Çatışmalarda kadın bedeninin özellikle hedef alındığını belirten Jineolojî Akademisi’nden Aynur Sarıca, “Kadına yönelik taciz, susturma ve teşhir politikaları toplumda nasıl bir baskı aracıysa, bu çetelerin uyguladığı yöntemler de aynıdır” dedi.
Ortadoğu’da savaş derinleşirken, kadın bedeni bir kez daha özel savaş yöntemlerinin merkezine alındı. Suriye’nin Halep kentinde Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Türkiye’nin desteklediği paramiliter grupların Kürtlere dönük saldırılarına karşı direnen asayiş üyesi Deniz Efrîn’in cenazesinin tekbir getirilerek binadan atılmasına dönük öfke de tepki de devam ediyor.
Jineolojî Akademisi’nden Aynur Sarıca, savaş ve çatışmalarda kadın bedenine dönük uygulamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
YOK ETME POLİTİKASI
Kadın bedenine dönük uygulamanın yalnızca fiziksel bir şiddet biçimi olmadığını belirten Aynur Sarıca, halkların kimlik, dil ve özgürlüğünü hedef alan bütünlüklü bir yok etme politikası olduğunu söyledi. Aynur Sarıca, “Dünya genelinde faşizmin jandarmalığını yapan güçler, hegemonyalarını artırmak ve tahakkümlerini genişletmek için özellikle Ortadoğu’nun topraklarını kendi aralarında paylaşmaktadır. Bu durum, Üçüncü Dünya Savaşı olarak tanımladığımız sürecin bir parçasıdır ve bu özellikle 2025’in ortalarından itibaren 2026 süreciyle birlikte kendini an be an somut biçimde ortaya koymaktadır. Bu savaşlar sürdürülürken şu gerçeği de görmek gerekir; emperyal güçler yalnızca askeri alanda bir savaş yürütmüyor. Askeri hamlelerle birlikte çıkarları uğruna ulusları ve toplumları bütünüyle yok etmeye yönelik politikalar izliyorlar. Savaşın kelime anlamı da aslında budur: egemenlik kurmak, pazar oluşturmak ve tahakküm araçlarını devreye sokmak. Kendi sınırları içine aldığı milletler, uluslar ve topluluklar üzerindeki baskıyı artırmaya yöneliktir” diye belirtti.
TARİHTE KADIN YOK
Toplumun mimar ve asli inşacıların kadınlar olduğunun altını çizen Aynur Sarıca, “Tarihte adı yazılmayan, sözü edilmeyen, savaşların yalnızca erkekler arasında yaşandığı algısını pekiştiren bir kaynaklar dizgesi vardır. Oysa bu dizgenin içinde çok önemli bir gerçeklik daha bulunur ve o da kadın boyutudur. Kadınlar, yaratan, üreten, öncülük eden ve toplumsallığı inşa eden varlıklardır. Ancak tarihsel olarak savaş süreçlerine baktığımızda, kadının kararı, beyanı ve varlığından neredeyse hiç söz edilmez. Kaynaklarda kadınlar yalnızca ‘ganimet’ ya da ‘erkekleri yetiştiren’ bir unsur olarak ele alınmıştır” dedi.
KÜRT KADIN HAREKETİ
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi sonrası oluşan kadın hareketinin mücadelesiyle tarihin değişmeye başladığını söyleyen Aynur Sarıca, “Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde gelişen kadın hareketi bunu tersine çevirmiştir. Dünya devrim tarihindeki çöküşlerin temel nedenlerinden biri; kadınların görülmemesi, ifade özgürlüğü tanınmaması, öncülük rollerinin reddedilmesi ve komünal yaşamda yok sayılmasıdır. Kürt kadın hareketi, tanrıça kültüründen bugüne uzanan özgür kadın figürünün tarihsel rolünü görünür kılarak, bu eleştiriyi güçlü biçimde ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı.
