Mehmet Taş, Londra’da gerçekleştirilen geniş katılımlı anti-faşist mitingi değerlendirdiği yazısında, Hyde Park’tan Whitehall’a uzanan kitlesel buluşmanın yalnızca bir protesto değil, aynı zamanda yükselen aşırı sağa karşı güçlü bir toplumsal iradenin dışavurumu olduğunu belirtti. Organizatörlerin yüz binlerce kişinin katıldığını açıkladığı eylemde, siyasetçilerden sendikalara, müzisyenlerden sivil toplum temsilcilerine kadar geniş bir toplumsal kesimin bir araya geldiğine dikkat çekti.
Yazıda, mitingin en dikkat çekici yanlarından birinin sınıfsal, etnik ve kuşaksal çeşitliliği olduğu vurgulanırken, Filistin’le dayanışma, faşizm karşıtlığı ve enternasyonal dayanışma başlıklarının öne çıktığı ifade edildi. Taş, bu büyük buluşmanın ilerici ve demokratik güçlerin aşırı sağın yükselişine karşı ortak bir hat kurma potansiyelini göstermesi bakımından tarihsel bir önem taşıdığını vurguladı.
Yazının tamamı şu şekilde:
Bugün Londra’nın merkezinde, Hyde Park’ta saat 13.00’te başlayan anti-faşist miting olağanüstü bir katılıma sahne oldu. Organizatörlerin açıklamasına göre; siyasetçiler, müzisyenler, sendikacılar ve Together Alliance üyelerinin de yer aldığı gösteriye yaklaşık 500 bin kişi katıldı.
Kalabalığa hitap eden Yeşiller Partisi lideri Zack Polanski, Reform Partisi’nin ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırgan politikalarına verdiği tepkiyi eleştirirken, “aşırı sağa karşı gelgitin tersine döndüğünü” vurguladı. Gerçekten de bugünkü devasa gösteri, Tommy Robinson ve Nigel Farage gibi aşırı sağ figürlere güçlü bir siyasal mesaj niteliği taşıyordu.
1980’lerde Rock Against Racism gibi anti-faşist kampanyaların simge isimlerinden olan Birminghamlı reggae grubu UB40 üyeleri de mitinge katılarak konuşmalar yaptı ve tarihsel sürekliliğin altını çizdi.
Mitingin en dikkat çekici yönlerinden biri, katılımcıların sınıfsal, etnik, cinsiyet ve kuşak çeşitliliğiydi. Arap, Alman, İspanyol, İtalyan ve dünyanın birçok ülkesinden insanların yan yana olması güçlü bir enternasyonalist tablo ortaya koyuyordu. İngilizlerle etnik azınlıkların neredeyse eşit temsili, kadınların ve gençlerin belirgin çoğunluğu ise bu hareketin toplumsal dinamizmini açık biçimde yansıtıyordu. Kalabalığın içinde, anne ve babasının ellerinden tutarak yürümeye çalışan küçük bir çocuğun Filistin ve İran’da hayatını kaybeden çocuklar için adeta titreyerek ilerlemesi, günün en çarpıcı ve simgesel anlarından biriydi.
Gösteride en güçlü biçimde öne çıkan sloganlar Filistin’le dayanışma etrafında şekillendi. Taşınan pankartlarda faşizm, ırkçılık ve aşırı sağ sert biçimde teşhir edilirken, faşizme karşı direnişin tarihsel ve güncel önemi vurgulandı.
Buna karşılık, savaşa karşı sloganların görece zayıf kalması dikkat çekiciydi. Kısa süreli gözlemime rağmen, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını doğrudan hedef alan pankart ya da sloganlara rastlamadım. Bu durum, hareketin politik öncelikleri açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir nokta olarak öne çıkıyor.
Bu mitingi önceki benzer eylemlerden ayıran bir diğer unsur ise anarşist grupların görünür bir varlık sergilememesiydi. Katılım olup olmadığı net olmamakla birlikte, eğer katıldılarsa dahi belirgin bir örgütsel görünürlükleri yoktu. Buna karşılık, siyasi parti flamalarının oldukça sınırlı olması ve sendikalar ile sivil toplum örgütlerinin ağırlıkta olması dikkat çekti.
Yürüyüş Whitehall’da yapılan konuşmalarla sona erdi. Ardından katılımcıların Trafalgar Meydanı’nda düzenlenen büyük konsere yönelmesi bekleniyordu. Ünlü sanatçıların sahne alacağı bu etkinliğin yaklaşık iki saat sürmesi planlanıyordu.
Bugünkü miting, ilerici ve demokratik güçlerin faşizme, otoriterliğe ve aşırı sağın yükselişine karşı kararlı bir set oluşturabileceğini gösterdi. Bu tarihsel gün, anti-faşist mücadelenin kolektif hafızasında mutlaka kalıcı bir yer edinecektir.
HABER MERKEZİ

















