Kürt sorununun çözümünde tarihi bir dönemeçten geçiliyor. Abdullah Öcalan ezberleri bozarken, iktidar/devlet halen yasal zemin için adım atmadı. Öztürk Türkdoğan, “Artık acil olan demokratik entegrasyonunu sağlayacak bir barış yasasıdır” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde “Türk” kimliği üst kimlik olarak kabul edilerek, diğer tüm farklılıklar yok sayıldı. Bu durum Kürt sorununun derinleşmesine neden oldu. Tekçi politikalara teslim olmayan Kürtler, bu süreçte birçok isyan başlattı ve saldırılara karşı direndi. Koçgirî, Şêx Seîd, Agirî, Zîlan ve Dêrsim bu direniş ve isyanlardan sadece birkaçı.
PKK TARİHİ
Partiya Karkerên Kurdistan (Kürdistan İşçi Partisi-PKK) da “29. İsyan” olarak tarih sahnesine çıktı. PKK’nin temelleri 1970’lerin başına dayanıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 70’li yılların başında Ankara’da yürüttüğü öğrenci çalışmaları sırasında bu mücadelenin temellerini attı. Öcalan, 1973 Newrozu’nda Ankara’nın Çubuk Barajı’nda 6 kişilik bir toplantı gerçekleştirdi, ardından 27 Kasım 1978 tarihinde Amed’in Licê ilçesinin Fis köyünde örgütü kurdu. Böylece yarım asıra yakın bir süre devam edecek silahlı bir mücadele başlamış oldu.
Fis’teki kuruluş kongresinde 22 delege katıldı. Kongrede 2 kadın delege yer aldı. Kongrede Öcalan’ın yazdığı program, tüzük ve manifesto kabul edildi. Öcalan, Genel Sekreter seçildi.
İLK ÖRGÜTLENME VE YURTDIŞINA ÇIKIŞ
1979 yılında PKK’nin merkez komite ve yürütme organları oluşturuldu, kuruluş bildirgesi hazırlandı ve gizliden dağıtıldı. Aynı yılın Temmuz ayında PKK, 30 bin bildiriyle kuruluşunu ilan etti. Riha’nın Sêwereg (Siverek) ilçesinde dönemin milletvekili Mehmet Celal Bucak’a yönelik gerçekleştirilen saldırı, askeri açıdan sonuç alıcı olmasa da PKK’nin kamuoyunda görünür olmasını sağladı. Artan tutuklamalar ve operasyonlar üzerine Öcalan, 2 Temmuz 1979’da Suriye’ye geçti. Ardından Lübnan-Filistin sahasında örgütsel ilişkiler kuruldu, gerilla eğitimi süreci başlatıldı.
12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye genelinde olduğu gibi Kürt siyasi hareketi üzerinde de ağır sonuçlar yarattı. Binlerce kişi gözaltına alındı, cezaevlerinde işkence ve hak ihlalleri yaşandı. Amed’deki 5 Nolu Cezaevi, bu sürecin simge mekânlarından biri oldu. Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’deki eylemi ve ardından gelen ölüm oruçları, Kürt özgürlük mücadelesinde tarihsel bir dönemeç yarattı.
İLK KURŞUN
PKK, darbe sonrası kadrolarını Ortadoğu’ya taşıyarak yeniden yapılanmaya gitti. 15 Ağustos 1984 bir dönüm noktası oldu. PKK’liler, Dihê (Eruh) ve Şemzînan’da (Şemdinli) ilk silahlı eylemlerini gerçekleştirdi. Dihê’deki saldırıyı Mahsum Korkmaz (Agit), Şemdînli’deki saldırıyı ise Abdullah Ekinci (Gözlüklü Ali) organize etti. Bu saldırılarla HRK’nin kuruluşu da ilan edildi. Bu saldırılar tarihe “ilk kurşun” olarak geçti ve bir milat oldu. PKK, dönemin hükümet yetkilileri tarafından “3-5 çapulcu, şaki, eşkıya” olarak nitelendirildi. İlk olarak 6 saat ömür biçildi, sonrasında bu saat 72’ye, ardından 1 haftaya çıktı.
İLK ATEŞKES
1980’lerin sonuna doğru çatışmalar yoğunlaşırken, OHAL uygulamaları ve köy boşaltmaları/yakmaları nedeniyle göçler başladı. 1990’lı yıllarda devletin bu politikaları derinleşti. OHAL uygulamaları ve köy yakmalarının yanı sıra kontrgerilla faaliyetleri başladı. Binlerce kişi gözaltında kaybettirildi ve katledildi.
