Künye   Hakkımızda
17 Mayıs 2026, Pazar
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

“Kaypakkaya’nın adı hâlâ kapıyı çalmayı sürdürüyor”

18 Mayıs'ın yalnız bir anma tarihi olmadığını, aynı zamanda bir yüzleşme günü olduğunu belirten Yazar İsmail Duygulu, "Eğer bugün Kaypakkaya hala konuşuluyorsa, bunun nedeni resmi ideolojiyle kurduğu sert hesaplaşma, işkence karşısındaki tavrı ve ezilen halklar meselesindeki yaklaşımıdır" dedi.

17 Mayıs 2026
“Kaypakkaya’nın adı hâlâ kapıyı çalmayı sürdürüyor”
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Diyarbakır Cezaevi’nde katledilişinin yıldönümü vesilesiyle devrimci önder İbrahim Kaypakkaya hakkında bir yazı kaleme alan Politika Gazetesi Yazarı Av. İsmail Duygulu, 18 Mayıs’ın yalnız bir anma tarihi olmadığını, aynı zamanda bir yüzleşme günü olduğunu belirtti. Kaypakkaya’nın adının hala konuşuluyor olduğuna dikkat çeken Duygulu, bunun nedeninin “resmi ideolojiyle kurduğu sert hesaplaşma, işkence karşısındaki tavrı ve ezilen halklar meselesindeki yaklaşımı” olduğunu ifade etti.

Duygulu’nun “Kapıyı Çalmaya Devam Eden İsim: İbrahim Kaypakkaya” başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

İbrahim Kaypakkaya’yı anlamak için yalnız yazdıklarına değil, ölüme nasıl yürüdüğüne de bakmak gerekir. Çünkü bazı insanlar düşüncelerini kitaplarda bırakır; bazıları ise bedenlerini, susuşlarını, işkence karşısındaki tavırlarını tarihin içine kazır. Kaypakkaya ikinci türdendi. Bu yüzden aradan geçen bunca yıla rağmen adı hâlâ yalnız bir örgütün, yalnız bir siyasal çevrenin ya da yalnız bir kuşağın hafızasında yaşamıyor. O isim, Türkiye’de devlet, resmi ideoloji, Kürt meselesi, işkence, direniş ve devrimci irade üzerine yürüyen her tartışmanın bir yerinde yeniden beliriyor.

Bu ülkede bazı isimlerin neden unutulmak istendiğini anlamak zor değildir. Çünkü egemen düzen, kendisine benzeyen muhalefet biçimlerinden çok korkmaz. Asıl korku, ezber bozanlardan gelir. Kaypakkaya’nın yarattığı sarsıntı da tam burada başladı. Türkiye solunun uzun yıllar boyunca dokunmaktan çekindiği başlıklara dokundu.

Resmi ideolojiyi tartışmaya açtı. Kemalizmi “ilerici devlet aklı” olarak kutsayan anlayışa itiraz etti. Kürt meselesinin üzerindeki örtüyü kaldırmaya çalıştı. Kaypakkaya’nın önemi, Türkiye’de devrimci mücadelenin burjuva cumhuriyetinin tamamlanmasını beklemesi gerektiği fikrine değil; resmi ideolojinin, devlet aklının ve Kemalizmin ilerici bir zorunlu aşama olarak kutsanmasına yönelttiği köklü itiraza dayanır. O yıllarda Türkiye’de Kürt meselesinden açık biçimde söz etmek bile başlı başına bir kırılmaydı. Kaypakkaya, devletin resmi tarih anlatısına karşı çıkarak Kürtlerin varlığını, inkâr ve asimilasyon politikalarını tartışmaya açtı. Bu yaklaşım, yalnız devlet açısından değil, dönemin birçok sol çevresi açısından da rahatsız ediciydi. Çünkü o dönem solun önemli bir kısmı, ulusal meseleleri sınıf sorununun gölgesinde tali görme eğilimindeydi. Kaypakkaya ise ezilen halklar meselesini doğrudan politik bir mesele olarak ele aldı. Devletin yalnız baskı aygıtı değil, aynı zamanda tarih kuran bir ideolojik mekanizma olduğunu anlatmaya yöneldi. Bu yüzden onun adı yalnız siyasal bir figür olarak değil, aynı zamanda bir kırılma noktası olarak kaldı.

