İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi’nce 2026 Çukurova İnsan Hakları Akademisi kapsamında düzenlenen “Barış Hakkı” paneli, Adana Büyükşehir Belediyesi Salonu’nda gerçekleştirildi. Panelde İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Cihan Aydın, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Kurucular Kurulu Üyesi Şebnem Korur Fincancı ve Hak Inisiyatifi Derneği Genel Başkanı Fatma Bostancı Ünsal konuşmacı olarak yer alırken, oturumun moderatörlüğünü Yasemin Dora Şeker yaptı. Panelde; barış hakkının insan hakları mücadelesindeki yeri, toplumsal barışın demokratikleşme ile ilişkisi ve hak ihlallerine karşı ortak mücadele başlıkları ele alındı.
Fatma Bostancı Ünsal, barış hakkının insan haklarının temelini oluşturduğunu belirterek, savaş ortamlarında en temel hakların dahi ortadan kalktığını söyledi. İnsan hakları mücadelesinin, insanın “insan kalabilmesi” açısından evrensel bir zorunluluk olduğunu ifade eden Fatma Bostancı Ünsal, barışın yalnızca bir talep değil, yaşamın sürdürülebilmesi için vazgeçilmez bir koşul olduğunu vurguladı. Filistin’de yaşananlara dikkat çeken Fatma Bostancı Ünsal, evrensel ölçekte kalıcı barışın sağlanabilmesi için hukuk ve vicdan mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Barışı kalıcı hale getirecek mekanizmaları çok geç olmadan inşa etmek zorundayız” dedi.
‘KATILIMCI VE DEMOKRATİK BİR SÜREÇ ŞART’
Cihan Aydın ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmesinde, otoriterleşme ve toplumsal kutuplaşmanın süreci zorlaştırdığını ancak demokratik ve kapsayıcı bir barışın toplumsal katılımla mümkün olabileceğini söyledi. Dünyada giderek artan çatışma ortamına işaret eden Aydın, savaşların ve otoriter politikaların toplumlar üzerinde ağır sonuçlar yarattığını belirterek, “Haklar ve özgürlükler hiçbir zaman kendiliğinden verilmedi, tarih boyunca toplumların mücadelesiyle kazanıldı” ifadelerini kullandı. Türkiye’de henüz resmi adı konulmamış bir barış sürecinin yaşandığını dile getiren Aydın, yaklaşık bir buçuk yıldır çatışmaların azalmasının önemli olduğunu ancak bunun tek başına kalıcı barış için yeterli olmayacağını söyledi. Birleşmiş Milletler’in barış tanımına atıfta bulunan Aydın, barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini; diyalog mekanizmalarının kurulduğu, sorunların müzakere yoluyla çözüldüğü katılımcı ve demokratik bir süreç olduğunu kaydetti.
‘TOPLUM BARIŞI BİR AN ÖNCE GÖRMEK İSTİYOR’
Barış sürecine toplumun tüm kesimlerinin dahil edilmesi gerektiğini belirten Aydın, kadınların, gençlerin, çocukların, farklı inanç gruplarının, meslek örgütlerinin ve sivil toplumun sürece katılımını sağlayacak mekanizmaların oluşturulması gerektiğini ifade etti.
İHD’nin 40 yıllık deneyimine dikkat çeken Aydın, derneğin çatışmalı süreçlerde yaşanan hak ihlallerini belgelediğini; faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler ve cezasızlık politikalarına karşı mücadele yürüttüğünü belirterek, “Bu konuda güçlü bir hafızamız ve arşivimiz var. Kalıcı bir barışın inşası için bu deneyim değerlendirilmeli” dedi. Meclis çatısı altında yürütülen tartışmaları önemsediklerini söyleyen Aydın, Kürt meselesinin ve barış meselesinin siyasal zeminde ele alınmasının değerli olduğunu ifade etti. Silahların konuştuğu bir ortamdan siyasi çözüm arayışına geçilmesinin önemli bir eşik olduğunu kaydeden Aydın, mevcut çalışmaların eksik yönleri bulunsa da önemli bir başlangıç niteliği taşıdığını dile getirdi. Toplumun uzun yıllardır süren çatışmalı süreç nedeniyle ağır travmalar yaşadığına dikkat çeken Aydın, “Yaklaşık 50 bine yakın insan yaşamını yitirdi. Binlerce köy boşaltıldı, ağır sosyal, ekonomik ve psikolojik sonuçlar ortaya çıktı. Bu nedenle toplum barışı bir an önce görmek istiyor. Ancak çatışma çözüm süreçleri uzun zamana yayılan süreçlerdir” diye konuştu.
‘SİYASAL ATMOSFER BARIŞ İNŞASINI ZORLAŞTIRIYOR’
Türkiye’deki mevcut siyasal atmosferin barışın inşasını zorlaştırdığını belirten Aydın, “Bu kadar otoriterleşmiş ve kutuplaşmış bir toplumda barışı tesis etmek kolay değil. Ancak dünyada bunun örnekleri var. Güney Afrika gibi deneyimler bize umut veriyor” dedi. 2013-2015 çözüm sürecinin ardından yaşanan çatışmalı dönemi hatırlatan Aydın, benzer acıların yeniden yaşanmaması gerektiğini vurgulayarak, “Umarım bu süreç başarıyla sonuçlanır ve herkesin içinde yaşayabileceği demokratik bir barış ortamı oluşur” ifadelerini kullandı.
