Künye   Hakkımızda
27 Ocak 2026, Salı
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Murat Karayılan: Direniş devam ediyor, halk güçlü destek olsun

HPG Komutanı Murat Karayılan, Rojava'ya yönelik saldırılar üzerinden Türkiye’yi uyararak, "Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtler ile barış olamaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin ama Kürtler ile Türk devleti barış yapacak. Mümkün değildir. Bu siyaset terk edilmeli" dedi.

26 Ocak 2026
Murat Karayılan: Direniş devam ediyor, halk güçlü destek olsun
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

HPG Komutanı Murat Karayılan, HTŞ-DAİŞ ve Türkiye destekli paramiliter grupların saldırılarına ilişkin Stêrk TV’nin sorularını yanıtladı. Karayılan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın ortaklaştığı, ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçlerin de onayladığı plan gereği Kürtlere yeni dizaynda yer verilmek istenmediğini söyledi. Karayılan, Türkiye’yi uyararak, “Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtler ile barış olamaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin ama Kürtler ile Türk devleti barış yapacak. Mümkün değildir. Bu siyaset terk edilmeli” dedi. QSD’nin Tebqa, Reqa ve Dêrazor’da zaten çekilme kararının olduğunu ve çekilmesinin yanlış olmadığını, planlanan Kürt-Arap savaşını engellediğini belirten HPG Komutanı Murat Karayılan, “Şimdi DSG, Kürdistan sınırlarına çekildi ve orada mevzilendi. Henüz mağlubiyet veya kazanma yok. Direniş devam ediyor. Halkımız da bu direnişe güçlü bir biçimde destek olmalı” ifadelerini kullandı.

Söyleşinin tamamı şöyle:

“* Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Bakur ve Rojhılatê Suriye’ye ve Rojavayê Kürdistan’a, Halep’ten başlayan geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Halep Savaşı’ndan bu yana geçen 20 gündür Rojava Kürdistanı’nda önemli ve tarihi bir direniş ve savaş var. Ziyad Halep ve Deniz Çiya yoldaşların şahsında, bu direniş içerisinde verilen tüm şehitleri saygı ve minnetle anıyor, Kürdistan devrim şehitlerine verdiğimiz sözü yineliyorum. Aynı zamanda yarın (26 Ocak) Kobanê zaferinin on birinci yıl dönümü. Kobanê zaferi önemli bir zaferdi ve tüm insanlık için büyük bir başarıydı. O tarihi direnişi, halkımızın evlatları yükselttiler ve başarıya taşıdılar. Kobanê direniş şehitlerini, Gelhat ve Arin yoldaşlar şahsında saygıyla anıyor ve kahraman şehitlerimize verdiğimiz sözü bir kez daha yineliyorum.
Halep’ten başlayıp tüm Kuzey-Doğu Suriye’ye ve Rojava’ya yayılan saldırı dalgası, Şam hükümetinin Rojava Kürtlerine karşı geliştirdiği bu saldırı, sıradan bir saldırı değildir. Çok daha geniş bir çerçevededir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Bundan önce Irak’ta ve kimi diğer bazı bölgelerde deneme yaptılar ama başarılı olamadılar. Açık ki şimdi Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir devlet yaratmak ve bu devletin içerisinde bir hükümet kurmak istiyorlar. Bu biçimde Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar.

Bu süreç içerisinde QSD ve Şam hükümeti arasında diyaloglar vardı. Zaten 4 Ocak’ta da önemli bir görüşme vardı ve basına yansıdığı kadarıyla sonuca yaklaşmışlardı. Ancak bu görüşmelere müdahale ediliyor ve o toplantı sabote oluyor. Ondan bir gün sonra, yani 5 Ocak’ta Paris’te bir toplantı oldu. Bu toplantı ABD’nin öncülüğünde, Suriye ile İsrail arasındaydı ama Türkiye de aslında endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dahil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise nedensiz bir biçimde Halep’e dönük saldırılar başladı. Sonrasında, birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen, bunların hiçbirisine uymadılar ve saldırıya devam ettiler.

Açık ki, bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya, Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. Yani o görüşmelerin hepsi, bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında ise yeni bir dizayn vardır. Göz önünde olan ise, bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirdiler ve onun etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak Daîş’ten kurtaran, Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması gerekirdi. Yani birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Ancak öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Bununla bağlantılı olarak yeni dizaynda Kürtlerin yerinin olmadığı da açığa çıktı. Yani tıpkı Birinci Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine İkinci Dünya Savaşı ardından da dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bunun için bu saldırı, tüm Kürtlere karşı bir saldırıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG-YPJ-QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler için verilen bir direniştir. Bu açıktır.