Kaypakkaya’nın asıl kırılma yarattığı alanlardan biri buydu. Çünkü Türkiye’de uzun yıllar boyunca devlet eleştirisinin bile devletin çizdiği sınırlar içinde yapılmasına alışılmıştı. O ise resmi ideolojiyi yalnız siyasal bir tercih değil, toplumu biçimlendiren bir hegemonya mekanizması olarak değerlendirdi. Kemalizmin “ilericilik” kisvesi altında sorgulanamaz hale getirilmesine itiraz etti. Türkiye solunun önemli bir kısmının devlete eleştirel değil, yer yer kurucu bir saygıyla yaklaşmasını problemli buldu. Bu nedenle yalnız devletle değil, solun kendi ezberleriyle de çatıştı.

1949 yılında Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya köyünde doğdu. Hayatı uzun sürmedi; ama bazen tarihin uzunluğu takvimle ölçülmez. Bazı insanlar kısa yaşar, fakat arkalarında uzun gölgeler bırakır. Kaypakkaya da böyleydi. 1973 yılının Ocak ayında Dersim’in Vartinik bölgesinde çıkan çatışmanın ardından ağır yaralı halde yakalandı. Aylar boyunca Diyarbakır’da ağır işkencelere maruz bırakıldı. Parmaklarının kırıldığı, tırnaklarının söküldüğü, yürüyemeyecek hale getirildiği anlatıldı. Ama bütün bu işkencelere rağmen çözülmediği, örgütsel sırları vermediği ve iradesini teslim etmediği söylendi. 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Cezaevi’nde yaşamını yitirdiğinde yalnız yirmi dört yaşındaydı. Geride yalnız bir örgütün tarihini değil; işkence karşısında çözülmeyen insan iradesinin sembollerinden birini bıraktı. O yaşta bir insanın, koskoca bir devlet mekanizmasının karşısında diz çökmeden durabilmesi, bugün bile birçok insanın zihninde hâlâ cevaplanamamış bir sorudur.

Türkiye’nin devrimci tarihi biraz da işkencehanelerin karanlığında yazıldı. Resmi tarihin görmediği, görmek istemediği sayfalar oralarda açıldı. İnsan bedeninin sınırlarıyla insan iradesinin sınırlarının birbirine çarptığı yerlerdi oralar. Remzi Basalak’a ilişkin devrimci hafızada anlatılan “teşhir masası” hikâyesi de bu yüzden yalnız bir öfke anlatısı değildir. Basına servis edilmek istenen bir teslimiyet görüntüsünün, masaya indirilen bir tekmeyle bozulduğu; Remzi Basalak’ın aynı gün ağır işkenceler sonucu katledildiği çeşitli tanıklık ve anma yazılarında aktarılır. Bu anlatının önemi, tek bir hareketin kahramanlaştırılmasında değil; teslim alınmak istenen insan iradesinin, herkesin önünde “hayır” diyebilmesindedir.

Aynı hat, Mahmut Memduh Uyan’ın Ben Bir İnsanım adlı kitabında dile gelen işkence tanıklığında da görülür. Bu kitap, Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki savunma metninden hareketle, işkence karşısında insan onurunu koruma çabasını anlatan bir belge niteliği taşır. Adressiz Sorgular ise TİKB üye ve taraftarlarının 12 Eylül döneminde işkence tezgâhlarındaki direnişlerini anlatan bir çalışma olarak anılır. Osman Yaşar Yoldaşcan, Fatih Öktülmüş, İsmail Cüneyt ve Zeki Yumurtacı gibi isimler de farklı devrimci geleneklerin hafızasında, işkenceyi yalnız acı olarak yaşamayan, onu aynı zamanda bir direnme alanına çeviren insanlar olarak yer eder. Ancak burada asıl mesele, kişileri efsaneleştirmek değil; işkencenin insanı çözme, geçmişini inkâr ettirme ve iradesini kırma amacı karşısında, insanın hangi koşullarda kendisi olarak kalabildiğini görmektir.

