Türkiye’nin Kürt sorununu çözmemesi halinde duygusal kopuşların derinleşeceğini belirten İHD Eş Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Demir, Suriye’deki savaşın Türkiye’deki barış ihtimalini doğrudan etkilediğini söyledi.
Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ), Suriye ile Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırıları sivilleri hedef alan kapsamlı bir şiddet dalgasına dönüştü. Türkiye’nin siyasi-askeri desteğiyle hareket eden paramiliter gruplar saldırılarda yüzlerce kişinin yaşamını yitirmesine, çok sayıda sivilin zorla alıkonulmasına ve yüzbinlerce insanın yaşadığı yerleri terk etmesine neden oldu. Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Demir, Türkiye’nin sürece dair somut adımlar atmamasının hem bölgesel hem de toplumsal kırılganlıkları derinleştirdiğinin altını çizdi.
‘DUYGUSAL BİR KOPUŞA SEBEP OLUR’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlamasının ardından Türkiye’de, süreci güvence altına alacak, demokratik ve onurlu bir barışa evrilmesini sağlayacak somut adımların atılmadığını belirten Demir, bu yönde şimdiye kadar herhangi bir ilerleme görülmediğini ifade etti. Demir, “Halep’te, Suriye’de yaşananlar gerçekten ağır bir insan hakları krizi ve dünyanın sözde medeni ülkelerinin bu konudaki duyarsızlığı da ayrıca bir sorun. Türkiye’de kendini muhalif olarak tanımlayan kesimlerde de ne yazık ki herhangi bir tepki görmedik. Oradaki HTŞ’ye bağlı cihadist yapıların yaptığı katliamları görmezden geldiler. Oysa Ortadoğu coğrafyasında laik hayatı, seküler yaşamı, yani çağımızın gerektirdiği yaşam tarzını savunan tek halk Kürtlerdir. Devleti yönetenleri anlamakta güçlük çekiyorum. HTŞ ile girdikleri bu ilişki sadece Kürtlerin belli bir kesimini etkiliyor sanıyorlar. En muhafazakarından AKP’ye ve diğer partilere oy verenlerine kadar herkes bir şekilde bundan rahatsız. Bunun böyle devam etmesi bir duygusal kopuşa da neden olacak” şeklinde konuştu.
‘TOPLUM BARIŞA SAHİP ÇIKABİLMELİ’
Türkiye’de barıştan söz ediliyorsa bunun yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı kalmayacağına dikkat çeken Demir, dünyanın neresinde olursa olsun Kürtlerle barışılmasının zorunlu olduğunu belirtti. Suriye’de yaşayan Kürtlerin Türkiye’nin düşmanı olmadığını dile getiren Demir, Türkiye’nin atacağı olumlu adımın karşılığında, oradaki Kürtlerin buna karşılık vereceğini ifade ederek, “Türkiye, HTŞ ile ve hatta DAİŞ’in ardılları olan güçlerle çok rahat görüşebiliyor da niye Kürtlerle görüşemiyor? ‘İsrail’le bunlar iş birliği yapıyor’ diyorsunuz. Bunu istemiyorsan o zaman senin elini uzatman lazım. Niye Kürtleri özellikle başka arayışlar içine sürüklüyorsun? KESK üyesi sendikalar bütün Türkiye’de bir günlük iş bırakma eylemi yaptılar. Bu eylemde bir cümleyle bile Halep’te yaşananlara değinilmemesi ilginç. Bu süreçte en büyük problem siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların bu konudaki sessizliği. Toplum bu barışa sahip çıkabilmeli, halklar bu barışa sahip çıkabilmeli ve halklar, iktidar istemese bile iktidarı barışı zorlamalıdır” diye konuştu.
