Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri devam eden Meclis Genel Kurulu’nun 50’inci bileşiminde HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı paramiliter grupların Rojava’ya dönük saldırılarına gösterdikleri tepkileri sürdürdü. DEM Parti Amed Milletvekili Adalet Kaya, “Diyarbakır’da işçiden doktora, çiftçiden emekçiye, herkesin tek bir gündemi var, o da Rojava” dedi.
Rojava’nın yalnızca Amed’in değil 4 parça Kürdistan’ın gündeminde olduğunu, dünyanın birçok yerindeki Kürtlerin de ana gündemi olduğunu söyleyen Adalet Kaya, “Bugün ne yazık ki Diyarbakırlılar kendilerini ihanete uğramış hissediyor. Bugün, basında veya işte, sevinç çığlıkları atarak ifade edenlerin dediği gibi değil veya Amerika’nın ortaya koyduğu politikanın sonucunda değil bu ihanete uğrama hâli ve duygusu. Ne yazık ki bu soykırım planının, bu kuşatma planının destekleyicisi, yol vereni olan Türkiye’nin yani milyonlarca Kürt yurttaşı olan Türkiye’nin de bu planın, bu ihanet planının bir parçası olmasındandır. O nedenle, Türkiye’den, Türkiye’nin politikalarından, dış politikasından beklentisi vardır Diyarbakır halkının; hukuka, barışa, Kürt halkını kucaklamaya dönük bir beklentisi vardır” ifadelerini kullandı.
AMED HALKININ TEK BİR GÜNDEMİ VAR
Saldırılara karşı gösterilen tepkilerin polisin saldırdığına işaret eden Adalet Kaya, “Demokratik protesto hakkını kullananlara polisin saldırması, işkence yapması, gözaltına alması doğru değil, bu politikaların durdurulması gerekiyor. Ben buradan Diyarbakır halkını ve bütün bölge halkını 25 Ocak’ta yapılacak mitinge yani Umut ve Özgürlük Mitingi’ne davet etmek istiyorum. Evet, bu miting de farklı bir noktadan başladı, ama bugün Rojava’nın kuşatma altında olmasından, soykırım tehdidi altında olmasından kaynaklı olarak Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlük koşullarının oluşması ve Rojava’ya destek mitingi olarak yapılacaktır. Ben, 25 Ocak günü bütün Diyarbakır halkını, bütün Kürt halkını Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda buluşmaya ve Kobani kuşatmasına karşı Kobani direnişini, Rojava direnişini desteklemeye davet ediyorum” diye konuştu.
‘ROJAVA’YI SAVUNMAK EŞİT VE ONURLU YAŞAMI SAVUNMAKTIR’
Kurulda söz alan DEM Parti Îdir Milletvekili Yımaz Hun, “Halep’in mahallelerinde başlayan, şu an bütün Rojava’ya yayılan saldırılar, bugün Kobanê ve Heseke başta olmak üzere kadın, çocuk, sivil demeden Kürt halkına karşı topyekûn bir saldırı dayatılmaktadır. Bu saldırılar tüm Kürt halkına yapılıyor. Ortadoğu’da halkların eşitliğini reddeden, yerel iradeleri yok sayan hiçbir anlayış bölgede kalıcı istikrar üretemez. Kürt halkının tek isteği yaşadıkları coğrafyada eşit, özgür ve barış içinde yaşamaktır. Rojava’da barışı savunmak, Suriye’nin demokratik geleceğini ve Ortadoğu’da halkların birlikte eşit ve onurlu yaşam hakkını savunmaktır. Bugün Suruç ve Nusaybin sınırında Rojava halkıyla dayanışma nöbeti tutan ve dünyanın dört bir yanında Rojava halkıyla dayanışma içinde olan tüm halkımıza selam olsun” şeklinde konuştu.
‘BUNUN MU ARKASINDASINIZ?’
