15-16 Haziran 1970 işçi direnişi tanığı yazar Masis Kürkçügil, 1970’teki direnişinin önemli olduğunu vurgulayarak, “O günlerde işçi sınıfı bunları yaparken, şimdi biz niye yapamıyoruz” diye sordu.
15-16 Haziran 1970 işçi direnişi Türkiye işçi hareketinin tarihinde önemli bir yer tutuyor. O dönem Meclis’ten geçirilen birkaç yasa ile sendikal faaliyetlerde kısıtlanmaya gidildi. Buna karşın işçiler, İstanbul merkezli eylemler başlattı. Özellikle Kadıköy’deki eylemde yaşananların ardından 2 işçi, 1 polis, 1 esnaf yaşamını yitirdi. Eylemler, Ankara, Bursa, Adana, İzmir gibi kentlerde de yapıldı. Eylemlere yüksek katılım olunca 60 günlük bir sıkıyönetim ilan edildi. Olayların ardından CHP, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) sendikal faaliyetleri kısıtlayan düzenlemeye dair başvuruda bulundu. AYM, yasa değişikliği konusunda açılmış olan davaları daha sonra karara bağlayarak, söz konusu yasa değişikliklerini iptal etti.
15- 16 Haziran 1970 direnişinin tanıklarından olan yazar Masis Kürkçügil, değerlendirmelerde bulundu.
1970 işçi direnişinin “tahmin edilemeyen” bir olay olarak yaşandığını ifade eden Kürkçügil, “Meclis’te sendikalar yasasını çıkarıp Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) tek sendika haline getirerek, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) etkisiz hale getirmek istiyorlardı. Teknik ve hukuki görüşmeleri yürüttüler, Meclis’e gittiler. Bir süre sonra DİSK de kendi toplantılarını yaptı. Toplantılarda İstanbul’un çeşitli yerlerinde toplanıp gösteriler yapılmaya karar verildi. Bu karar alındığı zaman DİSK’in beklentileri neydi diye sorulacak olursa benim kanaatimce DİSK, kendi gücüne bakarak böyle bir direniş düşünmemiştir. Daha sonra erken saatlerde Cumhuriyet Gazetesi’ne konuşmuş olan Şükran Sonel, kitlesel bir yürüyüş düzenleneceği haberini verdi. Artık işçilerin yanında hükümetin de yürüyüşten haberi olmuş oluyordu. Herkes çok daha az sayıda insanın toplanacağını düşündü. Çok sayı da yurttaşın katıldığı anlaşılınca kararı alan DİSK yönetimi de bu işin icracıları da hiç beklemedikleri bir durumda kaldılar. İstanbul’un farklı ilçe ve bölgesinde çok yönlü bir yürüyüş ortaya çıktı. Yürüyüşte birinci gün toplam en az 70 bin kişi alanlara çıktı. Yürüyüşe sadece DİSK üyeleri değil aynı zamanda Türk-İş üyeleri de katıldı. Hatta her iki sendikaya da bağlı olmayan bağımsız sendikalardaki işçilerde katıldı” diye konuştu.
‘KADINLAR EN ÖN SAFLARDA’
Yapılan eylemlerin önemli bir direnişe sahiplik yaptığını vurgulayan Kürkçügil, direniş sırasında tankların dahi alana çıkarıldığını vurguladı. Kürkçügil, “İşçiler, bu tankların üstünden atladı, askerler ve polisler işçilerin karşısına çıktı. Kadınlar ise direnişin en ön saflarındaydı. Kadınların en ön saflarda olması Türkiye işçi sınıfı ve sol sosyalist direnişlerde yeni olan bir durumdu. Gerçekten kadın işçiler, işçi direnişinde militanca en öndelerdi. Bu kadınları görünür kılan bir durum haline geldi” diye konuştu.
‘İŞÇİ SINIFININ ÖZNE OLDUĞU DÖNEM’
İşçi sınıfının varlığını ortaya koyması açısından 15-16 Haziran direnişinin önemli olduğunu vurgulayan Kürkçügil, “12 Mart 1971 Muhtırası olarak bilinen askeri müdahaleyi tetikleyen şey de 15-16 Haziran işçi direnişi olaylarıdır. Çünkü genel kurmaylar, askerler çok açık bir şekilde, ‘1961 Anayasası’ndaki bir takım serbestlikler topluma bol gelmiştir’ dedi. İşçi hareketi dinamizmini sürdürdü ama ne yazık ki sosyalist hareket bu dinamizmi kendi arasında bir bağlantı kurmaktan aciz kaldı. İşçi sınıfının bu deneyiminde çıkarılacak dersler askıda kaldı. İşçi sınıfını özne olduğu dönemlerdi. Siyasi partiler açısından şöyle bir durum vardı; Dönemin Türkiye İşçi Partisi (TİP) bu yasanın karşısındaydı. Daha sonra Bülent Ecevit’le DİSK yöneticileri görüştü ve Ecevit bu durumun böyle olmayacağını söyleyip olaylardan habersiz olduğunu söyledi senato düzeyinde onlar da karşı çıktı” ifadelerini kullandı.
ÖRGÜTLENMELİ VURGUSU
Kürkçügil, devamla şunları kaydetti: “60’lardan 77’ye kadar işçi hareketinde iyi hamleler dönemidir. Yeni kazanımlar elde etmek için yapılan hareketlerdi. Ama bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorun işsizlik belası, düşük ücret, sendikasızlaşma ve benzeridir. Bütün bunlara baktığımız zaman bunlar artçı mücadelelerdir. Yeni mevziler elde etmek gibi değil. Yani 6 ay maaş almıyorsanız siz maaşınızda artış da istemiyorsunuz. Ancak şu da var; Şu anda duvara dayanılmış vaziyetteyiz. Daha geriye gidilecek bir durum yok. O zamanlar DİSK’in üye sayısına bakıyoruz çok daha fazla üyesi var. Bugün büyük bir sanayi devrinde olmamıza rağmen eskisi gibi DİSK üyeleri çok değil. İşçi sınıfının gücü üretimden gelir bu alanda örgütlenmesi gerekir. Sendikaların da örgütlenmesi gerekir. Mücadele başlı başına bir faktördür, bunu sadece baskıya da bağlayamayız. 15-16 Haziran üzerine çokça düşünmek lazım o günlerde işçi sınıfı bunları yaparken şimdi biz niye yapamıyoruz. Oradan çıkarılması gereken dersler var.”
MA

