Bugün bu hikâyeler anlatıldığında bazıları bunu romantizm sanıyor. Oysa mesele romantizm değildir. Mesele, insanın hangi koşullarda kendisi olarak kalabildiği meselesidir. Çünkü işkence yalnız bilgi alma yöntemi değildir; kişiliği parçalama yöntemidir. Devletin istediği yalnız konuşmanız değildir. Diz çökmenizdir. Kendinizi inkâr etmenizdir. Geçmişinizi reddetmenizdir. Türkiye’nin yakın tarihinde sayısız insan tam da bu yüzden kırıldı. Ama bazıları vardı ki, bedenleri parçalanırken bile teslim olmadılar. Kaypakkaya’nın adı bugün hâlâ bu yüzden anılıyor.

Bunu yalnız kitaplardan okuyarak söylemiyorum. Henüz bıyıkları bile çıkmamış bir lise öğrencisinin, daha on dört yaşındayken falakaya yatırıldığı, elektrik işkencesinden geçirildiği; kısa aralıklarla yeniden gözaltına alınıp, bazen bir arkadaşının kendi kendisini yaralaması, bazen bir kentin en büyük soygunu gibi akla gelen her olayın üzerine yıkılmaya çalışıldığı bir dönemden söz ediyoruz. Ardından örgüt üyeliği suçlamaları, zincirli protesto eylemi, Ankara Emniyeti DAL’da su işkencesi ve yıllar sonra kurulan kumpas davalar geldi. Bütün bunlar yaşandı. Ama insan bunları anlatırken bile durup düşünüyor. Çünkü bu ülkede yıllarca işkence gören, uzun hapisler yatan, sağlığını, hafızasını ve hayatını yitiren nice insanın yanında, kendi acısını büyütmekten utanıyor. Devrimci hafıza biraz da burada başlar: Kendi yarasını bilmek, ama onu yoldaşlarının yarasının önüne geçirmemek.

Onun yarattığı etkinin bir nedeni de düşünce ile yaşam arasındaki mesafeyi kapatmış olmasıydı. Türkiye’de birçok insan radikal konuşur ama düzenle uyumlu yaşar. Kaypakkaya’nın bıraktığı iz ise başka türlüydü. Söylediği şeyin bedelini ödemeyi göze aldı. Bu yüzden onun adı yalnız teorik tartışmalar içinde değil, aynı zamanda ahlaki bir yerde de durdu. İnsanlar bazen bir fikre değil, bir duruşa bağlanırlar. Kaypakkaya’nın yarattığı etki biraz da buydu.

Aradan elli yılı aşkın zaman geçti. Dünya değişti. Türkiye değişti. Sol hareket değişti. Ama bazı tartışmalar bitmedi. Çünkü devletin karakteri değişmeden, o tartışmalar da bitmezdi. Bugün hâlâ bir Kaypakkaya anmasının yasaklanabiliyor olması tesadüf değildir. Aradan geçen bunca yıla rağmen bir isimden korkuluyorsa, orada yalnız geçmişe ait bir mesele yoktur. Bugünün düzeni de o korkuyu taşımaya devam ediyordur.

Türkiye’de resmi ideoloji uzun yıllar boyunca kendisini tartışılmaz bir hakikat gibi sundu. Devletin kuruluş anlatısı, kutsal bir tarihe dönüştürüldü. Bu nedenle Kemalizm eleştirisi yalnız siyasal değil, neredeyse kültürel bir tabu olarak görüldü. Kaypakkaya’nın yarattığı kırılma burada önemlidir. Çünkü o, Türkiye solunun devletle kurduğu örtük yakınlığı da sorguladı. Bu yüzden yalnız devletin değil, solun belli kesimlerinin de tepkisini çekti.

