2026’nın hem dünya hem de bölge açısından sert geçeceği bir yıl olacağı bekleniyordu. Yaşanan gelişmeler de bu tespiti teyit etti. ABD’nin Venezuela’ya dönük saldırısı ve Amerika kıtasındaki diğer ülkelere dönük tehditleri, İran’da yükselen isyan dalgası, son olarak Halep’te Kürtlerin yoğun yaşadığı Şêx Meqsûd ve Eşrefiye mahallelerinin hedef alınması, yeni yılın birçok açıdan belirleyici/tayin edici bir yıl olacağını ortaya koydu.
YILLARDIR BOYUN EĞMEYEN MAHALLELER
Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı silahlı gruplar, 6 Ocak’ta Şêx Meqsûd ve Eşrefiye’yi hedef aldı. Saldırılar ve saldırılara karşı verilen mücadeleye geçmeden önce her iki mahallenin geçmişine bakmak ve hafızayı tazelemekte yarar var.
Halep, tarihi, sanayisi, kültürel varlıkları, mimarisi ve demografisiyle öne çıkan bir kent. Aynı zamanda 2011 yılında patlak veren savaşta en çok çatışmaların yaşandığı bir yer. 15 yıllık savaş ve çatışmalı dönemde kent büyük bir yıkım ve tahribata uğradı.
Bugün tüm dünyanın gündeminde olan Şêx Meqsûd ve Eşrefiye de tüm saldırılara karşı ayakta kalmayı başarmış Halep’in en büyük mahallelerinden. Kentin kuzeyinde yer alan mahalleler, 15 yıl boyunca tüm gruplara karşı direndi. Esad rejimi, ÖSO, El Nusra, DAİŞ, HTŞ… kenti yönetenlerin isimleri değişti, ancak her gelen grubun ilk hedefi bu iki mahalle oldu. Fakat hiçbir grup bu direnişi kıramadı. Öyle ki buradaki direniş Rojava Devrimi’nin şehir savaşına da örnek oldu.
15 yıllık ağır ambargo ve saldırılara rağmen meclis ve komünlerle ayakta kalmayı başaran mahalleler, 6 Ocak’ta bir kez daha hedef alındı. Yıllardır Kürtleri hedef alan ve ülke genelinde büyük katliamlar gerçekleştiren isimlerin de içerisinde yer aldığı Şam Geçiş Hükümeti’ne bağlı gruplar, söz konusu tarihte büyük bir saldırı başlattı.
DAİŞ SALDIRILARDA YER ALDI
300 bini aşkın sivilin yaşadığı mahallelere dönük saldırılara 42 bini aşkın silahlı kişi katıldı. 124 tank ve keşif araçlarının yanı sıra top ve füze gibi ağır silahlar kullanıldı. Saldırılarda yer alan kişilerin bazıları DAİŞ armaları taşıdı. “Terörizm faaliyetleri” nedeniyle haklarında yakalama kararları bulunanlar da bu saldırılarda yer aldı. Hakkında yakalama kararı bulunan Mısır vatandaşı Ahmed el Mansur da saldırılarda isimlerden sadece biri. Ayrıca DAİŞ sembolleri taşıyan kişiler, El Cezire canlı yayınında kameraya yansıdı.
VAHŞETİN GÖRÜNTÜSÜ
Tekbir getirerek ağır silahlarla saldırıda bulunan gruplar, 6 gün devam eden çatışmalarda hayatını kaybeden bir kadın savaşçının cansız bedenin binadan attı. Ayrıca onbinlerce kişi göçe zorlandı, yüzlerce kişi kaçırıldı, birçok kişi işkenceye maruz bırakıldı ya da katledildi. Evler yağmalandı, hastane bombalandı ve bazı kişiler infaz edildi. 200’ü aşkın kişinin akıbeti ise halen belirsiz.
QSD ANLAŞMAYA UYDU
Suriye Geçiş Hükümeti, mahallelerde asayişi sağlayanları saldırılarına gerekçe yaptı. Ancak mahalle asayişleri, Şam ve Özerk Yönetim’in 1 Nisan 2025’te vardığı anlaşmaya bağlı olarak mahallelerde bulunuyordu.
1 Nisan Anlaşması’na göre QSD çekilecekti, İçişleri Bakanlığı da İç Güvenlik Güçleri ile işbirliği içinde mahalle sakinlerinin korunmasından ve onlara yönelik her türlü ihlal veya saldırının önlenmesinden sorumlu olacaktı. QSD anlaşmaya bağlı kalarak çekildi. Bu süreçte ambargoyu kaldırmayan ve saldırılarını devam ettiren ise Şam oldu.
