiçbir açılım getirmemeleri bu nedenledir.
ABD, NATO çerçevesinde Avrupa ve Ortadoğu’da üyelerine yeni görevler belirleyerek kendi dikkatini Çin Halk Cumhuriyeti’ne yönelik saldırganlık ve Rusya’yı doğudan zayıflatma amaçlı Asya-Pasifik Savaşı’na yoğunlaştıracak. Gerek Asya-Pasifik, gerekse de Ortadoğu ve Ukrayna macerası tüm dünya halkları için çok ciddi tehlikeler barındırıyor. ABD ve NATO’nun bu saldırganlığı nükleer bir dünya savaşına davet anlamına geliyor. Nükleer bir savaş, dünya hegemonyası amacına ulaşamayacağını anlayacak olan ABD’nin başvuracağı yöntem olacak ve tüm dünyayı ateş topuna çevirecektir. Söz konusu olan bir felaket senaryosu değil, gerçeğin kendisidir.
ABD, NATO ve diğer müttefiklerinin dünyayı ateşe atacak planlarını engellemenin tek yolu tüm dünyada anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadeleyi yükseltmek, barış, demokrasi ve sosyalizm savaşımını güçlendirmektir. Bunun Türkiye’deki karşılığı ilk aşamada Barış ve Demokratik Toplum sürecini ilerletmek, AKP-MHP Saray rejimine son vermek, görece daha demokratik bir iktidarın yolunu açmaktır.
Ağır ekonomik kriz koşullarında yaşamını sürdürmeye çalışan işçi ve emekçilerin örgütlenip direnişe geçmelerini sağlamak, ortalama maaş düzeyine gelmiş olan asgari ücretin üç katına yükseltilmesi için, emekli maaşlarının yükseltilecek asgari ücret ile eşdeğerde olması gereken emekli aylıkları için örgütlenmektir.
Mahalle ve semtlerden başlamak üzere ilçe ve iller düzeyinde Demokratik Halk Meclislerini örgütlemek ve geliştirmek, emek, barış ve demokrasiden yana tüm güçlerin bu Meclislerde yer almasını sağlamak, toplumsal olarak işçileri, emekçileri, köylüleri, aydınları, kadınları, gençleri, işsizleri ve emeklileri de kapsayacak bu Meclisleri geliştirmek, onları Barış için mücadelenin ve Demokratik iktidarın nüveleri niteliğine kavuşturmak, parlamenter mücadele ile parlamento dışı mücadeleyi birleştirmek güncel görevdir.
Fabrika, tersane, maden, banka, büro ve tüm çalışma alanlarında sendikal mücadeleyi güçlendirmek, hangi sendika olursa olsun onun saflarında örgütlenerek sendikaların işverenlerle uzlaşamayacakları baskıyı kurmak ve her alanda sınıf sendikacılığını geliştirecek güç birlikleri yaratarak bağımsız sendikaları örgütlemek sendikal alanda sınıfsal hedeflerimiz olmalıdır.
Ülke çapında güçlü bir barış hareketinin yaratılması ve NATO’nun şubesi olan Türkiye’nin savaş planlarının engellenmesi sınıf hareketinin yükseltilmesi, tüm barış, demokrasi, özgürlük ve sosyalizm güçlerinin eylem ve güç birliği ile mümkündür. Türkiye işçi sınıfının devrimci güçleri ile Kürt özgürlük hareketinin birleşik mücadelesi bu amacın gerçekleştirilebilmesi için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Uluslararası alanda ise barış, demokrasi ve sosyalizmden yana, anti-faşist, anti-kapitalist, anti-emperyalist güçlerin eşgüdümlü çalışmaları, işbirliği ve dayanışması geliştirilmeli; bu alanda atılan adımlar sürdürülmelidir.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komitesi
HABER MERKEZİ

















