“Umut hakkı”nın sağlanmasının hukuk devletinin gereği olduğunu söyleyen ÖHD Dîlok Şube Eşbaşkanı Yusuf Kartal, “Kürt halkının baş müzakerecisi Sayın Öcalan’ın statüsü ve fiziki özgürlüğü tartışılmalıdır. ‘Umut hakkı’ bir lütuf değil, hukuk devletinin gereğidir” dedi.
Türkiye’deki “demokratikleşme” ve “toplumsal barış” tartışmalarını değerlendiren Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Dîlok Şube Eşbaşkanı Yusuf Kartal, gerçek barışın yolunun İmralı tecrit sisteminin son bulmasından geçtiğini vurguladı. Kartal, tartışmaların odağındaki “umut hakkı”na ve çözüm için atılması gereken anayasal adımlara dikkat çekti.
Sürecin sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi için başlangıç noktasının doğru tayin edilmesi gerektiğini belirten Kartal, “Masanın başında Kürt halkının baş müzakerecisi olan Sayın Abdullah Öcalan’ın hem statüsünün hem de umut hakkının öncelikli olarak tartışılması gerekmektedir. Akabinde süreçle ilgili yasal düzenlemeler konuşulmalıdır. Demokratik toplum ve barış süreci olarak adlandırılan bu atmosferin ruhuna uygun hareket edilecekse, Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü bir an önce sağlanmalıdır” dedi.
LÜTUF DEĞİL ZORUNLULUK
Siyasetçiler tarafından sıkça dile getirilen “umut hakkı” kavramının hukuki boyutuna vurgu yapan Kartal, bu hakkın siyasi bir malzeme olmadığını, tamamen evrensel hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyledi. Kartal, şunları kaydetti: “‘Umut hakkı’, 2014 yılında Sayın Öcalan’ın avukatlarının yaptığı başvuru neticesinde AİHM tarafından verilen bir karardır. Bu karar sadece Sayın Öcalan’ı değil, binlerce tutsağı ilgilendirmektedir. Bilindiği üzere Türkiye’de daha önce idam cezası vardı; idam gerçekleşince infaz bitiyordu. Ancak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla birlikte, özellikle siyasi tutsaklara yönelik ömür boyu süren bir infaz rejimi dayatılmaktadır. AİHM, bu durumu ‘işkence ve kötü muamele yasağı’ kapsamında değerlendirerek Türkiye’yi mahkum etmiştir.”
AİHM kararlarının Türkiye için bağlayıcı olduğunu hatırlatan Kartal, “Burada kimsenin kimseye vereceği bir lütuf söz konusu değildir. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çok açıktır; Uluslararası sözleşmeler iç hukukun üzerindedir. Türkiye, kendi yasalarıyla çelişse dahi bu kararları uygulamakla mükelleftir” dedi.
‘GÜVENLİKÇİ YASALAR YERİNE ÖZGÜRLÜKÇÜ ANAYASA’
Türkiye’deki temel sorunun hukukun egemenlerin baskı aracı haline getirilmesi olduğunu ifade eden Kartal, demokratikleşme için köklü yapısal değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) gibi “güvenlikçi” yasaların özgürlüklerin önündeki en büyük engel olduğunu dile getiren Kartal, çözüm önerilerini şöyle sıraladı: “Düşünce, örgütlenme ve siyasi faaliyetlerin önündeki engeller kaldırılmalıdır. TMK gibi güvenlikçi yasalar ya tamamen kaldırılmalı ya da hukuken sınırlandırılmalıdır. Biz hukukçuların temel beklentisi anadilin anayasal güvenceye kavuşturulmasıdır. Yine yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için idari ve anayasal çalışmalar yapılmalı, yargı mutlak suretle siyasi iktidarın baskı aracı olmaktan çıkarılarak bağımsız hale getirilmelidir.”
‘İNFAZ REJİMİ İNTİKAM GÜDÜSÜNDEN ARINDIRILMALIDIR’
Cezaevlerindeki infaz rejimine de değinen Kartal, mevcut sistemin “tutsaktan intikam alma” mantığıyla kurgulandığını dile getirdi. Kartal, toplumsal barış için infaz hukukunun insan hakları temelli bir dönüşüme uğraması gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye’nin ihtiyacı olan şey daha fazla güvenlik yasası değil; kişi hak ve özgürlüklerini kapsayan, insanı esas alan yeni ve demokratik yasalardır” diye ifade etti.
MA

