‘OTOBÜSLER BOŞ DÖNDÜ’
Şêx Meqsûd ve Eşrefiye İç Güvenlik Güçleri, katliam tehditlerine karşı “savunma” kararı aldı ve büyük bir direniş gösterdi. Onbinlerce kişiye karşı 6 gün boyunca mahalleyi savundu. Şam’ın “tahliye” için gönderdiği otobüsler boş bir şekilde geri dönmek zorunda kaldı. Sivillerin katledilmesi üzerine birçok savaşçı “fedai eylem” gerçekleştirdi. Direnişin komutanlarından Ziyad Qedur (Ziyad Heleb) “fedai eylem” gerçekleştiren isimlerden biri oldu.
ŞEYBANİ TOPLANTIYI BİTİRDİ
Tüm bu yaşananlar, 10 Mart Anlaşması’nın konuşulduğu bir süreçte yaşandı. Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî, Genel Komutanlık üyeleri Sozdar Derîk ve Sîpan Hamo ile Geçiş Hükümeti yetkilileri arasında Şam’da gerçekleştirilen görüşmenin hemen akabinde yaşandı. Sîpan Hemo, olumlu geçmesi beklenen toplantıya ismini vermediği bir devlet yetkilisinin müdahale ettiğini, bunun ardından sürecin askıya alındığını ve saldırıların başlatıldığını açıkladı.
TÜRKİYE’NİN ETKİN ROLÜ
Hemo’nun işaret ettiği ismin, Geçiş Hükümeti Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani’nin olduğu ortaya çıktı. Şeybani, sık sık Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşen ve Türkiye ile yakınlığıyla bilinen bir isim. Şeybani, yüksek lisans ve doktora eğitimlerini Türkiye’de aldı. Şeybani’nin süreci askıya alması, Türkiye’nin saldırılarda etkin bir rol oynadığını açık bir şekilde ortaya koydu. Keza 10 Mart görüşmesi öncesi MİT ile Şam’da yapılan görüşme, Türkiye’deki yetkililerin Şam’a destek açıklamaları ile her iki mahalle semalarında gezen SİHA’lar da bu rolü doğruluyor.
ABD-İSRAİL-SAM ANLAŞMASI
Saldırıların, ABD’nin arabuluculuğu Fransa’nın desteği ile İsrail hükümetinden bir heyetin Şam yönetimiyle 5 Ocak’ta yaptığı görüşme sonrası başlaması ise, dikkat çeken başka bir ayrıntı. Görüşmeye Şeybani ve Suriye istihbarat başkanı da katıldı. Sonrasında bir güvenlik mutabakatı imzalandığı açıklandı. Hemen sonraki gün, yani saldırıların başladığı gün İsrail ordusu, Suriye’nin güneyindeki Kuneytra ilinin güney kırsalında bulunan Tel el-Ahmer eş-Şarki bölgesine girerek, tepeye İsrail bayrağı çekti.
Şam ve Türkiye’nin bu anlaşmadan da güç aldığı görülüyor. Kimi çevrelere göre, Suriye’nin güneyinin İsrail’in talepleri temelinde dizayn edilmesinin karşılığı olarak bu saldırılara karşı sessiz kalındı.
İLK HEDEF DEYR HAFIR
Sahadaki gelişmeler bu tezi doğrularken, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik hesabın sadece bununla sınırlı olmadığına dair ciddi emareler bulunuyor. Bu açıdan saldırının sadece iki mahalleyle sınırlı kalmayacağı ve farklı alanlara sıçrayacağı görülüyor. Son yaşanan gelişmeler de bunu açık bir şekilde ortaya koydu. Geçiş Hükümeti’ne bağlı Savunma Bakanlığı, Halep’in doğusundaki Deyr Hafir ile bazı bölgeleri hedef koydu. Dün ve önceki gün de buralara yoğun askeri sevkiyat gerçekleştirildi. Önümüzdeki günlerde ya da saatlerde buraya dönük kapsamlı bir saldırı gelişebilir.
Hem her iki mahalleye dönük saldırı hem de Deyr Hafir’a dönük tehditler, Şam ve destek veren güç/devletlerin bazı hesaplarının olduğunu gösteriyor. Fırat’ın batısının Kürtsüzleştirilmek istenmesi bu nedenlerden birisi. Ancak asıl önemli hedef, Özerk Yönetim’i Fırat’ın doğusuna sıkıştırıp, burada kurulan sistemi ortadan kaldırmak.
‘PKK’YE KARŞI SAVAŞILIYOR’ ALGISI
Şam’a bağlı basın kuruluşların hem haberlerinde hem de tüm sanal medya gruplarında bu hedefler açıkça dillendiriliyor. Saldırılardan bu yana QSD, kendini fesheden PKK’nin bir “uzantısı” olarak yansıtılıyor ve hedef gösteriliyor. Asıl savaşın PKK’ye karşı yapıldığı algısı yaratılıyor.
