İtalya’daki Yeşiller ve Sol İttifakı Parlamento Grup Başkanvekili Marco Grimaldi, HTŞ’nin Türkiye’ye bağlı paramiliter gruplarla birlikte Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları ve sonrasında açıklanan anlaşmayı değerlendirdi. ABD ve Türkiye’nin saldırılardaki rolüne dikkati çeken Grimaldi, “Tom Barrack (ABD Suriye Temsilcisi) pasif bir suç ortağı, Türkiye ise bu süreçte doğrudan bir rol oynadı” dedi.
HTŞ’nin Kürtlere dönük saldırılarını “etnik bir temizliğe” dönüştürmek istediğini söyleyen Grimaldi, uluslararası toplumun yeterli bir baskı uygulamadığını ifade etti. Grimaldi, ABD’nin Suriye’ye dair politikalarına işaret ederek, “ABD barışı desteklediğini söylüyor ancak barış ayaklar altına alındığında müdahale etmiyor. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, en başından itibaren ülkedeki etnik ve dini yapılara özerklik tanımayan merkezi bir devlet istediğini ortaya koydu. Tüm bunlara rağmen Şara yönetimi DAİŞ karşıtı koalisyona dahil edilmişti. Tom Barrack ise SDG’nin ‘varlık nedenini tamamladığı’ yönünde açıklamalarda bulundu. Bu yaklaşım, Kürt çoğunluklu bölgeler için özerklik biçimlerinin destekleneceğine dair verilen sözlerden keskin bir geri dönüş anlamına gelirken, onu da yaşanan şiddet karşısında pasif bir suç ortağı haline getiriyor” şeklinde konuştu
‘SURİYE VE TÜRKİYE’YE YAPTIRIM UYGULANMALI’
Grimaldi, Rojava’ya dönük saldırıların savaş suçu kapsamına girdiğini belirterek, “Hastanelerin bombalanması ve sivillerin katledilmesi savaş suçudur. Birleşmiş Milletler’den Avrupa Birliği’ne kadar uluslararası kurumların sergilediği sessizlik skandal niteliğinde. Bu yapılar, somut adımlar atmaksızın yalnızca ateşkes çağrıları yapmakla yetiniyor. Suriye Geçiş Hükümeti’ne ve Türkiye’ye karşı derhal yaptırımlar uygulanmalı, uluslararası toplum açık ve net bir biçimde bu politikaları kınamalıdır” dedi.
Grimaldi, “Türkiye bu süreçte doğrudan bir rol oynayıp, insansız hava araçları ve savaş uçaklarıyla saldırılara katıldı. Ankara, iç barış sürecine rağmen sınırında özerk bir Kürt oluşumunun kurulmasını kabul etmemekte. Türkiye, Rojava’nın birlikte yaşam ve demokrasi açısından bir örnek hale gelmesini engellemeyi hedefliyor” diye konuştu.
‘KÜRTLERİN GÜVENLİĞİ HAKTIR’
QSD-Şam anlaşmasına da değinen Grimaldi, şunları söyledi: “Kürtlerin güvenliği bir taviz değil, bir haktır. Yıllar süren savaşlar ve baskıların ardından somut güvenceler olmazsa Kürtlerin savunmasız kalır. Kürt dilinin tanınması gerekli bir adımdır. Ancak onlarca yıl süren inkar ve asimilasyonu telafi etmeye yetmez. Bu atamalar ise kırılgan bir dengeyi gösteriyor. Şam tarafından doğrudan verilen görevlerin varlığı, merkezi hükümetin kontrolü bırakmaya niyetli olmadığını gösteriyor. Kürtlerin bölge yönetimine tam katılımından bahsetmek erken. Bu daha çok istikrarsız bir uzlaşmadır. Kürtlerin şehirlerine geri dönmesi ise vazgeçilmez bir koşuldur. Bunu sağlamadan, anlaşma sadece bir gösterme olarak algılanabilir. Yalnızca yetkilileri atamak yeterli değildir. Toplulukların kendi hayatlarını yeniden kurabilmesi garanti altına alınmalıdır.”
‘ENGELLERLE DOLU BİR YOL VAR’
Anlaşmanın Rojava açısından yeterli olmadığını dile getiren Grimaldi, “Yüzyıllardır Kürtler inkar edildi, haritalardan ve anayasalardan silindi. Bu anlaşma, tüm sınırlamalarına rağmen bu gelenekten sembolik bir kopuşu temsil ediyor. Ama aldanmayalım. Gerçek siyasi ve kültürel tanınma yolunda hala uzun ve engellerle dolu bir yol var. Kürtler, önceden sahip olmadıkları bir kurumsal görünürlük elde ettiler. Bu bir kazanım, ama kırılgan. Türkiye, Kürt özerkliğine yönelik her adımı doğrudan bir tehdit olarak görüyor ve askeri ve diplomatik baskılarını sürdürecek. Ankara, Kürtlerin bölgede siyasi rolünü pek kolay kabul etmeyecek. Son saatlerde atılan adım ilerleme olsa da, henüz kendi kaderini tayin etme garantisi anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.
Deniz Karabudak / MA