‘KIRILGAN BİR UMUT’
Şebnem Korur Fincancı ise dünyada demokrasi ve insan hakları alanında ciddi bir gerileme yaşandığını, neoliberal kapitalist sistemin savaşlardan büyük rant elde ettiğini söyledi. 2024 yılında dünya gayrisafi hasılasından silahlanmaya ayrılan payın tarihsel olarak en yüksek seviyeye ulaştığını belirten Şebnem Korur Fincancı, bu oranın 2035’e kadar iki katına çıkarılmasının planlandığını ifade etti. Sağlık ve eğitim gibi kamusal alanlara ayrılan payın uzun yıllardır düşük tutulduğunu söyleyen Şebnem Korur Fincancı, artan askeri harcamaların toplumların geleceğini tehdit ettiğini vurguladı. Dünyada her yıl milyonlarca insanın şiddet nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Şebnem Korur Fincancı, Filistin’de çocukların yalnızca bombalarla değil açlık ve ambargolar nedeniyle de öldüğünü söyledi. Türkiye’de yeniden gündeme gelen çözüm süreci tartışmalarını “kırılgan bir umut” olarak değerlendiren Şebnem Korur Fincancı, kırk yılı aşkın çatışmalı sürecin yarattığı toplumsal tahribata rağmen barış ihtimalinin önemini koruduğunu ifade etti. Silah bırakma töreninin simgesel yönlerine dikkat çeken Şebnem Korur Fincancı, törenin ekosisteme duyarlı şekilde gerçekleştirilmesini ve kadınların görünürlüğünü “toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşım” olarak değerlendirdiğini belirterek bunun kendisinde umut yarattığını söyledi.
‘DEMOKRASİ ENDEKSİ GERİLEDİ’
Savaş hukukunun büyük ölçüde ortadan kalktığını ifade eden Şebnem Korur Fincancı, sağlık kurumlarının dahi hedef haline geldiğini belirtti. İnsanların işkence ve polis şiddetini giderek daha fazla meşru görmeye başladığını söyleyen Şebnem Korur Fincancı, İHD ve KONDA araştırmalarının da bu kötüleşmeyi ortaya koyduğunu dile getirdi. Türkiye’de demokrasi endeksinin ciddi biçimde gerilediğini ifade eden Şebnem Korur Fincancı, “1980 askeri cuntasından çok daha geride bir noktadayız” dedi. Adalet mekanizmalarının işlemediğini, ifade özgürlüğünün sınırlandığını ve olağanüstü hal uygulamalarının yaygınlaştığını belirten Fincancı, tüm bu koşullara rağmen barışı konuşmanın zorunlu olduğunu ifade etti. Hakikat ve yüzleşmenin barışın temel koşullarından biri olduğunu vurgulayan Şebnem Korur Fincancı, Dargeçit davasında verilen zaman aşımı kararını hatırlatarak cezasızlığın Türkiye’nin en temel sorunlarından biri olduğunu söyledi. Hakikatin açığa çıkarılmadığı ve hesap verebilirliğin sağlanmadığı koşullarda toplumun barış süreçlerine güven duymadığını ifade etti.
‘BİZ HARCAMAYI SAĞLIĞA İSTİYORUZ’
Barış talebinin yalnızca belirli siyasi çevrelerin meselesi olmaması gerektiğini belirten Şebnem Korur Fincancı, emek ve meslek örgütlerinin askeri harcamalara karşı sağlık ve eğitim bütçelerinin artırılması yönünde talep yükseltmesi gerektiğini söyledi. Şebnem Korur Fincancı, “Bütün bu askeri harcamalara karşı ‘Biz harcamayı sağlığa istiyoruz’ demek gerekiyor. Eğitimcilerin de bunu eğitim için talep etmesi lazım” dedi. Güvenli yaşamın yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı olmadığını belirten Şebnem Korur Fincancı; yeterli barınma, sağlık hizmetlerine erişim, eğitim hakkı ve anadilinde eğitim imkanının da bunun parçası olduğunu ifade etti. İnsan hakları mücadelesinin uzun soluklu bir mücadele olduğunu vurgulayan Şebnem Korur Fincancı, “Barış bir insan hakkıdır. Ancak bu hak mücadele sonucu kazanılmıştır. Bunu korumak zorundayız” diye konuştu.
‘UZUN SOLUKLU BİR MÜCADELE’
Şiddetin yalnızca fiziksel çatışmalardan ibaret olmadığını belirten Şebnem Korur Fincancı, açlık, yoksulluk ve eşitsizliklerin de yapısal şiddetin bir parçası olduğunu söyledi. “Fiziksel çatışmanın yokluğu şiddetin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor” diyen Şebnem Korur Fincancı, gerçek barışın ancak eşitsizliklerin giderilmesiyle mümkün olacağını ifade etti. Örgütlenme özgürlüğünün büyük ölçüde ortadan kaldırıldığını söyleyen Şebnem Korur Fincancı, sendikalı işçi sayısındaki düşüşe dikkat çekerek örgütlenmenin suç haline getirildiğini belirtti. Barış talebini dile getiren akademisyenlerin ihraç edildiğini hatırlatan Şebnem Korur Fincancı, benzer baskıların dünya genelinde yaşandığını ifade etti.
Kadınların barış süreçlerine katılımının barış ihtimalini artırdığına ilişkin araştırmaları hatırlatan Şebnem Korur Fincancı, kadınların empati ve dayanışma ağları kurma becerilerinin toplumsal barış açısından belirleyici olduğunu söyledi. İnsan hakları mücadelesinin uzun soluklu bir süreç olduğunu belirten Şebnem Korur Fincancı, “Hak bize ait ama bunu inşa etme yükümlülüğü devletlere aittir” diyerek devletlerin barış ve insan hakları konusundaki sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.
MA


