RAKKA VE DÊRAZOR
Bu algı üzerinden Deyr Hafir’ın yanı sıra Rakka ve Dêrazor da hedef alınıyor. Her iki kentin de uzun yıllardır hedefe olduğu bir gerçek. Esad rejimi döneminde de buradaki aşiretler üzerinden sık sık QSD’ye karşı bir karışıklık çıkarılmak istenmişti. Türkiye’nin bu çabaları da biliniyor. Hükümet yetkilileri de yaptıkları bazı açıklamalarda bunu açıkça dillendiriyordu. Bu hedef halen devam ediyor.
Şêx Meqsûd ve Eşrefiye’ye dönük saldırılar başlar başlamaz da bu hedef yeniden dillendirilmeye başlandı. A Haber ve CNN Türk başta olmak üzere birçok hükümet yanlısı medyada “Sırada Rakka ve Dêrazor mu var?” yönünde haberler yapılmaya başlandı.
BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ
Tüm taraflar, yaşanan gelişmeleri Türkiye’deki Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden bağımsız ele almıyor. Sonuçları itibariyle süreci doğrudan etkileyeceği bir gerçek. Hükümet yetkilileri sürecin devam edeceği yönünde mesajlar verse de, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün QSD’yi hedefe koyan açıklamaları sürece dönük endişeleri arttırdı.
KCK de yaptığı açıklamayla, Türkiye’nin Suriye politikasını sert bir şekilde eleştirdi. Açıklamada, Halep saldırısının ateşkesi bozmaya yönelik olduğu belirtilerek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sabote edilmeye çalışıldığı ifade edildi. Ayrıca saldırıların Halep ile sınırlı kalmayacağı uyarısına yer verildi.
ÖCALAN’IN GÖRÜŞLERİ
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başaktörü olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son gelişmelere dair mesajları ise merak ediliyor. Heyet ve aile görüşü uzun bir süredir gerçekleştiremeyen Öcalan, yeni yıl mesajında QSD ve Şam arasındaki entegrasyon sürecine işaret ederek, “Mutabakatın uygulanması süreci rahatlatacak ve hızlandıracaktır” demişti. Ayrıca Türkiye’ye de “Bu süreçte kolaylaştırıcı, yapıcı ve diyaloga açık bir rol üstlenmesi hayati önemdedir” çağrısı yapmıştı.
TAHRİKLER TUTMADI
Suriye’deki durum ve sonuçları önümüzdeki süreçte de gündemi belirleyeceğe benziyor. Ancak Kürtler, iki mahalledeki direnişleriyle bir kez daha kolay lokma olmadıklarının mesajını tüm dünyaya verdi. Saldırılar sırasında Kürtlerin hafızasından silinmeyecek birçok insanlık suçu yaşandı. Ayrıca hem dilde hem de uygulamalada QSD’ye dönük tahrik edici bir çok gelişme yaşandı. Bazı çevleler ve Türkiye/Şam medyası, son saldırıların bir anda farklı alanlara sıçraması noktasında yoğun çaba gösterdi. Ancak Özerk Yönetim ve QSD’den yapılan açıklamalar gerilimi arttıran değil, çatışmaları sonlandıran ve halkların bir arada yaşayabileceği ortak bir iradenin ortaya çıkması yönünde oldu. Bu aklın, yapılan hesapları boşa çıkardığı söylenebilir. Fakat farklı alanlara dönük provokasyonlarla yeniden sıcak bir çatışmanın yaşanması ihtimal dahilinde.
İRAN’DAKİ GELİŞMELER
Türkiye’nin bir hesabının da İran’da yaşanan gelişmelerle bağlantılı olduğunu söylemek yanlış olmaz. İran’da milyonlar kişi bir süredir ayakta. Ekonomik kriz ve hak talepli eylemler yayılırken, emperyalist ülkelerden doğru İran’a dönük tehditler de artıyor. ABD Başkanı Donald Trump en son yaptığı açıklamada, buraya dönük bir müdahaleden söz etti. Almanya ve farklı ülkelerden de İran rejiminin son günlerini yaşadığına dair mesajlar verildi. Bu da ilerleyen günlerde buraya dönük bir müdahale ihtimalini güçlendiriyor.
İran’da olası bir rejim değişikliği, Türkiye’yi endişelendiren bir nokta. Türkiye, olası rejim değişikliğini kendisi açısından hayati görüyor. “Kürt anasını görmesin” politikası burada da devrede. Buradaki Kürtlerin ülkede etkili olması bir “varlık” sorunu olarak görülüyor. Kuzey ve Doğu Suriye’deki sistemin ortadan kaldırılması noktasında istediğini elde edemeyen Türkiye’nin İran’da/Rojhilat’ta da benzer bir durumu yaşamak istemediği bir gerçek.
MA / Azad Altay

