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise katledilen bir YPJ’linin örgülü saçını keserek video çeken HTŞ’lin bu videosunu göstererek, “Bu adam, elinde bir kadının saç örgüsünü tutuyor ve tutarken şunu söylüyor: ‘Ondan geriye sağlam kalan tek şey bu örgüydü.’ Kim bu? Bir IŞİD’li, sonra HTŞ’li, şimdi Suriye ordusu elemanı. Bugün Savunma Bakanı diyor ki ‘Biz Suriye’de, Suriye ordusunun arkasındayız.’ Bunun mu arkasındasın? Cevap verin; bu katillerin, bu soykırımcıların mı arkasındasınız? Tıpkı Şengal’de Êzidîleri soykırıma uğrattıkları zamanki gibi sessiz mi kalacaksınız? Afrin’de yaşanan katliamdaki gibi sessiz mi kalacaksınız? Bu Meclis’in sessiz kalmaya hakkı yoktur bu soykırım karşısında. Bu Meclis ortaklaşmalıdır, Türkiye kamuoyuna bir açıklama yapmalıdır, dünya kamuoyuna bir çağrı yapmalıdır. Bu canileri durdurmanın yolunu, yöntemini siyaset belirlemelidir, bürokratlar değil; bürokrattan olan bakan ancak bu kadar konuşur işte. O yüzden siyaseti inisiyatif almaya çağırıyoruz. Bu Parlamentodaki kadınlara sesleniyoruz, Özlem Hanım’a sesleniyorum, Filiz Hanım’a sesleniyorum: Sessiz mi kalacaksınız bu soykırım karşısında? Bir cümleniz olmayacak mı? Bir şey demeyecek misiniz? Bu ülke, bu çetelerin arkasına dizilecek bir ülke değildir. Artık, gerçekten, şapkayı önümüze koyup düşünmenin zamanı gelmiştir” şeklinde konuştu.
‘IŞİD İLE İŞBİRLİĞİ YAPARAK BİR ŞEYİ KURTARAMAZSINIZ’
HTŞ’lilerin ve DAİŞ’lilerin, Kürtlerin yaşam hakları ve anlayışlarına saldırdıklarını daha önce de ifade ettiklerini belirten Temelli, şöyle devam etti: “Biraz önce Süleyman Şah Türbesi’nden bahsedildi, Süleyman Şah Türbesi’ne kimler saldırdı? İşte bunlar saldırdı. O türbeyi kimler kurtardı oradan? Türkiye ile SDG beraber kurtardı, çünkü Kürtler ve Türkler bilir ki ortak tarihe, ortak değerlere birlikte sahip çıkar yoksa, IŞİD’le iş birliği yaparak hiçbir şeyi kurtaramazsınız, bu ülke de gider. Bakın, Nusaybin’de bir çağrı yaptık, bir araya geldik, toplandık, halkımızla beraber demokratik haklarımızı kullanarak bir protesto eylemi yaptık. Neden? İşte, bu duruma dikkat çekmek için ve o gün orada kolluk güçleri insanlara saldırdılar. Bir fotoğraf göstereceğim, çok kısa olarak, işkenceye maruz kalmış bir genç, Diyar Koç gencin adı, şu anda komada, kırılmadık kemiği kalmamış, ‘kafatası dâhil’ bu saldırı uygulandı. Orada, Nusaybin’de toplananların amacı, işte biraz önce bahsettiğim bu soykırıma, bu çetelere karşı dünyaya bir ses vermek, dünyayı bu konuda duyarlılığa davet etmektir. Peki, ne oldu? Bugün de Suruç’ta toplandık. Sayısız parti orada, demokratik kitle örgütleri orada, sendikalar orada, Eş Genel Başkanımız orada, partimiz orada, halkımız orada ve Suruç’ta özellikle bu saldırılara karşı dikkat çeken bu eyleme bir saldırı gerçekleşti. Suruç’ta yüzlerce insan şu anda yaralı; gazla, suyla bir saldırı. Neden, neyi savunuyorsunuz, neye karşı saldırıyorsunuz? Kobani’de bir kuşatma var, bu kuşatma insani değildir, bu kuşatmanın kalkması lazım diyoruz”
‘SALDIRILARI HEP BERABER DURDURMALIYIZ’