1993’te ilk ateşkes ilan edildi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde ilan edilen ateşkes, Özal’ın ölümüyle birlikte akamete uğradı. PKK’nin 1995’te gerçekleştirdiği 5. Kongre, örgüt tarihinde ilk kapsamlı paradigma tartışmalarının yapıldığı süreç olarak öne çıktı. Kadın özgürlük çizgisi ve örgütlenmesi bu dönemde belirginleşti.
ULUSLARARASI KOMPLO
1990’lı yılların sonlarına doğru Abdullah Öcalan’a yönelik komplo için düğmeye basıldı. ABD’nin başını çektiği ve NATO ülkelerinin dahiliyle, 9 Ekim 1998’de Öcalan Suriye’den çıkmak zorunda kaldı. Öcalan, 15 Şubat 1999’da Kenya’nın başkenti Nairobi’den Türkiye’ye getirildi. Öcalan’a dönük komplo “Roja Reş (Kara Gün)” olarak hafızalara kazındı. Buna karşı dünyanın birçok yerinde protestolar düzenlendi, “Güneşimizi Karartamazsınız” eylemlerinde çok sayıda kişi hayatını kaybetti.
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tecrit altına alınan Öcalan’ın çağrısıyla 1 Eylül 1999’da ateşkes ilan edildi. PKK’lilerin sınır dışına çekilmesi süreci başlatıldı.
PARADİGMA DEĞİŞİMİ
Öcalan, İmralı’da başlayan tecrit koşullarında yürüttüğü savunmalarla, ulus-devletçi ve merkeziyetçi siyaset anlayışını eleştirerek, “Demokratik Modernite” paradigmasını geliştirdi. Bu çerçevede demokratik konfederalizm, kadın özgürlükçü toplum ve ekolojik yaşam paradigması PKK’nin yeni ideolojik hattı olarak benimsendi.
Ocak 2000’de yapılan PKK 7. Olağanüstü Kongresi, bu dönüşümün ilk somut adımı oldu. Kongrede “demokratik siyasi mücadele stratejisi” kabul edilirken, örgütsel yapıda köklü değişikliklere gidildi. ARGK, HPG adıyla yeniden yapılandırıldı; ERNK yerine demokratik kitle örgütlenmeleri esas alındı.
YENİDEN İNŞA
2000–2004 yılları arası PKK açısından iç tartışmaların ve tasfiyeci eğilimlerin yoğunlaştığı bir dönem oldu. 2002’de PKK’nin isminin KADEK olarak değiştirilmesi, ardından Kongra Gel sürecinin başlatılması bu tartışmaların merkezinde yer aldı. Örgüt içi krizler ve Osman Öcalan öncülüğündeki grubun ayrışması, yapısal bir dağılma riski yarattı. Bu süreçte de Öcalan’ın müdahalesi belirleyici oldu. 2004’te “PKK’nin yeniden inşası” çağrısı yapıldı, örgüt yeniden yapılandırıldı. 2005’te ilan edilen KCK sistemi, bu yeniden inşanın kurumsal ifadesi oldu.
29 Mart 2009’da Türkiye’de yerel yönetim seçimleri yapıldı. AKP, Kürdistan kentlerinde kazanmak için seferberlik ilan etti. DTP, yüzde 70’e yakın oy oranıyla 100 civarında belediye kazandı. KCK, 13 Nisan’da çatışmasızlık ilan etti ve “siyasi çözüm” çağrısı yaptı. AKP, 14 Nisan’da siyasetçilere dönük operasyon başlattı. Ardından “Kürt açılımı yapıyoruz” açıklamaları yapıldı. Öcalan, Kürt sorununun çözümü için “Yol Haritası” hazırladı ve 15 Ağustos 2009’da devlet yönetimine sundu. AKP, Öcalan’ın “Yol Haritası”nı kamuoyuna açıklamadı.
Öcalan, “Kandil ve Maxmur’dan iki barış grubunun Türkiye’ye gelmesi” çağrısı yaptı. Çağrıya cevap olarak PKK-KCK yönetimi, 19 Ekim’de 2 barış grubunu Habur Sınır Kapısı’na ulaştırdı. Barış grubu üyeleri sınırdan Amed’e kadar milyonlarca kişi tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.
Tayyip Erdoğan “Sil baştan yapıyoruz” ifadelerini kullandı ve yeni bir baskı dönemi başladı. DTP mitingleri yasaklandı. 17 Kasım’da Öcalan’ın İmralı’da kaldığı yeri değiştirildi. Öcalan götürüldüğü yeri “Tabutluk” olarak nitelendirdi ve yaşananları “17 Kasım Darbesi” şeklinde değerlendirdi.