Aynı zamanda bu komplo, tıpkı 15 Şubat Komplosu gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa, bugünkü komplo da aynı biçimdedir. Mesela, Önder Apo 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı, değil mi? Bu çağrının temelinde ne var? Halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Bunun neresinde barış olabilir ki! Bunun için bu saldırı, aynı zamanda Önder Apo’nun geliştirdiği sürece karşı da bir saldırıdır. Zaten bu biçimde süreci anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama bu konuda şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki Rojava Kürdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Yani sen Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler Türk devletiyle barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek! Bu mümkün değildir. Bunun için eğer gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa, bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır.

Kısacası, bu saldırılar uluslararası ve bölgesel yanları olan, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Halkımız bunu hissetti ve dikkat ederseniz hem dört parça Kürdistan’da hem de yurt dışında yüzbinlerle sokaklara çıktılar. Hepsini saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Gerçekten de bu saldırı büyük ve genel bir saldırıdır.

* Bazı çevreler QSD’nin Kürt-Arap-Asuri Suryan halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz?

Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil, emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler yine bu egemen tabakadan aşiret şeyh ve reislerinden oluşan kesimlerdi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı QSD’nin içerisinde yer almaktadır ve savaşmakta ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla direkt karalanmasını bizler doğru görmüyoruz.

Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyorlar. Kim güçlüyse onun tarafını tutuyorlar. Vakti zamanında Baas rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra Daîş geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce, QSD’yi desteklediler. Ama bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, direktmen onlar da tutumlarını değiştirdiler. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Yine de tüm aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli-iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd. yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmeli. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları o yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli, herkes halkların kardeşliğini esas almalı. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur.

* Birçok çevre Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını belirtiyorlar. Bu doğru mu?

Şayet QSD’yi satın almışlarsa, sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma var ne satma var. Bildiğimiz kadarıyla QSD’nin ana halkası üçüncü çizgi stratejisini benimsiyordu ve bu biçimde yürütüyordu. Belki bunda bazı eksiklikleri olabilir ama genel yaklaşımının bu yönlü olduğu biliniyordu. Daîş’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten onlarca kez ABD’li yetkililer bu ilişkinin taktiki bir ilişki olduğunu belirttiler. Taktiki ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı, vb. denilemez ve öyle bir şey yok.

Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyor, “halkların özgürlüğünün arkasındayız, halkların haklarından yanayız” diyorlardı. Ancak Suriye’de görüldü ki, kökeni El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İşte bu ikiyüzlülüktür. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve Daîş’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Çünkü Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı, onu iktidar haline getirerek güçlendirdi. Ve daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ve bu doğru bir şey değil.

Diğer yandan QSD, Daîş’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Ancak işte bu biçimde Daîş’in önünü açıyorlar. Peki, Daîş’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler QSD ile taktiki de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdiler ve şimdi de terk ettiler. Bu bir ihanet tabii ki ve bu doğrudur. Fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hale mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Evet, QSD’nin bu türden birçok güçle de ilişkide olduğu, ortak politikalar yürüttüğü biliniyor, doğru-yanlış bu onların politikasıdır.

Biz hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Onun için biz Apocu hareket olarak, bölgemiz Ortadoğu’da sürekli bir biçimde bağımsız bir siyaseti yürüttük. Bizler sürekli kendi öz gücümüze dayanmalıyız ve devletlerin değil kamuoyunun desteği temelinde hareket etmeliyiz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Bu kapitalist devletlere insan güvenemiyor. Çünkü çıkarcıdırlar. İşte bunun bir örneği Rojava’da bir kez daha ortaya çıktı. Biz kendimiz buna şaşırmadık; zaten bunların karakterinin böyle olduğu açıktı. Bu türden güçler, meselenin içeriğine değil, çıkarlarına bakıyorlar ve ona göre yaklaşıyorlar.

Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen, Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık haline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi içi boş yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Dolayısıyla Türk basınının bu konuda yaptığı yayınlar külliyen yalandır. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

* Suriye’deki savaşın arkasında bölgesel ve uluslararası güçler var dediniz ama bu savaşı pratikte bizzat yürütenler kimlerdir?

