Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis Genel Kurulu’nda Halep’te bulunan Kürt mahallelerine yönelik katliama ve Türkiye’ye tepki gösterdi.
Saldırılara dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, saldırıların halkları yerinden ettirmeyi ve iradelerini kırmayı amaçlandığını söyledi. Saldırıyı, “Birlikte yaşamı tasfiye etmeyi hedefleyen sistematik bir saldırı” olarak tanımlayan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Günlerdir kuşatma altında tutulan bu mahallelerde hastaneler vurulmuş, sivil yerleşim yerleri ağır bombalanmış ve yüz binlerce insan bu kış koşullarında açlığa, susuzluğa mahkûm edilmiş, yetmemiş, evlerinden, yurtlarından çıkmak zorunda bırakılmışlardır; üstelik bunların birçoğu aynı zamanda Efrin’den gelen yani zaten bir kere yaşam alanlarını terk eden insanlardan oluşmaktadır” dedi.
‘KOBANÊ’DEN TANINIYORLAR’
Kürt halkının varlığının hedef alındığının altını çizen Gülistan Kılıç Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hedef alınan bir halkın varlığı, hafızası, geleceği ve haklarıdır. Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Suriye sahasında farklı isimler ve farklı bayraklar altında dolaşan silahlı yapıların yöntemleri de hedefleri de aynıdır. Üniformalar değişebilir, isimler değişebilir ancak Kürt düşmanlığı, mezhepçi nefret, kadın düşmanı zihniyet hiç değişmemektedir. IŞİD’in yarım bıraktığı vahşet bugün başka eller, başka formalar, başka unvanlar adı altında devam ettirilmektedir. Bu coğrafya bu karanlığı çok iyi tanıyor; Enfal’den, Şengal’den, Kobani’den tanıyor ve bugün de Halep’te yaşananlar aslında bu karanlık zincirin, karanlık aklın devamıdır.
SESSİZLİK SORUMLULUĞU ÜSTLENMEKTİR
Özellikle kadınlara yönelen şiddet, esir alınan bir kadın savaşçının alenen katledilmesi bu saldırıların tesadüf olmadığını açıkça göstermektedir; altını özellikle çizmek isterim. Suriye’nin sorunu, toprağını savunan Kürtler, inancını yaşamak ve eşit olmak isteyen Aleviler ya da Dürziler değildir; Suriye’nin sorunu, tekçiliği, inkârı, şiddeti yönetim biçimi hâline getiren, halkların varlığını tehdit olarak gören, iflas etmeye ve yok olmaya mahkûm siyasi aklın bizzat kendisidir. Bu saldırılar karşısında uluslararası toplumun sergilediği suskunluk kesinlikle kabul edilebilir değildir. Birleşmiş Milletlerden büyük güçlere kadar yapılan itidal çağrıları işlenen ağır suçlar karşısında aslında fiilî bir kayıtsızlığa dönüşmüştür. Sessizlik bu noktada tarafsızlık değildir, insanlığa karşı işlenen suçların cesaretlendirilmesi, güçlendirilmesidir. Gözlerini kapayan, susan herkes Halep’te yaşananların tarihî sorumluluğunu da üstlenmiş demektir.
HALEP’E SUSMAK İKİ YÜZLÜLÜKTÜR
Türkiye açısından bu tablo görmezden gelinecek bir mesele olamaz, Suriye’de işlenen bu suçlar sınırın öte yanında kalmaz; vicdanıyla, siyasetiyle, güvenliğiyle bu ülkenin yönetimini de halklarını da doğrudan ilgilendirir. Türkiye’nin sorumluluğu, savaşın parçası olmak, vekil güçler üzerinden hesap yapmak ya da halklara karşı kurulan kirli mutabakatların içinde yer almak değildir; Türkiye’nin sorumluluğu, halkların yaşam hakkını, güvenliğini ve barış içinde bir arada yaşama iradesini esas alan bir tutum almaktır, diyalog geliştirmektir. Bugün Gazze için gözyaşı döküp ertesi gün Halep’te sivillerin bombalanmasına sessiz kalanların ikiyüzlülüğü herkes tarafından görülmektedir. Bir halkın acısını sahiplenip başka bir halkın yok edilmesine sadece çanak değil, alkış tutmak açık bir ayrımcılıktır ve derin bir Kürt düşmanlığının da ifadesidir.
BM SORUMLULUK ALMALI
Halep’teki saldırılar derhâl durdurulmalı, kuşatma kaldırılmalı, insani yardım koridorları açılmalı, rehin alınanlar serbest bırakılmalı, sivillere ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılar bağımsız biçimde soruşturulmalıdır. Birleşmiş Milletler ve tüm insan hakları örgütleri bu suskunluğu terk etmeli ve derhâl sorumluluk almalıdır. Son sözümüz bu başlıkta şudur: Halkları hedef alan hiçbir plan meşru değildir, kadınların onurunu, halkların varlığını yok sayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Suriye’nin ve bölgenin geleceği kanlı pazarlık masalarında değil halkların eşit, özgür ve demokratik birlikte yaşam iradesiyle kurulacaktır diyorum.”
MA