11 Aralık’ta DTP kapatıldı. Partinin eşbaşkanlarına siyaset yasağı getirildi. Seçilmiş belediye başkanları ve parti yöneticileri tutuklandı. Öcalan, “Demokratik siyasi mücadele yürütme koşulları kalmadı” diyerek 31 Mayıs’tan itibaren süreçten çekileceğini açıkladı.
DÖRDÜNCÜ STRATEJİK DÖNEM
Öcalan’ın “Demokratik siyasi mücadele yürütmenin koşulları kalmamıştır” diyerek 31 Mayıs’ta süreçten çekilmesi üzerine PKK yönetimi de “Demokratik siyasi mücadele stratejisine son verildiği, Kürt sorununa demokratik özerklik çözümünün Devrimci Halk Savaşı stratejisi temelinde yürütülecek mücadele ile gerçekleştirileceği” açıklaması yapıldı. Böylece PKK strateji değiştirdi. PKK, bu değişikliği “4. Stratejik Dönem” olarak nitelendirdi.
Öcalan, 5 ciltlik “Demokratik Toplum Manifestosu” adlı savunmasının son cildi olan “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü-Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak” adlı bölümünü de tamamladı. Savunmanın son cildi AİHM’e gönderildi. Böylece “Demokratik Modernite Kuramı”nın en geniş teorisi de tamamlanmış oldu.
Türkiye’de genel seçimler yapıldı ve AKP bir kez daha seçimi kazanarak tek başına iktidara geldi. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), bağımsız adaylarla seçime girdi ve Meclis’te grup kurdu. Seçimlerin ardından İmralı’daki görüşmelere son verildi. Yeniden çatışmalı sürece geri dönüldü.
TARİHİ NEWROZ VE ÇAĞRI
Amed’de 2013’te gerçekleşen Newroz tarihe geçti. Milyonlarca kişinin katıldığı Newroz’da Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Çözüm Bildirgesi” okundu. Bildirge, meydandaki kitle tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı ve büyük bir umut yarattı.
ÇÖKTÜRME PLANI
Kürt sorunun çözümüne dair umutların yükseldiği 2013-2015 sürecinde özellikle Dolmabahçe Mutabakatı önemli adımlardan oldu. Ancak iktidar yeniden güvenlikçi stratejiyi geri dönüş yaparak, 30 Ekim 2014 MGK toplantısında “Çöktürme Planı” kararı aldı. Tecrit derinleştirildi, 2015–2016 yıllarında Kürdistan kent merkezlerinde sokağa çıkma yasakları ilan edildi.
Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde 16 Ağustos 2015’te ilan edilen yasaklar, sonraki aylarda 11 il ve en az 51 merkeze yayıldı. Sadece 16 Ağustos 2015 ile 16 Haziran 2016 tarihleri arasında uygulanan yasaklar boyunca en az bin 425 insan hayatını kaybetti, 2 bin 583 insan yaralandı. İşkence ve kötü muamele iddiasıyla doğrudan TİHV’e başvuranların sayısı 807 kişi olurken, aynı dönemde İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) yapılan başvurusu sayısı ise 6 bin 167’yi buldu. Yasaklar boyunca en az 1 milyon 809 bin kişinin özgürlük ve güvenlik hakkı elinden alındı.
Sûr, Cizîr, Nisêbin ve Şirnex’te yoğun çatışmalar yaşandı. Binlerce YPS üyesi, asker-polis-korucu hayatını kaybetti. Sonrasında çatışmaların yaşandığı kentlerin birçok bölümü “yeniden inşa” iddiasıyla yerle bir edildi.
HDP’li milletvekilleri, belediye eşbaşkanlarının da aralarında bulunduğu Kürt siyasetçiler bir bir hedefe konulup tutuklandı. 4 Kasım 2016’da aralarında HDP Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu HDP’li 9 milletvekili tutuklanıp cezaevine konuldu. Partinin Hukuk Komisyonu’nca derlenen verilere göre; sadece 24 Haziran 2015 – 1 Şubat 2017 arasında gözaltına alınan 15 bin 370 partiliden 3 bin 647’si tutuklandı.
Atılan bu adımların yanı sıra 2016 yılından sonra belediyelere kayyım atanmaya başlandı. Sadece 2016-2019 yılları arasında Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) yönetimindeki 95 belediyenin eşbaşkanları görevden alınarak yerlerine kayyımlar atandı. Belediyelere kayyım uygulaması ve siyasetçilere dönük gözaltı ve tutuklama furyası sonraki yıllarda da aralıksız bir şekilde devam etti.