Bunu pratikte yürütenler HTŞ, Türk devleti ve Daîş’tir. Daîş masaya oturmuş mu oturmamış mı onu bilemiyoruz fakat en ön sırada ve her şeyiyle bu savaşa katılan güç, Daîş’tir. Daîş kadroları ve savaşçıları omuz omuza vermiş savaşı yürütüyorlar.

Türk devleti de zaman zaman açıklama yapıyor ve ‘eğer Suriye hükümeti yardım isterse biz hazırız’ diyorlar ama bunu gerçeklerin üzerini örtmek için belirtiyorlar. Türk devleti bu savaşın içindedir ve bu gizlenemez. Mesela plan Türk devletinindir; yöneten perde arkasında Türk yetkililerdir. Türk devletinin örgütlemiş olduğu SMO çetelerinin hepsi bu savaşın içerisinde olduğu gibi Türk ordusunun özel kuvvetlerine bağlı uzman askerleri de bu savaşın içerisindedir. Yine kullanılan silahlar, zırhlı araçlar, vb. teknik araçların bir kısmı Suudiler tarafından verilmiş olsa da önemli bir kısmı ise Türk devleti tarafından karşılanmaktadır. Öte yandan İHA’larıyla SİHA’larıyla Türk devleti sürekli gözcülük yapıyor ve HTŞ-Daîş ne zaman dara düşse onların imdadına yetişiyor. Özcesi, Türk devleti bu savaşla olan ilişkisini gizleyemez. Bu bir gerçektir.

Açık ki Türk devleti de bir kısım Arap devleti de, Suriye’de Arap-Kürt-Asuri-Süryani halklarının kardeşliğine dayalı bir sistemin gelişmesini istemiyorlar ve bunun için ortaklaşarak bu sistemi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

* Şimdiye kadar yürütülen savaşta QSD’nin performansını nasıl görüyorsunuz? Halk, direnişçileri büyük sahipleniyor. Ancak diğer yandan yenilmiş gibi yansıtmaya çalışan çevreler de söz konusu. Bu konuda neler belirtirsiniz?

Bu konuda Türk basını ve kimi ülkelerin medyası psikolojik savaş yürütüyorlar. Henüz sonuç ortaya çıkmadan QSD’yi yenilmiş gibi gösteriyorlar. Bizim takip ettiğimiz kadarıyla bu tür yorumlar doğru değil. QSD yenilmemiştir; QSD’ye dönük büyük bir saldırı vardır ve halen direnmektedir. Bir komplo vardır ve QSD bu komploya karşı direniyor. Kuşkusuz eksiklikleri ve yanlışlıkları olabilir; bunu şu an için biz bilemiyoruz ancak bizim bildiğimiz QSD ve Kuzey-Doğu Suriye’ye dönük büyük bir komplo vardır ve bu komploda ABD öncülüğündeki Koalisyon QSD’yi yalnız bırakıp saldırının önünü açmıştır. Bu temelde kimi Arap aşiret reisleri ve çevreleri de taraf değiştirmiştir. Bu duruma karşı en yerinde olan şey, QSD Komutanlığı’nın almış olduğu, çeşitli Arap bölgelerinden yapılan geri çekilme kararıydı. Kalmakta ısrar etseydiler, şimdi durum daha farklı olabilirdi.

Belki ileride bilgiler yansıyınca daha geniş değerlendirmeler de yapılabilir ve eleştiri konuları açığa çıkabilir ama burada kısa da olsa şunu da belirtmek gerekir:

Kuzey-Doğu Suriye yönetimi ve QSD Komutanlığı, bu büyük komployu acaba ne zaman hissettiler, bunu tam bilemiyoruz. Ancak açık ki vaktinde hissedememişler. Buradan şu belirtilebilir; şayet derin bir öngörü olsaydı, durum daha farklı ele alınabilirdi. Dolayısıyla çok daha öncesinden hissetmek gerekiyordu. Bu belki bir eleştiri konusu olabilir. Yoksa geri çekilme yanlış değildi. Çünkü 10 Mart’ta imzalanan antlaşma ile QSD zaten bu bölgelerden geri çekileceğini kabul etmiş oluyordu. Peki ne için hemen çekilmedi? Çünkü QSD, bu konuda genel bir antlaşmanın ve imzaların atılmasını beklediğini belirtiyordu. Yani açık ki görüşmelerde elinde bir kart olarak tutmak istiyordu, onun için de ‘imzaladıktan sonra çekilelim’ diyordu. Ama bir komplo olduğu için karşısındaki güçler imzayı filan beklemediler. Zaten devir imkanlarını da oluşturmadılar, sonra da üzerine geldiler. Yoksa QSD’nin o bölgeler için hiçbir zaman, “burası Kürdistan’dır, daima bizim olacaktır” gibi bir şey belirttiğini duymadık. Zaten 10 Mart’ta imzalanan mutabakatta bu vardır.

Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta ise; QSD’nin özellikle Tabka, Rakka ve Derazor’dan çekilmesi komplo planını bazı boyutlarını boşa çıkarmıştır. Komplonun planı neydi? Bu savaşı Kürt-Arap savaşına döndürmekti. Aldığımız bilgilere göre -ki Türk basınında da belirtiliyordu- QSD Rakka’dan çekildiği zaman HTŞ güçleri henüz Rakka’ya girmemişlerdi. Evet, belki önceden köprüyü yıkma, vb. şeylerle savunmasını alıp mevzilendikleri basına yansıdı ama sonrasında oranın halkıyla da karşı karşıya geleceğini, aşiretlerle savaşması halinde yüzlerce kişinin öleceğini, bunun stratejik olarak yanlış olacağını da görünce, henüz HTŞ çeteleri gelmeden QSD Rakka şehrinden çekildi. Burada, bu geri çekilme yanlış değildi.

Bu geri çekilme onların bir oyununu da boşa çıkardı. Bu görülmeli. QSD yenildi diyorlar. Zaten QSD bu şehirlerde savaş kararı vermemişti; geri çekilme kararı verdi. Şimdi QSD, Kürdistan sınırlarına çekildi ve orada mevzilendi. Gördüğümüz kadarıyla bir haftaya yakındır, orada bu çetelerin saldırıları sonucu ilerlediği bir yer yok. Orada bir direniş var. Bildiğimiz ve izlediğimiz kadarıyla QSD’nin savaşta belli bir performansı da söz konusu. Hakeza tecrübeleri o çetelerinkinden fazladır. Belki o çetelerin teknikleri var, destekçileri var, büyük bir komplodur; bu doğru. Fakat sahadaki savaşta QSD Kürdistan’ı koruyabilir, bu savaşta büyük ve tarihi bir direniş sergileyebilir ve kazanabilir. Bunun örneği, Rakka’daki Eqtan Zindanı’dır. Orada az bir sayıda QSD gücü vardı, HTŞ çeteleri orayı çembere aldılar. Oradaki QSD gücünü imha etmek veya teslim almak için 5 gün boyunca bütün teknikleriyle saldırdılar ama yapamadılar. Sonra ne oldu? İçerideki QSD gücü anlaşmayla oradan çıktı. Yani QSD gücü sahip olduğu ruha dayanarak direnebilir. Bu yüzden, kamuoyu ve halkımız bu hakikati görmeli. Henüz mağlubiyet veya kazanma yok. Direniş var, devam ediyor. Halkımız da bu direnişe güçlü bir biçimde destek olmalı.

* Başta da belirttiniz, yarın Kobanê zaferinin 11’inci yıl dönümü. Fakat bugün de 11 yıl önce olduğu gibi Kobanê kuşatmada. Savaşçılar ve halk büyük kararlılık gösteriyorlar. Savaşçılar birçok yerde HTŞ-DAIŞ-TC çetelerinin saldırılarını püskürttüler. Halk da zor durumda olmasına rağmen büyük bir kararlılıkla direnişe destek veriyor. Bu konuda ne dersiniz?

Her şeyden önce değerli Kobanê halkımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Duruşları ve direnişleri karşısında saygıyla eğiliyorum.

Doğru; yarın şehrin özgürleştirilmesinin 11’inci yıldönümü. Orada tarihi bir direniş yaşandı. Büyük zafer gerçekleşti. O zafer, bütün insanlığı büyük bir beladan kurtardı. Çünkü devamında Rakka’ya kadar gidildi ve Daîş’in başkenti yıkıldı. Bu, Daîş iktidarının sona ermesine yol açtı. Yani Kobanê halkı, çocukları bütün insanlık için büyük bir hizmette bulundu. O kutsal direniş gerçekleşti. Birçok kesimin de bunda emeği vardı. Enternasyonalistlerin de emeği vardı, Kürdistan’ın tüm parçalarının da emeği vardı fakat tabi bu direniş Kobanê coğrafyasında gelişti ve Kobanê halkı büyük bir emek verdi. Bu yüzden aziz ve kahraman bir halktır.