‘KÜRTLER KENDİNİ KORUMAK ZORUNDA’
HTŞ’nin geçmişten gelen eski kodlar doğrultusunda hareket ettiğini belirten Demir, “Bir kadının inşaattan atılırken tekbir getirmeleri bize DAİŞ’in insanların kafasını keserken tekbir getirmesini hatırlatıyor. Bu bir travmadır. İsimlerini değiştirseler bile hala o zihniyet devam ediyor” diyerek, Kürtlerin bulundukları yerde kendilerini korumak zorunda olduğunu ifade etti. Demir, konuşmasına şöyle devam etti: “Birtakım güvenceler alınmadan, birtakım anlaşmalar yapılmadan silah bırakmaları Kürtlerin intihar etmeleri demektir ve oradaki cihadist yapıların gerçekten çok korkunç katliamlar yapmaları anlamına gelir. Biz insan hakları savunucusuyuz. Asla silahı, çatışmayı savunmayız ama her insanın yaşama hakkı vardır ve kendini savunma hakkı vardır. Bu, halklar için de böyledir. Eğer biri sana saldırıyorsa sen de nefsi müdafaa yapmak zorundasın ve nefsi müdafaa bir haktır” dedi.
‘KÜRTLERLE BARIŞILIRSA ORTADOĞU’DA PLANLAR BOŞA ÇIKAR’
“Türkiye Kürt sorununu eğer çözmezse giderek bir duygusal kopuş da yaşanabilir. Kürtleri yok sayan adımlar insanlarda bir travma yaratır ve bir tepki yaratır. Bunun Türkiye’ye yansımaması mümkün değildir” diyerek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Gazzeleştirme süreci” uyarısına dikkat çeken Demir, “Abdullah Öcalan’ın o öngörüsünün aslında bir şekilde yavaş yavaş emperyal güçler tarafından hayata geçirilmeye çalışıldığını da gözlemliyoruz. İran’daki durum, İsrail’in Suriye’deki adımları ve HTŞ’nin İsrail’in ve Amerika’nın da onayıyla Rojava bölgesine yönelik hamleleri. Bu hamlelerle birlikte, diyelim ki İran’da da böyle bir durum oluşursa, Ortadoğu’da gerçekten bir istikrarsızlık ve bir kaos yaşanır ve bunun Türkiye’ye yansımaması mümkün değildir. Bu süreç gerçekten samimi olarak demokrasiye evrilebilirse, onurlu bir barışa evrilebilirse, Kürtlerle barışılırsa Ortadoğu’da İsrail’in, Amerika’nın ya da başka güçlerin planları da boşa çıkmış olur. Sadece Türkiye’de Kürtlerle değil, Ortadoğu’daki Kürtlerle de barışan bir Türkiye dünyada etkili bir güç olur” ifadelerini kullandı.
‘SURİYE’DE SAVAŞ TÜRKİYE’DE BARIŞ OLMAZ’
Suriye’de savaşın sürmesi halinde Türkiye’de kalıcı bir barıştan söz edilemeyeceğine dikkat çeken Demir, “Bizler insan hakları savunucuları olarak halkların temel hak ve özgürlüklerini, kendi kimliksel varoluşlarını geliştirmelerini savunmaya devam edeceğiz. Eğer biz ideolojik gözlüklerimizden biraz sıyrılarak olaylara, olgulara insan hakları temelinde yaklaşabilirsek, birçok sorunu daha kolay anlamış oluruz ve belki de iktidarların bizi manipüle etmesini de engellemiş oluruz. Sivas’ta Madımak Oteli’nde 33 insan yakılarak öldürüldü. O dönemde tartışmalar yapılırken ‘Cuma namazından çıkarken birtakım provokatörler geldi, halkı provoke ettiler provoke olan insanlar orada oteli ateşe verdiler.’ deniyordu. Biz insan hakları savunucuları diyoruz ki, eğer bir insanda hak bilinci, insan hakları bilinci, vicdan olursa hiç kimse o insanı provoke edemez. Hiç kimse bir insanı bir başka insanı yakmaya provoke edemez, eğer o insanın içinde o öz yoksa. Onun için biz diyoruz ki ilkokuldan başlayarak okullarda insan hakları eğitimi verilmelidir. Provokasyonu önlemenin yolu, her bir insanın bilinçli olmasıyla, duyarlı olmasıyla, insan olmasıyla ilgilidir” şeklinde konuştu.
MA / Abdulkadir Ayten

















