Süreçte sivil toplumun önemine dikkat çeken Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, “Sadece bu çözüm sürecini izleyen bir gözleme, sivil toplum platformuna ihtiyaç var” dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair açıklama yapan birçok kurum ve yurttaşlar, artık yasal düzenlemelerin yapılması konusunda taleplerini sık sık dile getirirken, iktidarın sürece dair adım atmasında çekingen davranması ve gerekli yasal düzenlemeleri yapmaması toplumdaki güvensizlik duygusunu pekiştiriyor. Sürecin başarısı için sık sık yapılması gerekenler hakkında fikirlerini toplumla paylaşan kurumlardan biri olan Barış Vakfı, süreci ilişkin 5 Aralık’ta İstanbul’da düzenlediği çalıştayda ortaya çıkan beklentileri ve önerileri içeren bir rapor yayınladı. 35 sayfalık raporda sürecin toplumsallaşması, barışın kalıcılaşması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması yönünde birçok beklenti ve öneri sunuldu.
Hazırlanan raporlarını değerlendiren Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, raporun çıkış amacının yürütülen çözüm sürecinin kritik aşamaya dayanmış olmasından kaynaklandığını söyledi. Sürecin kalıcı hale gelmesini sağlayacak yasal zeminin oluşmadığını ifade eden Tahmaz, sürecin hukuki dayanaktan yoksun yürütüldüğünün altına çizerek Tahmaz, “Silah bırakma iradesi gösterenlerin, toplumsal/siyasal yaşama katılımı nasıl olacağına ilişkin bir belirsizlik var. Bu Türkiye modeli açısından kritik bir eşik. Bu eşiğin nasıl aşılabileceğine ve burada sivil toplumun ne yapabileceğine dair bir tartışma yürütmek, bir yol haritası oluşturmak için çalıştay yaptık. Çalıştayımızda süreç bir bütün olarak değerlendirildi. 1 yıllık süreci değerlendiren oldukça kapsamlı bir toplantı oldu. Bu eşiğin aşılması komisyonun yazacağı rapor ve Büyük Millet Meclisi’nin çıkaracağı yasayla doğrudan bağlantılı. Buna dair tartışmalar var. Çeşitli kaygılar, çekingeler var. Buraya odaklandık. ‘Bu odağı aşabilmek için sivil toplum ne yapmalı’ üzerine tartıştık” ifadelerini kullandı.
KUZEY VE DOĞU SURİYE DURUMU
Sürece ilişkin iki temel krizin olduğunu belirten Tahmaz, birincisinin krizin yasal düzenlemeler noktasında, ikincisinin ise sürecin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’yle ilgili olduğunu ifade etti. Kaygının kaynağının Türkiye’nin Suriye’ye dair politikalarından oluştuğuna dikkat çeken Tahmaz, “Bundan dolayı da sürecin akamete uğrama ihtimali ortaya çıkıyor. Çalıştayda ‘Bunların aşılması için ne yapılmalıdır?’ önerileri yapıldı. Raporumuzda yasal zemine ve risklere dikkat çekerken en önemli unsurlardan birinin de Türkiye’nin Suriye’deki politikası, Suriye Kürtlerini bir tehdit olarak görme yaklaşımı ve Kürtlerle komşu olma cesaretini göstermesi gerektiği oldu. Aksi takdirde hem Türkiye hem Suriye açısından büyük bir kayıpla karşı karşıya kalabiliriz. İstikrarsızlık Suriye’nin kimliği haline gelebilir” diye konuştu.
YASAL ZEMİNİN ÖNEMİ
Toplumda, 2013-2015 sürecinin sonlandırılması nedeniyle sürece karşı bir temkinlilik haline yol açtığını ifade eden Tahmaz, buna rağmen Kürt Siyasi Hareketi’nin ciddi bir paradigma değişikliğine gittiğini aktardı. Kürt sorunun artık uluslararası bir sorun haline geldiğini kaydeden Tahmaz, “Bu, çözüm modeline özgünlük yaratırken sorunun kendisi de başka çatışma çözümlerinden çok farklılaştı. Nitekim hep beraber Suriye’de ne olacak sorusunu soruyoruz. Suriye’de olup bitenden dolayı yüreklerimiz ağzımızda. Özellikle son 2 gündür. Burada her şeyden önce parlamentonun işlerli hale geldiği ve bu anlamda katılımcılığıyla çözüm sürecine yönelmesi gerekir. Bugüne kadar müzakerenin kapalı sürülmesinin bir anlamı vardı. Bir yasal çerçeve olursa, hukuk zemini tarif edilirse silahlarını bırakan insanlar İstanbul’da Diyarbakır’da, Mardin’de rahatça gezebilir. Bunun nasıl olacağı konusunda bizim bir şey söyleme şansımız yok. Çünkü biz sürecin belirleyici, aktif unsuru değiliz. Bizim özgünlüğümüzün bir yanı da kendini fesheden örgütün ‘Bir siyasal dönüş mü olacak, tasfiye mi?’ sorusuna da devlet tarafından net bir cevap verilmemesidir. Toplumsal dönüşüm için anayasal düzenlemeler gerekir. Bunların en başında da silah bırakanların siyasete dahil olması, yurtdışında, Habur’da yaşayanların dönüşü için bir taahhüt gerekli” ifadelerini kullandı.
‘HÜKÜMET, ÖCALAN’IN DİYALOG KURABİLECEĞİ ZEMİNDEN İMTİNA EDİYOR’
İktidarın/devletin süreci “Terörsüz Türkiye” söylemine sıkıştırmaya çalıştığını vurgulayan Tahmaz, sürecin hukuk ve politika zeminine çekilmediğine dile getirdi. Sürecin toplumsallaşması için sivil toplum aktörlerinin katılımının genişletilmesi gerektiğinin altını çizen Tahmaz, Meclis’te kurulan komisyonun da akıbetinin belli olmadığını hatırlattı. Abdullah Öcalan’la gerçekleştirilen görüşmenin tutanaklarının yayımlanmamasının iktidar endeksli bir çalışma yürütüldüğünün göstergesi olduğunu kaydeden Tahmaz, “Bu komisyonun kalıcı hale gelmesi, sınırlarının iyi tarif edilmesi, sivil toplumun, akademinin dahil olacağı alan tarif etmesi gerekir. Sivil toplum örgütü de pozisyonunu değiştirmelidir. Sivil toplum kendi alanını yaratmalıdır diye düşünüyorum. Bu fırsat bizi çok zorlayacak, yeni sorunlarla karşı karşıya getirecek ve süreç çok sancılı ve zaman alıcı bir biçimde ilerleyecek. Bu zorlukların neler olduğunu şöyle söyleyebiliriz; Hükümet sıkıştığında Öcalan’ın kapısını çalıyor. O zaman kapısı çalınan insana daha rahat diyalog kurabileceği, çalışabileceği bir zemin sunmaktan bile imtina eder bir görüntüde hükümet” şeklinde konuştu.
MA
