Fakat sizin de belirttiğiniz gibi bugün de Kobanê kuşatma altında. Bu kuşatmaya karşı “ben de insanım, ben de Kürdistanî bir kimseyim” diyen, dünyanın her neresinde olursa olsun “ben vicdan sahibiyim, demokrasi ve halkların özgürlüğü taraftarıyım” diyen hiç kimsenin Kobanê’yi yalnız bırakmaması ve Kobanê’ye-Rojava’ya destek olması gerekiyor. Önemli olan, Kobanê’de darbe yiyen, kayıp veren o çeteler Kobanê’yi kuşatmaya almışlar, fırsat bulup intikamlarını almak için bekliyorlar. Yani bunlara meydan verilirse, katliam yapacaklar. Ben kendi adıma oranın direnişçilerine, savunma güçlerine, YPG-YPJ ve QSD savaşçılarına sonuna kadar inanıyorum; Kobanê’yi koruyacaklardır. Onlar 2014-‘15 direnişinin ardıllarıdırlar. Onlar zafer kültürüyle büyüdüler; tecrübeleri vardır. Bu yüzden Kobanê’yi koruyacaklardır. Fakat bu çetelere fırsat doğarsa, katliam yapacaklar. Bu yüzden, herkesin Kobanê halkına destek olması ve savaşçılarını yalnız bırakmaması gerekiyor.

Kobanê halkı şimdi zorluk içerisindedir. Ben de onları hissediyorum, onların yanındayım. 5 çocuğun soğuktan donarak yaşamını yitirdiği belirtildi. Yaşamsal konularda zorluklar var fakat inanıyoruz ki kahraman Kobanê halkımız bütün zorluklara karşı başı dik duracak ve sonuç alacaktır.

Kobanê’den bir komutanın da basında belirttiği gibi, “bizler kendi öz gücümüze inanmalıyız.” Bu doğru. Bizler devletlere değil, kendi öz gücümüze inanmalıyız. Fakat dünyadaki sol-sosyalist, demokrasi yanlısı kesimlerin desteğine de inanmalıyız. Yani kamuoyu desteği için de çalışılmalı. Takip ettiğimiz kadarıyla Kobanê’ye olan kamuoyu desteği de başladı ve gittikçe daha da büyüyecektir.

Kamuoyunun ne için çalışması gerekiyor? Birincisi, Kobanê üzerindeki kuşatmanın kaldırılması; ikincisi, Kobanê ve Cizre arasında daimi bir koridorun açılması; üçüncüsü, Kobanê’nin korunması için uluslararası düzeyde havadan gözetleme olması. Bunun için çaba sahibi olmalıyız. Aksi takdirde, her zaman Kobanê tehdit altında olacaktır. Bu yüzden, demokrasi yanlısı, insan hakları taraftarı olan her kesime ulaşılmalı, insanlık vicdanı harekete geçirilmeli ve bu üç maddenin yerine getirilmesi için mücadele edilmeli. Bu çerçevede bütün sivil toplum kuruluşlarına ve kamuoyuna çağrıda bulunuyorum. Yine Birleşmiş Milletler yetkililerine çağrıda bulunuyorum. Bu görev onlara düşüyor. Birleşmiş Milletler Kobanê’ye sahip çıkmalı, süreklileşen bir koridor açmalı ve koruma sağlamalı. Fakat bunun için de bizler, dünyanın her bir köşesinde üzerimize düşen görevleri yerine getirebilmeliyiz ki, Kobanê’ye dönük böyle bir sistem oluşturulabilsin.

Tekrardan bütün Kobanê halkımızı saygıyla selamlıyorum.

* Halep direnişinden bu yana giderek artan düzeyde Kürt halkının Rojava devrimini sahiplenmesi vardır. Son 5-6 günde bu çok yüksek bir düzeye ulaştı. Sahiplenmede halkın verdiği mesajı nasıl anlamalıyız?

Daha önce basına verdiğim bir demeçte de, “bu saldırıya karşı Kürtler olarak birliğimizi ve bir ulus olduğumuzu göstermeliyiz ki bu topraklar üzerinde göz ardı edilmeyelim” diye belirtmiştim. Neden? Çünkü gerçekten de Kürt halkı göz ardı edilmiştir. Kürt halkının bu dünyada bir yerinin olmasını istemiyorlar. Bu anlamda, halkımızın bütün kazanımları tehlike altındadır.

