1 Mayıs İşçi Bayramı 1977’de İstanbul Beyoğlu’ndaki Taksim Meydanı’nda yüzbinlerin katılımıyla kutlandı. Kutlama esnasında işçilerin üzerine çevredeki binalardan ateş açıldı. Alana panzerlerin girmesiyle yaşanan kargaşada yaşanan panik nedeniyle 34 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Ardından alana giren panzerlerin yarattığı kargaşa kitlesel bir faciaya neden oldu.
Katliamın tanıklarından Halit Erdem (77), Mezopotamya Ajansı’na (MA) tanıklığını anlatarak 1 Mayıs’ın işçi ve emekçiler için önemine işaret etti.
Fabrikada tornacı olarak çalışan Erdem, Cumhuriyetin kurulmasının ardından 1925 yılına kadar çeşitli dernekler ve partiler tarafından 1 Mayıs’ın kutlandığını söyledi. Erdem, Türkiye’de 1925’te Şêx Said isyanı ardından çıkarılan Takrir-i Sükûn Yasası ile grev, sendika ve gösteriler yasaklandığını hatırlatarak böylelikle ilk 1 Mayıs yasağının başladığını söyledi. 1925’ten 1976’ya kadar 1 Mayıs’ların büyük zorluklarla kutlandığını belirten Erdem, “Bildiriler dağıtıldı, gösteri, küçük gösteriler yapıldı ama bir türlü meydanlara çıkılmadı. 1 Mayıs’ı meydanlarda kutlayacak ne sendikal alanda ne siyasal alanda bir hareket doğmadı. 1976’nın önemi de şudur: 51 yıl geçtikten sonra o gün işçi sınıfı bir yandan politik olarak bir yandan da sendikal çerçevede önemli başarılara imza atarak meydana çıktı” dedi.
1975 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kongresinde “artık fabrikaların içerisinde sadece işçilerin ekonomik iktisadi haklarını kazanarak demokratik hakların kazanılamayacağına” dair karar alındığı bilgisini paylaşan Erdem, kararın ardından işçilerin meydanlarda daha çok görünür olduğunu ifade etti.
KATLİAM GÜNÜNÜ ANLATTI
Erdem, 1977’deki katliama dair tanıklığını şöyle anlattı: “Ben o dönem İstanbul Anadolu yakasında bir Singer fabrikasında çalışıyorduk. Çalıştığım fabrikanın işçileriyle beraber katıldık. Taksim Meydanı’nda en çok ölümün olduğu Kazancı Yokuşu’nun başına bir kamyon çekilmişti. O kamyonun yanında Taksim Meydanı’na doğru Gümüşsuyu istikametindeki bir bölgede bulunuyorduk. Bu katliam gözümüzün önünde yaşandı. Bir yıl önce aynı meydanda aynı toplulukla başlamış olan barışçıl, demokratik işçilerin haklarını alınması için insanların yüksek sesle haykırdığı bir kutlama yapılmıştı. Bir yıl sonra onun tekrarı ve daha büyük bir boyutu ile sabah saat 10’dan akşam saatlerine kadar sürdü. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler 1 Mayıs konuşmasını yaptığı saate kadar her şey adeta bir şenlik havası içinde sürdü. İnsanların tüylerini diken diken edecek boyuttaki olayın başlangıcı bu konuşmanın sona erme saatlerinde, mitingin dağılmak üzere olduğu sırada gerçekleşti.”
Sular idaresi binası üzerinden kitleye ateş açıldığını ardından alana panzerlerin girdiğini söyleyen Erdem, yaşanan katliama ilişkin tanıklara rağmen olayın aydınlatılmadığı, faillerin yargılanmadığını ifade etti. Bu katliamı gizleyen ve failleri koruyanın devlet olduğuna işaret eden Erdem, şunları ifade etti: “34 kişinin katilleri, failleri de hiçbir zaman ortaya çıkarılmadı. Biz devlet sonucunu buralardan çıkarıyoruz. Devlet, bu olayların neden olduğunu, nasıl gerçekleştiğini hiçbir zaman açığa çıkarmayan, onları tarihin karanlık dehlizlerine bırakan güçtür. Bunu yapan devlettir, burjuvazidir. Onların aparatlarıdır.”
DARBEYLE BİRLİKTE YAŞANAN DEĞİŞİM
1977’deki katliamı ile bir darbe temelinin döşendiğine dikkati çeken Erdem, 12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından işçi sınıfının yapısının köklü olarak değiştiğini vurguladı. Erdem, “Bu dönemde esasında dünyadaki gelişmeler Türkiye’ye yansıdı. Çünkü dünyada artık burjuvazinin, finans kapitalin, emperyalist güçlerin sömürünün oranını yükseltebilmek için girilmedik yer kalmadı. Üretim ve yönetim sistemlerini değiştirdiler ve bunları engelleyecek işçi sınıfının örgütlülüğünü dağıttılar. Bizim fark edemediğimiz göz ardı ettiğimiz neoliberal sistem adım adım Türkiye’yi işgal etti. Böylece bizim eskiden dayandığımız büyük sendikalar çözüldü, yok edildi” diye belirtti.
KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ VE İŞÇİ SINIFI
Türkiye’deki burjuvazi ve sermayenin karşısında büyük direnişlerde olduğunu kaydeden Erdem, büyük direnişlerden tanesinin de Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi olduğunu vurguladı. Erdem, “Onlar büyük bir özveriyle, büyük bir dirayetle savaştılar. İşçi hareketlerinin, direnişlerinin en önündeydiler. Ama dilleri bile yoktu. Biz o dönem onların kim olduğunu merak etmiyorduk ve en büyük hatalarımızdan birisi bu oldu. Bunu geçmiş dönemin öz eleştirisi olarak kabul etmek gerekiyor” dedi.
Erdem, Kürtlerin bir yandan kendi özgürlük, eşit haklar mücadelesini verirken, aynı zamanda emek ve sınıf mücadelesini de birleşik bir mücadeleye dönüştürdüklerini söyledi. Erdem, 1 Mayıs’ın Barış ve Demokratik Toplum yolunda yürünmesine vesile olmasını diledi.
İşçilerin mücadelesinin başarıya ulaşacağını söyleyen Erdem, “Emeğin tarihi henüz daha yazılmamıştır. Emeğin tarihini adım adım adım adım yazacağız. İşçi sınıfı o günden bugüne sayısal olarak artabilir. Örgütler çeşitlenebilir ama gerçek bir mücadele örgütü henüz yaratılmış değildir. Var olanlar düşünsel olarak dağınıktır. İdeoloji birbiriyle çatışma halindedir. En temel hak ulusal hakların kendin için olan hakların başkaları içinde kabul edilmelidir. En temel hak olarak özgürce söz söyleme hakkı, örgütlenme hakkı ve demokrasi büyük baskı altında. Onu sağlayabilirsek yeni ufuklara yönelebiliriz” diye konuştu.
Erdem, herkesi 1 Mayıs mitinglerine katılarak ortak mücadele etmeye çağırdı.
MA

















