Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ve Suriye Geçici Hükümeti arasında imzalanan ve Kürt halkının kimlik, statü, anadil ve savunma hakkını güvence altına alan 2 Şubat itibariyle yürürlüğe girdi. Dünya basını anlaşmanın seyrini gündemine alırken, bu süreçte Türkiye’nin rolünü de işlemeye devam etti.
İsrail merkezli The Jerusalem Post gazetesi “Şam mahkemeleri tutuklamalarla Kürtlerin güvenini kazanmaya çalışıyor, ancak Şara Rojava’daki zulmü kabul etmek zorunda” başlığı ile servis ettiği haberinde “Raporlar, öldürülen bir kadın SDG savaşçısının saç örgüsünü vahşice kesen bir Suriye Arap Ordusu mensubunun tutuklandığını gösterse de, Kürtler hala şiddetin kabul edilmesini beklediklerini ifade ediyorlar” dedi.
‘TÜRKİYE CİHATÇILARLA YAKIN İLİŞKİ KURMAKTAN ÇEKİNMİYOR’
Yine The Jerusalem Post’ta yayımlanan başka bir yazıda ise HTŞ tarafından kamplardan serbest bırakılan DAİŞ’lilerin yarattığı tehlike gündemdeydi. Bu tehlikeden sadece Suriye’nin değil çevredeki ülkelerin de bundan etkileneceği vurgulanarak, “İsrail, Suriye’de şu anda serbestçe hareket eden İslamcı cihatçıları değil, ülkeyi kontrol eden yeni orta güçleri de net bir şekilde görmek zorundandır. Tahran’da çökmekte olan rejim kadar İslamcı cihatçılarla yakın ilişkiler kurmaktan çekinmeyen ülke İran değil, Türkiye’dir” denildi.
‘TÜRKİYE SURİYE’DE YASAL OLARAK BİR ŞEY YAPAMADIĞI İÇİN SINIR BÖLGELERİNİ İLHAK EDİYOR’
İspanya merkezli bir gazete olan Público ise, “İki devlet modeli, Türkiye’nin hedefleri ve ABD’nin ani yön değişikliği: Rojava’daki durumun temel noktaları” başlıklı bir yazı yayımladı. Haberde Meclis Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar’ın konuya ilişkin açıklamalarını “Ankara’nın Kürdistan’a ilişkin politikalarını anlamak için bir pusula görevi görüyor” olarak değerlendirildi. Gazeteci Manuel Martorell’in görüşlerine de yer verilen haberde, Martorell’in şu sözleri kaydettiği aktarıldı: “Mustafa Kemal Atatürk ile Türk ulus devletinin kurulmasından bu yana Türkiye, Suriye’nin bir kısmını kendi topraklarının bir parçası olarak görerek bu bölgeyi ele geçirmeyi hedeflemiştir. Aynı şekilde, Türk devleti Kürdistan’ın bağımsızlığına da ısrarla karşı çıkıyor. Suriye’de yasal olarak hiçbir şey yapamadığı için, iki devlet arasındaki bazı sınır bölgelerini fiilen ilhak ediyor.”
TÜRKİYE SALDIRILARI MEŞRULAŞTIRDI
Türkiye’nin Kürtlere yönelik politikasının mercek altına alındığı yazıda Türkiye’nin 20 Ocak 2018’te Efrîn kentine yönelik başlattığı saldırıya da işaret edilerek, “Türk ordusu, daha sonra Suriye Ulusal Ordusu desteğiyle Efrîn’e saldırı düzenledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü’ne göre, bu müdahale Kürt halkının zorla yerinden edilmesine, yağmalamaya ve insan hakları ihlallerine yol açtı. Bu nedenle, Martorell gibi bölge uzmanları bu operasyonu ‘etnik temizlik’ olarak nitelendiriyor. Türkiye ise bunu ‘terörle mücadele operasyonu’ olarak tanımladı ve bu öncül ile özyönetim sisteminin ortadan kaldırılmasını ve yerine kendi denetiminde bir sistemin kurulmasını meşrulaştırdı” ifadeleri kullanıldı.
HESEKÊ’DE GERÇEKLEŞTİRİLEN TOPLANTI DA GÜNDEMDE
ABD merkezli haber ajansı Associated Press (AP) ise “Suriye İçişleri Bakanlığı güçleri, Kürtlerin liderliğindeki SDG ile yapılan anlaşma kapsamında önemli bir şehre girdi” başlığı ile, QSD ve Suriye Geçici Hükümeti arasında varılan anlaşmanın uygulanması kapsamında, Suriye Geçici Hükümeti’nin İçişleri Bakanlığı’ndan bir heyetin Hesekê’ye gelmesini haberleştirdi.
Aynı gelişme, Fransa merkezli haber platformu Boursorama; İtalya merkezli Agenzia Nazionale Stampa Associata (ANSA) ve Gazzetta di Parma; İspanya merkezli Agenzia Nova gibi birçok uluslararası gazete ve ajansta da yer aldı.
MA