Sizin de belirttiğiniz gibi, özellikle son bir haftadır dört parça Kürdistan’da ve başta Avrupa olmak üzere ülke dışında, gerçekten de halkımızın ayağa kalkışı kutlamaya layıktır. Değerli halkımızı saygı ve hürmetle selamlıyorum. Gerçekten de başta Güney Kürdistan olmak üzere Kuzey Kürdistan’da, yine ülke dışındaki halkımızın göstermiş olduğu ulusal ruh, çok anlamlı ve değerlidir. Hem Kürt halkı hem halkımızın dostu olan enternasyonalist şahsiyetler ve çevreler; yine özellikle son 2-3 gündür sivil toplum örgütleri devreye girdiler. Gün geçtikçe daha da büyüyeceğine inanıyorum. Şimdi bazı enternasyonalistler Rojava’ya gitmek istiyorlar. Yani halkımızın ve dostlarının duruşu çok anlamlıdır. Fakat gerek Avrupa’da, gerekse de Kuzey Kürdistan ve Türkiye’deki gençlerimiz provokasyonlara karşı duyarlı olmalıdırlar. Oyuna gelmemeliler. Hiç kimseye karşı zora dayalı yöntemlere başvurmamalılar. Halk olarak bizler haklıyız. Gösteri ve demokratik eylemlerle haklılığımızı herkese göstermeliyiz. Şiddet olmasına gerek yoktur. Bu hususta herkes sorumlu davranmalı.

Özellikle seferberlik çerçevesinde Güney Kürdistan’dan ve Nusaybin’den yola çıkarak Rojava’ya ulaşan gençleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum, her birini gözlerinden öpüyorum. Dönemin ruhunu esas yaşayanlar o gençlerdir. Bütün Kürt gençlerinin duruşu böyle olmalıdır. Bu yüzden, onları tekrardan selamlıyorum.

Halkımız bu duruşu ve eylemsellikleriyle, yine Rojava’ya ulaştırılmak üzere yardım toplama etkinlikleriyle hassasiyetini ortaya koymuştur. Hakeza bizzat Rojava halkımız da soğuğa, göçe, kuşatmaya karşı güçlerinin etrafında birleşmişler, birçoğu silah alıyor. Bunlar çok değerlidir ve ulusal hisleri artırıyor. Bu, kutsal bir duruştur. Bu duruşun içerisinde herkese dönük mesaj vardır: Hem dünyaya dönük mesajlar vardır, hem de bizim için, özellikle de Kürt siyaseti için mesajlar barındırmaktadır. Halkımız, “tektir tektir tektir, Kürdistan tektir (yek e yek e yek e, Kurdistan yek e)” sloganları atıyor. Ulusal birliğe dair verilen mesaj bizler için bir talimattır. Kürdistan siyaseti olarak bu talimatı yerine getirmeliyiz. Ve ben hareketimiz adına, bütün parti, kurum ve Kürdistanî şahsiyetlere çağrı yapıyorum:

Bu tarihi koşullarda, bize dönük yeni bir konsept, yeni bir plan var. Yeni bölgesel dizaynda, bir kez daha Kürtlere yer vermek istemiyorlar. Eğer verseydiler, Rojava’ya da yer verirlerdi. Rojava’da Kürtler o kadar rol oynadılar ve öndeydiler. Kürtlerin yarattığı sistem HTŞ’nin sisteminden on kat daha güçlüydü. HTŞ İdlib’de bir sistem kurmuştu, Kürtler 4 vilayette demokratik bir sistem kurmuştular. Fakat bu göz ardı edildi. Bu, tüm Kürtlere karşı bir siyasettir. Bu nedenle, Kürt siyaseti olarak iç sorunlarımız ne olursa olsun, bu sorunları bir kenara bırakıp bu tarihi dönemde birlik olmalıyız. Halkımıza dönük bir yok etme planı var ve bu plana karşı bizler de birleşmeliyiz. Çağrımız budur. Ulusal duygularımızın yükseldiği bu dönemde, biz de Kürt siyaseti olarak bu süreci ulusal birlikle taçlandıralım.

* Son soru olarak; dün gece gelen haberlere göre devam eden 4 günlük ateşkes 15 gün daha uzatıldı. Bu konuda ne dersiniz?