Fakat bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki, Türkiye’de Kürt meselesi konuşuluyorsa, resmi ideoloji eleştiriliyorsa, devletin kuruluş kodları tartışılıyorsa; bunda Kaypakkaya’nın açtığı gediklerin de payı vardır. O gedikler küçük görünüyordu belki ama zamanla büyüdü.

Bugün genç kuşakların önemli bir kısmı o dönemi bilmiyor. İşkencehaneleri, DAL sorgularını, kayıpları, gözaltında öldürülen insanları yaşamadan büyüdüler. Belki bu iyi bir şeydir. Hiç kimse acının mirasını devralmak zorunda kalmasın ister insan. Ama hafızasını kaybeden toplumların yönünü de kolayca kaybettiği unutulmamalıdır. Çünkü geçmiş yalnız geçmiş değildir. Bugünün nasıl kurulduğunu da anlatır.

Bu ülkenin tarihi biraz da yarım bırakılmış hayatların tarihidir. Mustafa Suphilerden Sabahattin Ali’ye, Seyit Rıza’dan Deniz Gezmişlere, Mahir Çayanlardan İbrahim Kaypakkaya’ya, Musa Anter’den Hrant Dink’e kadar uzanan çizgide, devletin açık ya da örtülü şiddetiyle bastırılan sayısız insan oldu. TKP üyelerinden Mustafa Asım Hayrullahoğlu gibi isimler yıllarca işkencehanelerde kaybedildi, öldürüldü ya da sessizliğe gömülmek istendi. Bütün bu isimler bize aynı şeyi hatırlatıyor: Bu topraklarda yalnız insanlar değil, bazen hakikatin kendisi de susturulmak istendi. Ama bastırılan her hakikat, yıllar sonra başka bir kuşağın hafızasında yeniden dönüp dolaşıp ortaya çıktı.

18 Mayıs bu yüzden yalnız bir anma tarihi değildir. Aynı zamanda bir yüzleşme günüdür. Geçmişle, yenilgilerle, korkularla, tıkanmalarla, cesaretle ve eksik bırakılmış hesaplarla yüzleşme günü… Eğer bugün hâlâ Kaypakkaya konuşuluyorsa, bunun nedeni yalnız ölümü değildir. Resmi ideolojiyle kurduğu sert hesaplaşma, işkence karşısındaki tavrı ve ezilen halklar meselesindeki yaklaşımıdır.

Fakat bütün bunları konuşurken dönüp kendimize de bakmak gerekir.

Geçmişin mirasını taşımak başka şeydir; o mirası büyütecek yeni bir siyasal dil kurabilmek başka şey… Türkiye solu uzun yıllardır biraz da kendi tekrarlarının içinde dolaşıyor. Aynı sloganlar, aynı dar çevreler, aynı ezberler… Oysa hayat değişiyor. İnsan değişiyor. Dünyanın dili değişiyor. Eğer geçmiş yalnız kutsanırsa, sonunda canlı bir hafıza olmaktan çıkar ve ritüele dönüşür. Bu yüzden yeni bir dünya derken, yalnız bugünkü düzenin karşısına başka bir düzen adı koymak yetmez. İnsan ve doğa sömürüsünün olmadığı, eşitliğin yalnız sözde kalmadığı, halkın karar süreçlerine gerçekten katıldığı bir hayatı düşünmek gerekir. Ama o dünya kurulduğunda bile muhafazakârlaşmamak gerekir. Çünkü durgun su kokar. Her dönem kendi tutucularını üretir; her tutuculuğun karşısında da yeni bir devrimci itiraz doğar. Devrimcilik biraz da bu yüzden bitmiş bir kimlik değil, sürekli yenilenmesi gereken bir ahlaktır.

