İzmir’in Aliağa ilçesinde faaliyet gösteren İzdemir-II Termik Santrali’ne ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği “ihlal” kararı sonrası ÇED süreci iptal edilen santralle ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yeniden başvuru yapmıştı. Başvurunun ardından “ÇED olumlu” kararına karşı EGEÇEP ve bölge halkının açtığı dava yeniden görülmeye başlandı. İzmir 5. İdare Mahkemesi’nde görülen duruşmaya çevre örgütleri ve yurttaşlar katıldı.
Duruşma öncesi adliye önünde EGEÇEP üyeleri ve yaşam savunucuları, termik santralin yaşam hakkını tehdit ettiğini vurgulayarak sürecin iptal edilmesi çağrısında bulundu.
Duruşmada söz alan EGEÇEP’in avukatlarından Arif Ali Cangı, bölgedeki enerji yatırımlarının yaklaşık 30 yılı aşan bir geçmişe dayandığını hatırlatarak, Aliağa’da termik santral girişimlerinin ilk olarak 1989–1990 yıllarında Japon sermayeli bir proje ile gündeme geldiğini belirtti.
Projenin Danıştay kararıyla iptal edildiğini ve hükümetin projeden çekildiğini söyleyen Cangı, daha sonraki süreçte ENKA’nın benzer bir girişimde bulunduğunu, bu projenin lisans aşamasında yargı müdahalesiyle durdurulduğunu söyledi. Danıştay’ın “ÇED süreci tamamlanmadan üretim lisansı verilemez” kararının, çevre mevzuatında önemli değişikliklere yol açtığını kaydeden Cangı, bunun çevre hukukunda kritik bir dönüm noktası olduğunu belirtti.
ZEYTİNLİKLERİN İÇİNDE KÜL VE CÜRUF
İzdemir Termik Santrali’nin farklı bir süreç izlediğini ifade eden Cangı, tesisin 2014 yılından itibaren faaliyet yürüttüğünü ve verilen ÇED kararlarının büyük bölümünün yargıdan döndüğünü vurguladı. AYM’nin kararına da dikkat çeken Cangı, özellikle zeytinliklerin içinde olan kül ve cüruf alanının özel hayatın ve aile hayatının ihlali anlamına da geldiğini dile getirdi. ÇED süreçlerinin sürdüğünü, idarenin 2009 tarihli bir genelgeye dayanarak işlemleri yürüttüğünü belirten Cangı, “Böyle bir hukuk kuralı olamaz. Anayasa’nın üzerinde bir düzenleme olamaz” dedi.
‘KEŞİF OLMAZSA SAĞLIKLI KARAR ÇIKMAZ’
Kül ve cüruf yönetiminin ÇED kapsamı dışında bırakılamayacağını kaydeden Cangı, “Bir termik santralin kül ve cürufu raporun konusu değilmiş gibi değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu atıkların taşınması ve başka tesislerde değerlendirilmesi dahi yeni çevresel etkiler doğurdu. 30 yılı aşkın bir süreçten bahsediyoruz. Bu davalar yalnızca bugünü değil, geleceği de belirliyor. Hakim keşfe gitmediğinde, gördüğünü ve hissettiğini dosyaya aktaramaz. Bu, kararın sağlıklı oluşmasını engeller” diye konuştu.
SORUMLULUK AĞI GENİŞ
Santralin uzun süre gayrisıhhi müessese ruhsatı olmadan çalıştığını dile getiren Cangı, bu durumdan yerel yönetimlerin de sorumluluğu olduğunu söyledi. “Gayrisıhhi müessese ruhsatı olmadan termik santral çalıştırılamaz” diyen Cangı, şunları ifade etti: “Belediyelerin mühürleme girişimleri merkezi idare düzenlemeleriyle etkisiz hale getirildi. Enerji üretimine ilişkin düzenlemeler yerel yetkileri ciddi biçimde daralttı. Farklı uzman görüşleri arasında ciddi çelişkiler var. Bilirkişi raporu tek yönlü değil, tüm bilimsel görüşleri kapsamalı.”
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin avukatı, termik santraller gibi tesislerde kamu yararı iddiasının çevresel riskler karşısında geçerliliğini yitirdiğini belirterek, kamu yararı açısından davanın kabulünü talep etti.