Sorunuzu yanıtlamadan önce Şam hükümeti için de birkaç şey söylemek istiyorum: Bunlar da sürekli açıklama yapıyorlar ve açıklamalarında Türk devletinin kullandığı dili kullanıyorlar. Türk devleti nereye saldırmak istiyorsa, “orada PKK var” diyor, PKK’yi bahane ediyor. Yine, bütün Kürt halkını da PKK’li olarak görüyor. Bu artık açığa çıkmıştır. Şimdi görülüyor ki, Şam’da kendine hükümeti temsil ediyorum diyen kişiler de aynı dili kullanıyorlar. Bu, onlar için iyi bir şey değil. Türk devleti, zaten Yeni Osmanlıcılık politikasıyla Suriye’yi kendi himayesine almak istiyor. Bunlar da kendilerini buna açıyorlar. Bu ne kadar onurlu bir duruştur, bunu artık onlar düşünsün.

Diğeri ise; şimdi üç farklı Suriye vilayetinde kabul ettiğiniz ve hazmettiğiniz sistem nedir? Süveyda konusunda doğru, Dürzi halkının hakkıdır, bir şey demiyoruz. Fakat Deraa var, Kuneytra var; şimdi buraları sadece Ehmed El Evdo’nun idaresi altına vermişler ve Suriye Devleti’nin buralarda sadece bir ofisleri olacak. Bunlar bir tarafta dururken, sadece Hasekê mi gözünüze çarpıyor? Eğer siz gerçekten onurlu kişilerseniz, böyle tek taraflı yaklaşamazsınız. Gücünüz bir tek Kürtlere mi yetiyor da, Kürtlere bu kadar dil uzatıyorsunuz, bu kadar ırkçılık yürütüyorsunuz? O zaman buyurun Kuneytra’ya gidin. Neden oraya gitmiyorsunuz? Kısacası böyle çok onursuz ve yanlış bir duruşları var. Yine çok yalan söylüyorlar. Açıkça belirtiyorum: PKK’nin, Suriye ve Rojava’yla hiçbir alakası yok. Yok işte Kandil’den birileri müdahale etmek için oraya gitmiş de, bilmem ne olmuş da; bunların hepsi yalan. PKK şimdi yeni bir dönem içerisine girmiştir; kendini feshetmiş, bir dönüşüm aşamasındadır. Ancak bunlar hala PKK’den bahsediyor. Bu, Türk devletinin dilidir; biliyoruz. Bu dilin kime ait olduğunu elbette çok iyi biliyoruz. Fakat bu kadar, adeta bir ajan gibi hareket etmek gerçekten de bir utançtır, ayıptır. Onlar için ayıptır. İnsan biraz ölçülü davranır.

Ateşkese dair ise; tabi şimdiye kadar bunlar kaç defa ateşkes ilan ettilerse de hiçbirine bağlı kalmadılar. İzlediğimiz kadarıyla Halep’te de öyle oldu, Dêr Hafir’da da öyle oldu. Zaman verildi, ondan sonra hemen saldırdılar. Takip ettiğimiz kadarıyla, halkımız, kamuoyu, 15 gün uzatılan ateşkese fazla güvenmesinler. Eğer olursa tabii iyidir. Kürt siyaseti olarak, bizler Kürtlerin Suriye’de kimlikleriyle, dilleriyle, zenginlikleriyle yer almasını istiyoruz. Biz bunu destekliyor, savaş değil barış olsun istiyoruz. Doğru; hiçbir örgütsel bağımız yoktur fakat Kürtler olarak sonuna kadar bunu destekliyoruz. Bugün bütün Kürtler bunu destekliyor. Kürtsüz bir Suriye olamaz. Bu hakikati görmeli ve baskıyı bırakmalıdırlar.