Bugün bize düşen, geçmişin acılarından intikam değil; yasal, meşru ve demokratik siyaset bilinci çıkarmaktır. Çünkü biz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Bu ülkenin daha güzel, daha adil, daha özgür ve daha yaşanılabilir bir ülke olmasını istiyoruz. Bunun yolu da halkın sözünü büyüten, hukuku, barışı, eşitliği ve çoğulculuğu esas alan bir mücadele hattından geçer. Ama bu yolda yürürken saf olmaya da hakkımız yok. Bu topraklarda hakikat çoğu zaman “kamu düzeni”, “güvenlik”, “vatan”, “millet” ve “devlet aklı” sözleriyle bastırıldı. Acıları yeni acıların gerekçesine çeviren, kana kan ve intikam diliyle halkların barış içinde yaşamasını engelleyenlerin ne yaptığını görmek zorundayız. Kişisel çıkarlarını ülke sevgisi gibi, iktidar hesaplarını vatan savunması gibi sunanlara karşı uyanık olmak zorundayız. Demokratik siyaset, yalnız sandığa gitmek değildir; okumak, öğrenmek, düşünmek, örgütlenmek, birbirine sahip çıkmak ve söylenen her sözü çok yönlü tartmaktır.

Bir başka uyanıklık da kendi aramızdaki bölünmelere karşı olmalıdır. Aynı yolda yürümek, her konuda aynı düşünmek demek değildir. Farklı yöntemlerimiz ve farklı önceliklerimiz olabilir; ama yaşanılabilir, adil, özgür ve barış içinde bir ülke istemek ortak paydamızsa, birbirimizi tüketerek değil, birbirimizi tamamlayarak yürümeyi öğrenmek zorundayız. Egemenlerin en çok sevdiği şey, aynı acıdan geçenlerin birbirine düşmesidir. O yüzden her ayrılığı kopuşa, her eleştiriyi düşmanlığa, her farklılığı parçalanmaya çevirmemeliyiz. Bir insanla birlikte bütün insanlık öldürülüyorsa, bir insanla birlikte bütün insanlık da ayağa kalkabilir. Yeter ki birbirimizin sözünü boğmadan, birbirimizin yolunu kesmeden, ortak yürüyüşün ahlakını kurabilelim.

Belki de bugün yeniden hatırlanması gereken taraflarından biri de buydu: hazır doğrulara teslim olmama hali… Kaypakkaya’nın metinlerinde yalnız devlete değil, ezberleşmiş sol kalıplara karşı da sert bir sorgulama vardır. Bu nedenle onu yalnız “sadakat” üzerinden okumak eksik kalır. Asıl mesele, eleştirel düşünme cesaretidir. Çünkü düşüncenin donduğu yerde devrimcilik de zamanla ritüele dönüşür.

Bu ülkenin insanları çok ağır acılar çekti. İdam sehpalarından geçenler, sehpaların kıyısından dönenler, cezaevlerinde ömrünü bırakanlar, sağlığını, hafızasını ve sevdiklerini kaybedenler oldu. Hâlâ bütün bu acılara rağmen umutla yaşayan insanların yüzüne bakarak, kendi küçük hikâyemizle böbürlenemeyiz. Mücadele, insanın yalnız dışarıdaki iktidarla değil, kendi içindeki kibirle de hesaplaşmasını gerektirir. Kendi zihnimizi aydınlatmadan, kendi içimizdeki üstünlük duygusunu yenmeden, gerçek bir ortak yürüyüş kuramayız. Bugün ihtiyaç duyulan şey, komünistlerin birbirini tüketmesi değil; farklı deneyimleri, farklı damarları ve farklı sözleriyle birlikte yürüyebilme olgunluğunu göstermesidir. Birlik, tek seslilik değildir; aynı büyük derdin etrafında yan yana durabilme ahlakıdır.

