Ekonomik kriz, pahalılık, yoksulluk ve işsizlik her geçen katlanarak artarken, alım gücü de eridikçe eriyor. Bu durum, ekonomik sorunların türevi olan yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenememe sorununa yol açıyor. Mevcut tabloya göre, bu durumun yarattığı mağduriyet iki kesimi derinden etkiliyor: üreticiler ve tüketiciler. Beslenme, barınma, sağlık, temiz içme suyuna erişim gibi temel insan haklarını içeren sosyal hukuk devlet anlayışının olmaması da bu tablonun mimarı. AKP hükümetinin özellikle tarım alanındaki politikalarıyla halk sağlığının geleceği de ciddi bir risk altında.
Üreticilerin tarlada, tüketicilerin de sofrasında yaşadığı bu sıkıntıları, Gıda Mühendisleri Odası Genel Merkez Yöneticisi İbrahim Uğur Toprak, Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi. Ekonomik sorunlara dikkat çeken Toprak, bundan kaynaklı yurttaşların sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenmede problemler yaşadığını söyledi. Herkesin bütün gruplardan, proteini, vitamini, minerali, karbonhidratı dengeli ve yeterli bir şekilde alması gerektiğine işaret eden Toprak, “Ama bunlarla ilgili ciddi problemler yaşıyoruz. Ülkenin ekonomisi ciddi anlamda problemli. Bugün baktığımız zaman asgari ücret 28 bin lira belirlendi. Belirlendiği ayda daha açlık sınırının altındaydı. Türk-İş’in rakamları üzerinden gittiğimiz zaman bugün 31 bin 532 liraya yakın bir açlık sınırı var. Tek başına bir bireyin yaşaması için 40 bin liranın üzerinde bir paraya ihtiyacı var. Yoksulluk sınırı 101, 102 bin lira. Bu ne demek? 4 kişilik bir ailenin tamamı bugün asgari ücretle çalışsa yoksul. Barınma, ısınma, ulaşım masrafları arttı. Halk, bu durumda giderinden kısabileceği tek şeyi gıda olarak görüyor. Bu durum tek tip bir beslenmeye neden oluyor. Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme ise bir hak olmaktan çıkıp, lüks konumuna geldi” ifadelerini kullandı.
EN FAZLA ÇOCUKLARI ETKİLİYOR
Yeterli, sağlıklı ve dengeli besleneme olmadığı zaman ise çeşitli hastalıkların ortaya çıktığını kaydeden Toprak, yaşlıların, kronik hastalığı olanların yanı sıra özellikle çocuklarda yaşanan sıkıntılara işaret ederek, “En azından okulda bir öğün ücretsiz yemek olması lazım derken bunu boşuna söylemiyoruz. Çocuklarda başta bodurluk olmak üzere çocuk diyabeti sıklıkla rastladığımız ve çocuk obezitesi sıklıkla yaşadığımız şeylerden bir tanesi. Bu sadece fiziksel olarak. Okulda okumayla ilgili anlamayla ilgili ciddi problemlerle karşı karşıya kalabiliyoruz” diye konuştu.
ÜRÜNLER KADAR ÜRETİCİLER DE HASTALANIYOR
Gıdaların geçmişte daha doğal gübreleme yöntemiyle daha sağlıklı biçimde üretildiği anımsatan Toprak, günümüzde üretilen gıdalarda ise zirai tarım ilaçlarının kullanımına dikkati çekti. Bu ilaçların hem üreticiye hem de tüketiciye olumsuz etkileri olduğunu belirten Toprak, “O zamanlar bizim toprağımız kirli değildi, havamız kirli değildi, suyumuz kirli değildi. Bugün ciddi anlamda biz toprağı başta pestisit olmak üzere ağır metallerle kirlettik. Suyu yine endüstriyel atıklarla, pestisitlerle kirlettik. Hava zaten kirli. Bütün bunlara baktığımız zaman aslında bu problemler bizim için ciddi bir sorun kaynağı oluşturuyor. Bunu özellikle tarlada baktığımız zaman çiftçiler buna son derece maruz kalıyor. Bu maruziyetler nedeniyle de ciddi hastalıklarla karşı karşıya kalıyorlar. Tarlada çalışanların büyük bir çoğunluğunun da kadın olduğunu düşünürsek ve bu sadece tarlada çalışmak değil dönüp eve geldiği zaman da ev işleri ve diğer işlere baktığımız zaman bu maruziyetlerden ciddi anlamda etkileniliyor. Özellikle maruziyet kaynaklı ciddi problemler yaşıyoruz. Bunu akut ve kronik diye ikiye de ayırabiliriz. Maalesef ki geçtiğimiz aylarda bir çocuk nar tüketiminden hayatını kaybetmişti. Pestisitin direkt bulaşması, muhtemelen narın çatlak olması, içine işlemesi gibi sebeplerle akut ya da kronik olarak bu bizi uzun vadede etkileyebiliyor. Başta kanser olmak üzere birçok aslında sonucu da doğurabiliyor” şeklinde konuştu.
“SORUN SİSTEMSEL”
Pestisit, herbisit gibi kimyasal ilaçların kullanımının ortadan kaldırılmasının alınacak tedbirlerin başında geldiğini dile getiren Toprak, toprak ve suyun kirlenmesinin bu şekilde önüne geçilebileceğini ifade etti. Çiftçilerin hem eğitilmesi hem de ekonomik açıdan desteklenmesinin önemini ifade eden Toprak, Türkiye’nin geçmişte kendi tohumu ve sağlıklı üretimiyle kendi kendine yeten bir ülke olduğunu, bugünün sorunlarının temelinde ise özelleştirmelerle birlikte devletin üretimden elini çekmesi gibi sistemsel bir problem olduğuna dikkat çekti. “Kendi tohumumuzu kullanmamız gerekiyor” diyen Toprak, “Hibrit tohumdan vazgeçmek gerekiyor. Çünkü onu kullanım şekliniz ve kullanım belli. Biz tekrardan ata tohumuna dönüp kendi gübremizle planlamamızı yapıp toprağın, suyun ne kadar kirlendiğini tespit edip, rehabilite etmek gerekiyor. Bu acele kamulaştırma garabetinden kurtulmak gerekiyor. Siz tarım arazilerinizi, meralarınızı, sulak alanlarınızı, su havzalarınızı, zeytinlerinizi, ormanlık alanlarınızı, derelerinizi ranta peşkeş çekerseniz bunları nerede üreteceksiniz? Hatay yerle bir oldu. Siz kalktınız Samandağ’ında TOKİ eliyle yurttaşın tarım arazisine çöküp oraya bina yapacağım dediniz. Akbelen’de zeytinlikleri madene peşkeş çekemezsiniz. Bu yurttaş kömür yemeyecek. Zeytin de tüketilecek. Kamucu gıda egemenliğine dayalı tarım ve gıda politikalarını uygulamamız gerekiyor. Bunları uygulamadığımız taktirde ranttan, tarım arazilerini ranttan çıkarmadığımız taktirde maalesef gıda enflasyonu artacak. Yurttaşın alım gücü de düşecek” diye konuştu.
İbrahim Açıkyer / MA


