EFRÎN, SERÊKANIYÊ VE GIRÊ SPÎ…
Sonrasında Kuzey ve Doğu Suriye’nin Efrîn kentini hedef alındı. 20 Ocak 2018’de başlatılan saldırılar sonrası kent Türkiye ve bağlı paramiliter grupların kontrolüne geçti. Sonrasında insan kaçırma, kadınlara dönük tecavüz, yağma, fidye, şiddet, tutuklama gibi birçok insanlık dışı uygulama başladı. Yüzlerce kişi katledilirken, birçok kişi alıkonuldu ve şiddete maruz kaldı. Mezarlıklar dahi tahrip edildi, kentin zeytin ağaçları Türkiye’deki sermayedarlara peşkeş çekildi.
Daha sonra Serêkaniyê ve Girê Spî kentlerine saldırı başlatıldı. 9 Ekim 2019’da başlayan saldırılar 13 Ekim 2019’a kadar devam etti. ABD arabulucuğunda yapılan anlaşmanın ardından saldırılar sona erdi. Türkiye ve bağlı paramiliter grupların kontrolüne geçen kentlerde demografi değiştirildi. Yüzlerce kişi katledildi, farklı yerlerden paramilter grupların aileleri buralara yerleştirildi.
Türkiye, tüm bu siyasi ve askeri saldırılarını “PKK varlığı” ile gerekçelendirdi. Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılar devam ederken, Federe Kürdistan Bölgesi’ne dönük sınır ötesi operasyonlar da aralıksız bir şekilde devam etti.
BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ
Öcalan, 44 aylık mutlak iletişimsizlik halinin ardından 23 Ekim 2024 tarihinde yeğeni olan DEM Parti Riha Milletvekili Ömer Öcalan ile aile görüşü kapsamında görüştü. Ardından DEM Parti İmralı Heyeti, 28 Aralık 2024’te Öcalan ile görüştü. Heyette Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan yer aldı. Heyet, 22 Ocak ve 27 Şubat’ta İmralı’ya gitti.
Öcalan, 27 Şubat 2025’te “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” yaptı. Bu çağrının ardından PKK, 1 Mart’ta ateşkes ilan etti. PKK, 5–7 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirdiği 12. Kongresinin ardından, 12 Mayıs’ta sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede, PKK’nin Kürt sorununu demokratik siyaset yoluyla çözme noktasına getirdiği ve bu yönüyle “tarihi misyonunu tamamladığı” belirtildi.
Kongrede, PKK’nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yönteminin sonlandırılması kararları alındı. Bu karar, Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin siyasal geleceği açısından yeni bir dönemin kapısını araladı.
SİLAH İMHA TÖRENİ
11 Temmuz’da Barış ve Demokratik Toplum Grubu, Öcalan’ın çağrısı üzerine Silêmaniyê kenti kırsalında bulunan Şikefta Casenê’de silahları imha töreni düzenledi.
5 Ağustos’da Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ilk toplantısını gerçekleştirdi. Komisyon söz konusu tarihten bu yana çalışmalarını sürdürürken, çözüme dair hangi adımlar atılacağı belirsizliğini koruyor.
GERİ ÇEKİLME KARARI
Kürt Özgürlük Hareketi yönetimi, 26 Ekim’de Qendîl’de önemli bir açıklama yaptı. Açıklamada, PKK 12’nci Kongre kararları kapsamında ve Abdullah Öcalan’ın onayıyla Hêzên Parastina Gel (HPG) ve Yekîneyên Jinên Azad-Star (YJA-Star) gerillalarının “Medya Savunma Alanları”na geri çekilmeye başladığı aktarıldı. Karar kapsamında geri çekilen 25 HPG ve YJA-Star gerillası da yapılan açıklamaya katıldı.
PKK, yarım asırlık silahlı mücadelesiyle, inkar edilen Kürt varlığını kabul ettirdi. Kürtlerin siyasal, sosyal, kültürel yapısında birçok önemli değişimler yarattı. Kürtler, imha ve inkar politikalarına karşı örgütlendi, zamanla Ortadoğu’nun en temel siyasi aktörü haline geldi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken, Kürt sorununun çözümü noktasında kaygılar sürüyor. Sorunun çözümüne dair geçiş yasaları ve özgürlük yasalarının çıkarılmaması bu kaygıların artmasına neden oluyor.