Bir başka mesele de şudur: Mücadele, kimsenin kendi küçük iktidarını kuracağı bir alan değildir. Bizler bu kavganın zaferi değil, seferiyiz. Hiçbirimizin ömrüyle sınırlı değildir bu yürüyüş. O nedenle devrimci mirası taşıdığını söyleyenlerin önce kendi içindeki şeflikleri, küçük krallıkları, tahakküm alışkanlıklarını yıkması gerekir. İnsanın insana köle olmadığı bir dünya istiyorsak, o dünyanın ilk taşını kendi ilişkilerimizde döşemek zorundayız.

Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, devrimci hafızayı yeniden insanileştirmektir. Onu yalnız sloganlardan değil, insan hikâyelerinden yeniden kurmak… Remzi Basalak’ın tekmesini, Ali Bürüç’ün işkencede arkadaşlarının morali bozulmasın diye susmasını, Zeki Yumurtacı’nın işkencecilerini bile halk saflarına çağırmasını hatırlamak… Çünkü bütün bunlar bize şunu anlatıyor: Devrimcilik yalnız bir ideoloji değildir. Aynı zamanda insanın hangi koşullarda nasıl biri olduğuyla ilgilidir.

Bir gün gerçekten herkes unutulacak. Makamlar, kariyerler, günlük hesaplar silinip gidecek. Ama bazı insanlar, düzenin karşısında nasıl durduklarıyla hatırlanacak. Kaypakkaya’nın adı da bu yüzden yaşamaya devam ediyor. Çünkü bazı isimler öldükten sonra değil, unutulduktan sonra kaybolur. Onun adı ise hâlâ kapıyı çalmayı sürdürüyor.

HABER MERKEZİ

İlgili Haberler

Barış çağrısı: Kalıcı barış için demokratik ve katılımcı süreç şart
Gündem

Barış çağrısı: Kalıcı barış için demokratik ve katılımcı süreç şart

17 Mayıs 2026
KOM Müzik’ten Mem Ararat açıklaması
Gündem

KOM Müzik’ten Mem Ararat açıklaması

17 Mayıs 2026
İbrahim Kaypakkaya mezarı başında anıldı
Gündem

İbrahim Kaypakkaya mezarı başında anıldı

17 Mayıs 2026
Rojin Kabaiş’in babasından geri dönüşüm işçilerine ziyaret
Gündem

Rojin Kabaiş’in babasından geri dönüşüm işçilerine ziyaret

17 Mayıs 2026
Bakırhan Uşak’ta konuştu: Barış süreci sadece Kürdü ilgilendirmiyor
Gündem

Bakırhan Uşak’ta konuştu: Barış süreci sadece Kürdü ilgilendirmiyor

17 Mayıs 2026
İran 129 kişinin daha mal varlıklarına el koydu
Gündem

İran 129 kişinin daha mal varlıklarına el koydu

17 Mayıs 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Nükleer Tehlike Kapıda
Politika'dan Yorum

Nükleer Tehlike Kapıda

Politika Haber
6 Nisan 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

Bismil’de Rojda’nın konserine yoğun ilgi

Bismil’de Rojda’nın konserine yoğun ilgi

17 Mayıs 2026
Tutsak ailelerinden Qamişlo’da eylem

Tutsak ailelerinden Qamişlo’da eylem

17 Mayıs 2026
Trump: İran için zaman daralıyor

Trump: İran için zaman daralıyor

17 Mayıs 2026
“Kaypakkaya’nın adı hâlâ kapıyı çalmayı sürdürüyor”

“Kaypakkaya’nın adı hâlâ kapıyı çalmayı sürdürüyor”

17 Mayıs 2026
Barış çağrısı: Kalıcı barış için demokratik ve katılımcı süreç şart

Barış çağrısı: Kalıcı barış için demokratik ve katılımcı süreç şart

17 Mayıs 2026
KOM Müzik’ten Mem Ararat açıklaması

KOM Müzik’ten Mem Ararat açıklaması

17 Mayıs 2026
İbrahim Kaypakkaya mezarı başında anıldı

İbrahim Kaypakkaya mezarı başında anıldı

17 Mayıs 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!