Fakat şimdiye kadar psikolojik bir savaş gibi, sürekli bir biçimde ateşkes ilanlarını kullandılar. Bu yüzden de halkımız ve özellikle oradaki savunma güçleri sırtlarını buna yaslamamalılar. Tedbirlerini almalıdırlar. Çünkü şimdi psikolojik savaş yöntemleri çok yoğun kullanılıyor. Rojava yanlısı olan herkes, dünyanın dört bir yanındaki enternasyonalist dost ve yoldaşlar mevcut hareketliliklerini durdurmamalıdırlar. Neden? Zaten Şam’daki HTŞ hükümetinin açıklamasında da çözüm için bir ateşkes olduğu belirtilmiyor. Ne diyor? “Amerika Daîş’li tutukluları Irak’a aktarmak için bizden vakit istemiş. Bu yüzden bu ateşkesi 15 gün uzatıyoruz” diyorlar. Yani 15 gün sonra tekrar saldıracak, katliam yapacaklar. Bu, bu anlama geliyor. Kendileri “biz saldıracağız” diyorlar. Bir yetkilileri de zaten öyle konuşmuş. Yani açıkça “orada katliam yapacağız” diyorlar. Çok sayı Kürt halkı oradaki şehirlerden, Köylerden Kobanê’ye, Qamişlo’ya göç etmişler; şimdi bu çeteler, “oralara da gideceğiz” diyorlar. ABD, TC ve Suudi Arabistan’ın desteğindeki bu kadar saldırı ne anlama geliyor! Dolayısıyla vicdan sahibi olan hiç kimsenin buna karşı sessiz kalmaması ve hareketliliğini daha da büyütmesi, demokratik yöntemlerle Rojava etrafında birlik olması gerekiyor. Bu çetelerin saldırısına karşı istenilen düzeyde cevap vermek için, Rojava Devrimi’nin kazanması için Rojava’nın savunucuları da hazırlıklarını iyi yapmalı, halkımız da hazırlığını yapmalı. Rojava Devrimi umuttur; Kürt halkının umududur; dünyadaki bütün demokrasi sevdalılarının ve sosyalistlerin umududur; dünya kadınlarının umududur; özgürlük ve demokrasinin umududur. O zaman bu umut etrafında birleşmeli, bu umudu hakikate dönüştürmeli ve zafere ulaştırmalıyız. Bizlerin ve bütün insanlığın üzerine düşen görev budur.

Bu umut ve inançla bir kez daha Rojava halkımızı ve direnişçilerini en içten duygularla selamlıyor, başarılar diliyorum.”

MA

İlgili Haberler

DEM Parti Sözcüsü: Mersin Valiliği soruşturma yükümlülüğüne aykırı davranıyor
Gündem

DEM Parti Sözcüsü: Mersin Valiliği soruşturma yükümlülüğüne aykırı davranıyor

26 Ocak 2026
Baran Abdi’yi katleden Kanlıbıçak tutuklandı
Gündem

Baran Abdi’yi katleden Kanlıbıçak tutuklandı

26 Ocak 2026
Saçını ören hemşire serbest bırakıldı
Gündem

Saçını ören hemşire serbest bırakıldı

26 Ocak 2026
180 sanatçıdan imza: Saldırılar son bulsun, statü sağlansın
Gündem

180 sanatçıdan imza: Saldırılar son bulsun, statü sağlansın

26 Ocak 2026
Kobanê’de 2’si çocuk 5 kişi katledildi
Gündem

Kobanê’de 2’si çocuk 5 kişi katledildi

26 Ocak 2026
Federe Kürdistan’dan gönderilen ilaçlar Rojava’ya ulaştı
Gündem

Federe Kürdistan’dan gönderilen ilaçlar Rojava’ya ulaştı

26 Ocak 2026
Politika'dan Günün Yorumu
No Pasaran! Geçit Yok!
Politika'dan Yorum

No Pasaran! Geçit Yok!

Politika Haber
20 Ocak 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

Kobanê halkı: Kürtler ayağı kalkmalı, direnişe sahip çıkmalı

Kobanê halkı: Kürtler ayağı kalkmalı, direnişe sahip çıkmalı

26 Ocak 2026
Mazlum Ebdî, Mesrûr Barzanî ile görüştü

Mazlum Ebdî, Mesrûr Barzanî ile görüştü

26 Ocak 2026
Murat Karayılan: Direniş devam ediyor, halk güçlü destek olsun

Murat Karayılan: Direniş devam ediyor, halk güçlü destek olsun

26 Ocak 2026
Sinn Fein Ulusal Başkanı: Rojava için varılan anlaşmalar derhal uygulanmalı

Sinn Fein Ulusal Başkanı: Rojava için varılan anlaşmalar derhal uygulanmalı

26 Ocak 2026
ABD uçak gemisi İran için Ortadoğu’da

ABD uçak gemisi İran için Ortadoğu’da

26 Ocak 2026
BAE: İran’a karşı saldırılarda topraklarımızın kullanılmasına izin vermeyeceğiz

BAE: İran’a karşı saldırılarda topraklarımızın kullanılmasına izin vermeyeceğiz

26 Ocak 2026
HTŞ Süveyda’ya saldırıyor

HTŞ Süveyda’ya saldırıyor

26 Ocak 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!