Duruşmada, keşif yapılmasının ve mahkemenin sahayı doğrudan görmesinin önemine de dikkat çekilerek, yargılamada “doğal hâkim ilkesi”nin gözetilmesi gerektiği belirtildi. Davacılar ve avukatlar, “ÇED olumlu” kararının iptalini talep etti.
Şirket avukatı ise santrale ilişkin çevresel izinlerin hukuka uygun olduğunu savundu. Danıştay onayından geçen kararlar bulunduğunu belirten şirket avukatı, AYM’nin yalnızca kül depolama sahasına ilişkin bir ihlal tespit ettiğini ve bu ihlalin ardından mahkemece davanın kabul edildiğini kaydetti.
Yeni bir ÇED raporu hazırlandığını, rapor kapsamında kül depolama sahasına ilişkin eksikliklerin giderildiğini dile getiren şirket avukatı, tesisin 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında mevzuata uygun hale getirildiğini, kül ve cüruf depolama alanının projeden çıkarıldığını, bu nedenle zeytinliklere yönelik riskin ortadan kalktığını savundu.
‘KÖY TAMAMEN LAĞIM KOKUYOR’
EGEÇEP avukatlarından İpek Sarıca, Aliağa’daki çevresel etkilerin yalnızca sanayi alanıyla sınırlı olmadığını, yaşam alanlarına yayılan çok katmanlı bir kirlilik sorunu bulunduğunu söyleyerek, “Şehit Kemal Mahallesi’ne gittik. Yamaçlar Horozgediği Mahallesi’ne kadar uzanıyor. İzmir’in atıkları, hammadeleri köye getirilmiş ve orada kurutuluyor. Köy tamamen lağım kokuyor. İnsanların yaşadığı yerden bahsediyoruz” dedi.
‘BİLİRKİŞİ RAPORU ETKİLERİ GÖZARDI EDİYOR’
Bilirkişi raporlarını eleştiren İpek Sarıca, raporda ağırlıklı olarak arkeolojik alanlara odaklanıldığını, ancak çevresel etkilerin bütüncül biçimde incelenmediğini belirtti. “Sadece sanayi alanı değil, çevresi de değerlendirilmeliydi” diyen İpek Sarıca, cüruf alanı dışında kalan yaşam alanları ve etkilerinin göz ardı edildiğini söyledi.
Bölgedeki ağır metal kirliliğine dikkat çeken İpek Sarıca, Ege Üniversitesi’nin yaptığı analizlerin, toprak ve bitkilerde önemli düzeyde kirlenme tespit edildiği yönünde olduğuna, ancak bu verilerin bilirkişi değerlendirmelerine yeterince yansımadığına vurgu yaptı.
‘BİZ ÖLÜYORUZ ÖTESİ VAR MI?’
Davacılardan Ramis Sağlam, bölgedeki çevre kirliliğinin sadece Horozgediği, Gencelli, Şehit Kemal ve Çatmaklı ile sınırlı olmadığını belirterek, “Biz orada zeytin üretiyoruz, tarım yapıyoruz, hayvancılık yapıyoruz. Ama artık yapamıyoruz. Biz ölüyoruz. Daha fazla söze gerek var mı” diye sordu.
‘KANSER VE SAĞLIK SORUNLARI ÇOK’
Davacılardan Mevlüt Ülgen de özellikle Horozgediği, Çatmaklı, Gencelli, Yeni Foça ve Aliağa çevresinde kanser vakaları ve sağlık sorunlarının çok yüksek olduğunu belirterek, “Ben sağlıkçıyım ve bunu yakından gözlemliyorum. Ben rüzgârı da yağmur sularını da denetleyemiyorum. ‘Cüruf alanının zararı yok’ deniliyor ama yağmur suları bu atıkları tarım alanlarına taşıyor. Havayı da denetleyemiyoruz. Ben 30 kilometre uzakta oturuyorum. Buna rağmen sabah kalktığımda bu kirliliği hissediyorum. Sararmış zeytin yapraklarını, kuruyan ağaçları ve insanların sağlığını görmezden mi geleceğiz?” diye konuştu.
Tarafları dinleyen mahkeme heyeti, kararı yazılı olarak tebliğ edecek.
MA

















