İnsan Hakları Derneği (İHD) İskenderun Şubesi, 6 Şubat depremlerinin ardından geçen 3 buçuk yılı aşkın sürede bölgede kalıcı çözümler üretilememesini ve başlatılan konteyner kent tahliyelerini protesto etmek amacıyla şube binası önünde açıklama gerçekleştirdi.
İHD İskenderun Eşbaşkanı Yusuf Berkyürek, depremden etkilenen yurttaşların yıllarca konteyner kentlerde yaşamak zorunda bırakılmasının başlı başına kabul edilemez bir durum olduğu belirterek, bugün atılan adımların sadece teknik bir “tahliye” süreci olarak görülemeyeceğine işaret etti. Berkyürek, “Depremden etkilenen insanların yıllarca konteyner kentlerde yaşamak zorunda bırakılması nasıl kabul edilemezse, bugün güvenli ve kalıcı yaşam koşulları oluşturulmadan bu alanların tasfiye edilmesi de kabul edilemez. Sorun konteyner kentlerin kaldırılıyor olması değildir. Sorun, hak temelli ve kamusal bir iyileşme politikası oluşturulmadan tahliye sürecinin işletiliyor olmasıdır” dedi.
‘BİR CEZALANDIRMA PRATİĞİ’
Depremin üzerinden 42 ay geçmesine karşın insanların geleceğe dair hiçbir güvencesinin bulunmadığına dikkat çeken Berkyürek, idari makamların halkın en temel sorularına yanıtsız kaldığını, halihazırda ailelere tahliye tebligatlarının gönderilmeye başlandığını, bazı kamusal ortak alanların kapatıldığını ve elektrik ile su hizmetlerinin sonlandırılacağının açıklandığı anlattı. Berkyürek, “Bugün LGS ve YKS gibi gençlerin geleceğini doğrudan etkileyecek kritik bir sınav döneminin hemen öncesinde ailelere tahliye tebligatı gönderilmesi, kararlar alınırken toplumsal sonuçların ve çocukların psikososyal durumunun zerre kadar gözetilmediğini göstermektedir. Elektrik ve suyun kesilmesi, yaşamı kolaylaştıran değil zorlaştıran bir cezalandırma pratiğidir” ifadelerini kullandı.
‘TAHLİYE EDİLENLER NEREDE BARINACAK?’
Beryürek, mülki amirlerin ve ilgili bakanlıkların şu kritik sorulara şeffaf ve uygulanabilir bir yanıt vermesini talep etti: “Tahliye edilen insanlar hangi koşullarda ve nerede barınacak? Bu aileler geçimlerini nasıl sağlayacak, sosyal destek mekanizmaları nasıl işleyecek? Çocukların eğitime, ailelerin ise sağlık hizmetlerine kesintisiz erişimi nasıl güvenceye alınacak? Tahliye sürecine ilişkin tüm planlama ve veriler kamuoyuyla eksiksiz ve şeffaf şekilde paylaşılmalıdır. Hak sahibi olsun ya da olmasın, hiçbir depremzedenin sokakta kalmayacağı kapsamlı bir ‘geçiş planı’ ve sosyal destek modelleri hayata geçirilmelidir. Barınma, sağlık, eğitim ve geçim güvencesini bütünlüklü olarak ele alan hak temelli, kamusal ve katılımcı bir iyileşme politikası ivedilikle uygulanmalıdır.”
‘HAK TEMELLİ BİR KAMU POLİTİKASI’
Yürütülen plansız ve şeffaflıktan uzak sürecin en büyük faturasını mülkiyet hakkı olmayan veya dezavantajlı konumda bulunan grupların ödediğine işaret eden Berkyürek, başta kiracılar olmak üzere, hak sahibi kabul edilmeyen depremzedeler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve kaderine terk edildiğini vurguladı. Devletin mülkiyet durumuna bakılmaksızın herkes için insan onuruna yakışır yaşam koşulları sağlama yükümlülüğü bulunduğuna dikkat çeken Berkyürek, “Deprem bölgesinin ihtiyacı aceleyle yürütülen tahliyeler değildir. Deprem bölgesinin ihtiyacı, hiç kimseyi geride bırakmayan, belirsizliği değil güvenceyi esas alan, yaşamı bütün boyutlarıyla yeniden kurmayı hedefleyen hak temelli bir kamu politikasıdır” diye konuştu.

















