Riha Barosu, “Etkin Savunuculuk” projesi kapsamında kentte Ocak 2024 ile Kasım 2025 arasında geçen 21 aylık sürede bin 260 şiddet olayını kaydetti. 2024 yılı içerisinde 708 kadın şiddete maruz bırakılırken, 2025 yılın ilk 9 ayında ise 552 kadın sığınma evlerinden yararlandı.
Kentte çalışma yürüten Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği kurucu üyesi Sevinç İzol, 2004’ten beri kadına yönelik gelişen her türlü hak ihlaline karşı mücadele ettiklerini söyledi. Sevinç İzol, “Kadına yönelik şiddet vakaları ve kadın cinayetleri hız kesmeden devam ediyor. Cezasızlık politikalarının sonucu olarak her gün en az dört kadın cinayetiyle karşı karşıya kalıyoruz” dedi.
RAKAMLAR DAHA FAZLA
Kadına yönelik şiddet vakalarının büyük kısmının kayıt dışı olduğunu dile getiren Sevinç İzol, “Kadına yönelik şiddet vakalarının çoğu tespit edilememiştir diye düşünüyorum. Çünkü birçoğu kayıtlara geçmiyor. Hemen hemen her gün gazete haberlerini açtığımızda bir kadın intiharı ile karşılaşıyoruz. Ya balkondan düşmüş, ya evin içerisinde katledildiği, ya sevdiği, eşi tarafından katledilmiş. Kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarının son 10 yılda çok fazla yükseldiğini görüyoruz. Tabi biz kadına yönelik şiddet ve cinayeti rakamlarla, istatistiklerle ifade etmiyoruz. Yani her ölen kadın, bir insanın, bir canın yok olması demektir” diye belirtti.
KADIN KIRIMI
Kadına yönelik şiddetin artık rakamlarla izah edilemeyeceğinin altını çizen Sevinç İzol, katliam ve intiharları “kadın kırımı” olarak nitelendirdiklerini söyledi. Sevinç İzol, “Buna artık kadın cinayetleri, ya da kadın intiharları diyemiyoruz. Kadın kırımından bahsediyoruz. Çünkü bir savaşta bile bu kadar insan ölmemiştir. Bir yıl 9 ayda bin 260 kadın şiddete maruz kalmış. Bu çok kolay kabul edilecek bir rakam değil. Buna ancak kadın kırımı diyebiliriz. Özellikle ev içinde, sokakta, dışarıda her yerde şiddet vakaları yaşanıyor” ifadelerini kullandı.
‘İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KADIN ANAYASASI’DIR’
İstanbul Sözleşmesi’nin bir kadın anayasası olduğunu belirten Sevinç İzol, “İstanbul Sözleşmesi yeterince uygulanmasa da bir caydırıcılığı vardı. Yasaların caydırıcılık özelliğinin olması ve yaptırım gücünün olması elbette ki engelleyen bir şey. İstanbul Sözleşmesinden çıkılması aslında tam da kadın kazanımlarına bir saldırıydı. Çünkü ondan sonrası kadın kurumlarının kapatılması, kadın aktivistlerin tutuklanması, kadın merkezlerinin çalışma alanlarının daraltılması gibi birçok saldırı oldu. Aslında bir bütüne baktığımız zaman, kadın mücadelesine, kadın kazanımlarına ciddi bir yönelimin olduğunu görüyoruz. Kadın intiharlarını, şiddetini de buradan farklı ya da buradan kopuk değerlendiremeyiz” diye belirtti.
‘YARGI PAKETLERİ CİNAYETLERİ ARTIRIYOR’
Kadınların büyük itirazlarının olduğu 11’inci Yargı Paketi’ne dikkati çeken Sevinç İzol, “11. Yargı Paketi’ne baktığımız zaman, uyuşturucuyla yakalanan ya da katillerin tekrar çıkabileceğini görüyoruz. Buradan kadın cinayetlerinin daha fazla çoğalacağını görebiliyoruz. Pandemi sürecinde de görmüştük bunu. Af politikasıyla beraber şiddet uygulayan, katiller ya da bu işi yapanların cezasızlık politikası sonucu tekrar çıktığını ve çıktığı gibi eşini ya da sevgilisini öldürdüğünü gördük. Yani böyle çok somut örnekler olmasına rağmen halen bunda ısrar edilmesinin sebebi, ses çıkaran, muhalefet yapan tek güç kadınlar. Sokakta olan, yasalara karşı, kendi haklarına dönük olan saldırılara karşı ya da uygulanan politikalara karşı tek ses çıkarabilen, örgütlü olarak hareket edebilen tek gücün kadınlar olduğunu görüyoruz” dedi. Kadın kazanımlarının yok sayılmasının bilinçli bir politika olduğunu dile getiren Sevinç İzol, “Bu politika toplumun bütün kesimine dönük. Aslında direnen, ses çıkaran, konuşan, politika öğreten, kabul etmeyen kesimlerine dönük. Yani kadınlara dönük politikaların, cezasızlık politikalarının temelinde bu var. Ve bu politikalar sonucu birçok kadın öldürülüyor. Öncelikle en başta İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi gerekiyor. Çünkü İstanbul Sözleşmesi toplumsal bir sözleşme. Yani şiddeti önleyen bir sözleşme” ifadelerini kullandı.
‘DEVLET REHABİLİTE DEĞİL CİNAYETİ ÖNLESİN’
Şiddetin önlenmesine yönelik devletin görevlerini hatırlatan Sevinç İzol, şöyle devam etti: “Şiddet öncesi önleme, koruma, kollama politikalarının geliştirilmesi gerekiyor. Aslında şiddet gördükten sonra yapılan her şey sadece olayı rehabilite etmeye dönüktür. Oysa bizim istediğimiz şiddet oluşmadan önce önlemedir. Yani devletin görevi budur. Devletin görevi her insanın hakkını korumaktır. Çünkü yaşama hakkı en öncelikli haktır. Doğuştan var olduğumuz, doğuştan hak ettiğimiz bir hak ve bu hakkımızın her şekilde savunulması için elimizden geleni yapacağız. Bütün kadın örgütleri olarak hayatlarımızdan, haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.”
Ömer Akın / MA


