Yaptıkları eylemlerle IŞİD tehlikesine dikkat çektiklerini de belirten Temelli, “Bize saldırıyorsunuz. Ben İçişleri Bakanına soruyorum: Ne yapıyorsun sen? Kimi koruyorsun? Sen kimin İçişleri Bakanısın? Sen hangi ülkenin İçişleri Bakanısın ki bizim Eş Genel Başkanımıza, bizim arkadaşlarımıza, bu ülkenin siyasi partilerine, bu ülkenin demokratik kitle örgütlerine saldırıyorsun? Neden, nedeni ne? Dolayısıyla bunları anlamakta güçlük çekiyoruz ve bir an önce Kobani’deki kuşatmanın kalkması gerekiyor. Elektrik, su verilmesi gerekiyor; insanlar orada açlığa terk edilmiş durumda. Bakın, 2014’ü hatırlayın, 2014’te insani koridor açılması için onca eylem yaptık, İnsanlar katledilecek dedik. O eylemlerden dolayı biz yargılandık. Şimdi, aynı senaryo tekrar önümüzde, aynı hatayı bir daha yapma şansınız yok. Türkiye’ye ve Rojova’ya yönelik bu riski hep beraber durdurmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
‘O HAKİKAT GELİR SİZİ BULUR’
Eylemleri takip eden gazetecilere yönelik saldırılara ilişkin de konuşan Temelli, “Burada da kalmıyor. Şimdi, bunun haberini yapanlar gazeteciler tabii, değil mi? Buradaki gazeteciler Kesira Önel, Pelşin Çetinkaya, Heval Önkol, Ferhat Akıncı, Muhammed Ali Yılmaz; gözaltına alındılar, tutuklandılar. Neden? Bölgeden haber yapmasınlar diye. Sadece 2025 yılında 127 gazeteci gözaltına alınmış, 35 gazeteci tutuklanmış, son 5 gazeteci dahil. Halkın haber alma hakkının bu şekilde engellenmesi, yine sosyal medya karartılıyor, bant daraltılıyor, gazeteciler gözaltına alınıyor. Nedir bu saldırganlık, hangi suçu gizleyeceksiniz? Gazeteciler neden gözaltına alınıyor, tutuklanıyor? Gazeteciler, sizin televizyonlarda seyrettiğiniz hani, haritaların önüne geçip de ahkâm kesenler değil, bunlar hakikatin peşinde olan gazeteciler. Hakikatleri saklayamazsınız, eninde sonunda o hakikat gelir, sizi bulur” diye konuştu.
‘İMZALANAN ANLAŞMADAN KİMSENİN HABERİ YOK’
Filistin’ne yönelik saldırılar gerçekleşirken, İsrail’in soykırımı konusunda önemli mesajlar verdiklerini de belirten Temelli devamla şunları söyledi: “Bir araya geldik; geldik ve şimdi yolun sonunda nereye geldik biliyor musunuz? ‘Board of Peace’e geldik. Nedir bu ‘Board of Peace?’ Hani bir ‘Truman Show’ diye bir film vardı, şimdi de ‘Trump Show’ diye bir film var. ‘Dünya 5’ten büyüktür’ diye diye diye getirdik, bütün dünyayı tek adama teslim ettik. Dışişleri Bakanı oradaydı, İsraillilerle beraber imzalıyor, tek veto yetkisi Trump’ta olan bir anlaşma imzalıyoruz. Meclisin haberi var mı, yok. AKP grubunun haberi var mı, bence yok. Kimsenin haberi yok, kim adına gidiyorsunuz bu anlaşmayı imzalıyorsunuz, kimlere karşı imzalıyorsunuz? Trump anlatıyor: ‘Şunu yaptım, bunu yaptım; şunu yapacağım, bunu yapacağım.’ Biz Trump’ın arkasına dizilecek bir ülke miyiz ya da onun keyfîne göre hareket edecek bir ülke miyiz? Birleşmiş Milletler hukuku yetersiz görülürken, o hukuku geliştirmeye çalışırken şimdi artık gerçek anlamda bir tek adamın emrine giriyoruz; bu kabul edilemez. Nasıl ki Avrupa ülkeleri katılmamıştır, kendi ülke çıkarlarını ve uluslararası hukuku korumuşlardır, biz de bir an önce bu anlaşmadan çekilmek zorundayız.”
MA