JIN, JIYAN, AZADÎ FELSEFESİ
Kürt kadın hareketinin yaklaşık 30 yılı aşkın süredir özgün örgütlenme modeliyle Ortadoğu’dan dünyaya yayılan bir mücadele hattı oluşturduğuna dikkati çeken Aynur Sarıca, “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesinin kadın kurtuluş ideolojisinin somutlaşmış hali olduğunu belirtti. Aynur Sarıca, “Ortadoğu’da ortaya çıkan bu hareket, ‘Jin, Jiyan, Azadî’ felsefesi ve kadın kurtuluş ideolojisiyle dünyaya net bir mesaj vermiştir. Bu mesaj ise şudur; savaş süreçlerinin inşacıları ve akıl hocaları erkek egemen zihniyet iken, barışın, toplumsallığın ve komünal gücün taşıyıcısı kadındır. Elbette bu paradigmanın ortaya çıkışıyla birlikte saldırıların artacağı öngörülebilirdi. Kadını toprağından, toplumundan, dilinden, kültüründen ve bedeninden koparmaya yönelik ‘aşağı çekme’ politikaları bugün açıkça görülmektedir. Bu felsefe, savaşın erkek egemen zihniyet tarafından üretildiğini, barışın ve komünal yaşamın ise kadın öncülüğünde inşa edilebileceğini ortaya koyuyor. Tam da bu nedenle kadınlar doğrudan hedef alınıyor” dedi.
KADIN BEDENİ ÜZERİNDEN TOPLUMA MESAJ
Özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların altını çizen Aynur Sarıca, hedef alınanın yalnızca kadın bedeni olmadığını, aynı zamanda bir ulusun ve kimliğinin yok edilmek istendiğini vurguladı. Kadının direniş alanından dışlanmak istendiğini ifade eden Aynur Sarıca, “Ulus-devlet zihniyeti, kurduğu piramit yapı içinde ne kadına ne de demokrasiye yer verir. Katı hiyerarşik düzenle her şeyi yok etmeye yönelir. Buna karşılık kadınlar, ‘vardık, varız’ sloganıyla demokraside, politikada, sosyal alanda ve yaşamın her alanında varlıklarını toplumsallaştırmıştır. Bu durum, erkek egemen, militarist ve cinsiyetçi zihniyetin çözüleceğini gören güçler açısından büyük bir tehdittir. Bu nedenle hedef doğrudan kadın olmuştur. Kadın üzerinden toplum korkutulmak istenmektedir. Özellikle son dönemde Rojava’da gerçekleşen saldırılar göstermektedir ki hedef alınan yalnızca kadın bedeni değildir; yok edilmek istenen dil, kültür ve kadın varlığıdır. Bir bütün olarak toplumun kimliği, özgürlük mücadelesi ve direniş hattı hedeflenmektedir. ‘Sen direniş alanında bir kadın olarak var olamazsın’ mesajı açıkça verilmektedir” diye belirtti.
Direnen kadınların bedenlerinin sokak ortasında teşhir edilmesinin mücadeleden uzaklaştırmayı amaçlayan özel savaş yöntemi olduğunu dile getirene Aynur Sarıca, kadın bedeninin bilinçli biçimde bir şiddet aracına dönüştürüldüğünü söyleyerek, ekledi: “Bu saldırıların din adı altında, tekbirler eşliğinde yapılması, cihatçı ve militarist çetelerin ideolojik araçsallaştırmasını göstermektedir. Kadına yönelik taciz, susturma ve teşhir politikaları toplumda nasıl bir baskı aracıysa, bu çetelerin uyguladığı yöntemler de aynıdır. Kadın bedeni üzerinden yürütülen bu teşhircilik, tüm toplumu sindirmeye yöneliktir. Bunu Bakûr Kürdistan’da Ekin Wan şahsında da açıkça gördük.”
‘KADINLAR DEVRİM İÇİNDE DEVRİM YAPIYOR’
Kürt kadın hareketinin Ortadoğu’nun feodal ve baskıcı yapısı içinde tarihsel bir çıkış yarattığına işaret eden Aynur Sarıca, “Direniş sürerken kadınların devrim içinde devrim gerçekleştirdiğini de belirtmek gerekir. Kürt kadın hareketi, Ortadoğu’nun feodal, baskıcı ve tahakkümcü yapısı içinde ortaya koyduğu çıkışla tarihsel bir kırılma yaratmıştır. 2022’de Jîna Êmînî’nin ölümü sonrası ‘Jin, Jiyan, Azadî’ felsefesinin Rojhilat’tan başlayıp, Avrupa’ya yayılması bu mücadelenin dünyaya açıldığını göstermiştir. Direnen kadınlar olarak ortak bir paydada buluşuyoruz. Her kadının maruz kaldığı saldırılar ortak bir gerçekliktir. Bu mücadelenin büyümesi, Kürt kadın mücadelesinin sorumluluğunu ve etki alanını daha da genişletmektedir. Özgürlük mücadelesinin yaygınlaşması için herkesin destek sunması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
MA / Zeynep Durgut











