Uruguay Parlamentosu’nda yapılan oturumda, 6 Ocak’tan bu yana Rojava’ya ve Kürt halkına yönelik saldırılar ele alındı. Oturumda söz alan milletvekili Víctor Aldaya, HTŞ’nin Suriye Demokratik Güçleri’ne (QSD) karşı başlattığı askeri saldırılara dikkat çekerek, sürecin yalnızca askeri değil, aynı zamanda politik ve toplumsal sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Aldaya, Şaraa liderliğindeki geçici Suriye yönetiminin özellikle Halep merkezli saldırılarının çok sayıda sivilin yaşamını yitirmesine, ağır insan hakları ihlallerine ve on binlerce kişinin yerinden edilmesine yol açtığını vurguladı. Kürt halkına yönelik baskı ve inkâr politikalarının tarihsel bir arka plana sahip olduğunu belirten Aldaya, bu sürecin Suriye, Türkiye, Irak ve İran’ı kapsayan geniş bir coğrafyada etkili olduğunu ifade etti. Konuşmasında, Batı Asya’da fundamentalist hareketlerin güç kazanmasının ve etnik, dinsel ve politik çoğulculuğun reddedilmesinin çatışmaları derinleştirdiğini dile getiren Aldaya, mevcut saldırının yalnızca toprak hâkimiyetini değil, Suriye’nin kuzeyinde inşa edilen çoğulcu ve yerinden yönetimi esas alan siyasal modeli hedef aldığını söyledi.
KADINLARIN TARİHSEL ROLÜ
Geçici Suriye yönetiminin Arap Sünni kimliğine dayalı merkeziyetçi bir devlet anlayışını yeniden tesis etmeye çalıştığını belirten Aldaya, bunun QSD’nin çok etnisiteli ve demokratik yapısını tehdit olarak gördüğünü kaydetti. Uluslararası sistemin ve çok taraflı mekanizmaların geçiş sürecini kapsayıcı biçimde yönetememesinin ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade eden Aldaya, bu durumun DAİŞ tutuklularının serbest kalmasına ve bölgedeki egemen güçlerin çıkarlarının halkların barış talebinin önüne geçmesine neden olduğunu söyledi. Konuşmasının sonunda kadınların Suriye’nin kuzeyindeki tarihsel rolüne dikkat çeken Aldaya, Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) yalnızca DAİŞ’e karşı mücadelenin askeri bir unsuru değil, aynı zamanda bölgedeki toplumsal dönüşümün simgesi olduğunu belirtti. Bu modelin hedef alınmasının bölgenin geleceği açısından ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Aldaya, barış çağrısı yaparak, bu barışın “mezarlıkların barışı” olmaması gerektiğini, etnik ve kültürel azınlıkların sürgün edilmesi ya da yok edilmesi pahasına sağlanamayacağını ifade etti. Halkların kendi kaderini tayin hakkının evrensel ve vazgeçilmez bir ilke olduğunu vurguladı.
Oturumun sonunda Aldaya’nın talebi üzerine, yapılan değerlendirmelerin Uruguay Dışişleri Bakanlığı’na ve Uruguay’daki Birleşmiş Milletler temsilciliğine iletilmesi oylamaya sunuldu. Öneri ezici çoğunlukla kabul edildi.
MA