TÜRKDOĞAN: ÖCALAN EZBERLERİ BOZDU
Hükümet yetkilileriyle yapılan görüşmelerde de yer alan isimlerden biri olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü Öztürk Türkdoğan, süreçte yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Öcalan’ın yaptığı çağrının “çatışma çözümü süreçlerinde ezberleri bozan bir hamle” olarak nitelendiren Türkdoğan, “Sayın Öcalan çatışma çözümü süreçlerinde en sonda yapılması gerekeni en başa aldı. Çok açık bir şekilde örgütünün feshedilmesini ve silah bırakılması çağrısını yaptı, örgütü de bu çağrıya uydu. Şimdi elbette ki yapılması gereken bir an önce demokratik entegrasyon için bir barış yasası çıkartmaktır” dedi.
ÖCALAN’IN FİZİKİ ÖZGÜRLÜĞÜ
Türkdoğan, pozitif barış için yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğuna vurgu yaptı. Öcalan’ın başmüzakereci ve ana muhatap olduğuna dikkati çeken Türkdoğan, “Böylesi önemli bir pozisyonda olan kişinin özgür çalışma koşullarına sahip olması gerekir. Güvenliğinin sağlanması ve sağlığına çok dikkat edilmesi gerekiyor. Bir de Sayın Öcalan’la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin umut ilkesi çerçevesinde verdiği bir karar vardır. 27 yıldır hapiste olan bir insanı siz daha ne kadar tutacaksınız? Bütün bunları göz önüne aldığımız zaman Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne giden sürecin önünün açılması gerekir” diye konuştu.
Türkdoğan, şunları kaydetti: “Sayın Öcalan Kürt sorununun çözümü noktasında yegane liderdir, Kürt Halk Önderi’dir. Ortadoğu’da, Kürtlerin dünyada yaşadığı her yerde saygı duyulan bir liderdir. Şimdi böylesi bir liderin kendisini halklara anlatmasının önünü açın. Hükümetle yaptığımız görüşmelerde açık açık ifade ettik. Sayın Öcalan’ın gazetecilerle buluşmasının önü açılmalı. ‘Toplumsal tepkiler var’ deniliyor. O tepkilerin temsilcileri ile buluşmasının önünü açın. Bakın göreceksiniz durum değişecektir.”
2013 yılında oluşturulan Akil İnsanlar Heyeti içerisinde yer aldığını hatırlatan Türkdoğan, “Bütün illerde ve ilçelerde sivil toplum örgütlerinin neredeyse tamamıyla konuştuk. Dünyadaki filozoflar, akademisyenler, Nobel Barış Ödülü alan insanlar ve gazeteciler, Abdullah Öcalan’ı bizden daha çok konuşuyorlar, tartışıyorlar. Türkiye’de ise hala bir algı yönetimiyle bunun önüne geçilmeye çalışılıyor. Ben bunun beyhude olduğu kanaatindeyim. Bunun aşılacağı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.
‘NEDENLER ORTADAN KALDIRILMALI’
Kürt sorunun çözümü için sorunu yaratan nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini vurgulayan Türkdoğan, “Bu nedenleri ortadan kaldıracak kapsamlı bir hukuk reformu yapılması lazım. Kapsamlı anayasal ve yasal değişiklikler yapılması gerekiyor. Sadece demokratik entegrasyon yasaları yeterli değil. Aynı zamanda özgürlük yasaları da yapılması gerekiyor. Dil ve kültür haklarından anadilini öğrenme ve öğretmeye, yerel yönetim reformuna, yerinden yönetim hakkının kullanılmasına, demokratik yaşama katılmaya kadar birçok hak kategorisidir bunlar. Her şeyden önce eşit yurttaş olmalıyız. Toplumsal barış ve demokratikleşme aşamaları için toplumsal sözleşme gerekecek. Adım adım gitmek gerekiyor” diye konuştu.
‘ACİL BARIŞ YASASI ÇIKARILMALI’
“Şu anda yapılması gereken şey bir barış yasası çıkarmak” diyen Türkdoğan, şöyle devam etti: “Partiler raporlarını sundular. Bir ortak yazım ekibi kuruldu. Şu anda meclis komisyonu 2 ay içerisinde kendi ortak raporunu oluşturacak ve bizim demokratik entegrasyon için, barış yasası dediğimiz bir geçiş dönemi için bir yasayı önerecek. Umarım bunu çok daha hızlı bir şekilde gerçekleştirir. Yani acil olan konu silah bırakan kişilerin demokratik entegrasyonunu sağlayacak bir barış yasasıdır. Bu barış yasası, Sayın Öcalan başta olmak üzere pozisyonları ne olursa olsun herkesin yararlanacağı bir içerikte hazırlanması gerekiyor. Bu aynı zamanda sürecin daha ileri aşamalara taşınabilmesi bakımından gerekli.”
MA / Berivan Altan – Ömer Güngör
















