6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçerken Polen Ekoloji tarafından yapılan yazılı açıklamada, deprem bölgesinde yaşayan yurttaşların temel haklara erişimde hâlâ ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu vurgulandı. Açıklamada, barınma, eğitim, sağlık, ulaşım ve güvenlik gibi başlıca alanlarda hak ihlallerinin sürdüğü ifade edildi.
Depremin merkez üssü Maraş’ta 6 Şubat günü yapılmak istenen anma ve yürüyüşün Valilik kararıyla yasaklandığı hatırlatılan açıklamada, kitlesel anmaların engellenmesinin iktidarın deprem sürecine yaklaşımını gösterdiği savunuldu. Anma programının zorunlu olarak Pazarcık’a alındığı belirtildi.
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
ÖFKELİYİZ! YASIMIZ, YAŞAMIMIZ HALA ENKAZ ALTINDA!
6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Depremin sonuçlarına maruz kalanlar için her günü bin yıla denk günler geride kaldı. Ağır kayıp ve yıkımlarla gelen bir depremin ardından doğan ve çözülmesi gereken sorunlar ortada duruyor. Barınma, eğitim, sağlık, ulaşım, çalışma, güvenlik gibi başat hakların hepsi deprem bölgelerinde hak ihlali olarak yaşanmaya devam ediyor.
Depremin 3. yılı ile ilgili yapılanlara bakmak, iktidarın sorunlara bakışının en somut göstergesi.
Antakya’da yıkıntıların arasındaki Cemalettin Tınaztepe Ortaokulu, 3 Şubat 2025. (Fotoğraf: bianet)
Depremin merkez üssü olan şehirde anma yapmak yasak! Maraş’ta 6 Şubat’ta yapılacak anma ve yürüyüş Valilik kararıyla yasaklandı. Program zorunlu olarak Pazarcık’ta gerçekleştirilecek. Kitlesel bir anma yapılmasının önüne geçmek için bu kararın alındığı açıktır.
Daha ilk anda çadır, konteyner geçici barınma alanları ve nihai konutlara yerleştirme sırasıyla yapılması gereken devlet pratiği, ilk üç gün sahada bile olmayan sonra da afetzedelere çadır satarak başlayan ve o günden bugüne yıkıma yeni rant alanı olarak bakan bir zihniyetle sürecin yönetilmesi biçiminde ortaya kondu.
Şirketlerin ve sermayenin ihtiyaçlarını önceleyen hatta ondan başka bir şey gözetmeyen iktidar gelinen noktada biz ne yaptıysak ona razı olun ne dersek onu kabul edin diyen dayatmacı bir tavırda ısrar ediyor. 3 yılda depremle ilgili yapılan her şeyi göz boyama gösterilerine çeviren iktidar, özünde her biri yaşam hakkı ihlali olan tüm sorunları yok sayarak, sadece kendi yapmak istediklerini yaparak yönetmeye devam ediyor.
Birgün gazetesi haberine göre deprem bölgesindeki müftülük binaları için yapılan harcama halkın birçok ihtiyacını karşılamaya yetecek kadar büyük… Adıyaman, Elbistan, Hatay, Osmaniye’de ayrılan bütçe 1 milyon 240 bin TL, bunun 900 milyon TL’lik kısmı kullanıldı.
Resmi raporlara göre de devletin ve iktidarın hiçbir sorumluluğunu yerine getirmediği ortada. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Yeniden İmar ve Gelişme Raporu- 2026’yı yayınladı. İtiraf belgesi niteliğindeki rapora göre halihazırda 360 bin 455 kişi konteynerlerde kalıyor.
İşsizlik, geçim ekonomisinin yok edilmesi, rezerv alan gaspı, sosyal- demografik bozulma, güvencesiz çalışma ve emek sömürüsü, tarım alanlarının gaspı ve mülksüzleştirme barınma sorununa eşlik eden başlıca sorunlar.
Kamu kurumlarına tahsis edilerek el konulan okullar, eğitim- öğretim bileşenlerine teslim edilmediği için öğrenciler, yolu ve ulaşımı olmayan konteynerlerde öğrenim görmeye mahkûm edildi.
Barınma ve konut sorununu çözmek için yapılan inşaatlar, çoklu hak ihlallerine yol açtı. Çoğu yandaş firmalara teslim edilen konut yapımlarında, halkın arazileri gasp edildi. İmar gerekçeli arazi gaspıyla zeytinlikler, narenciye bahçeleri bozulup talan edildi. Gelişigüzel yapılan inşaatlar kullanılmaz durumda, Antep’te dere yatağına inşa edilen deprem konutları için tahliye kararı çıkarılmak zorunda kalındı. İnşaatlarda çalışan işçiler de ölümlü kazalar da dahil birçok hak ihlaline maruz kalıyor. Konut hakkı sadece hak sahipleri üzerinden ele alınırken, hak sahipliğine ilişkin tüm ölçüler de yapılan yasal ya da fiili düzenlemelerle ortadan kaldırılmış durumda. Tüm bunlara rağmen gidecek yeri olmayan ve olsa bile haklarını verme sorumluluğu devlete ait olan bölge halkı, konteynerleri boşaltmaları için tehdit ediliyor.
İlk günlerdeki OHAL ilanına bağlı resmi bant daraltma kararından bugüne, Hatay başta olmak üzere afetin yaşandığı tüm bölgelerde altyapı sorunları çözümsüzlüğe terk edilmiş olarak belirsiz bir zamanda çözülmeyi bekliyor. Son aylarda yaşanan elektrik kesintileri ve diğer sorunlar zaten cehenneme dönmüş hayatı hiçbir şekilde yaşanmaz hale getiriyor.
Bir yanda bunlar olurken üst üste çıkarılan yasalarla Türkiye’nin dört bir yanında süren ve özellikle maden talanında somutlanan ekolojik talan hız kesmeden sürüyor. Ekolojik, demokratik bir yaşamı savunan, emeğin, doğanın sömürülmesine karşı çıkan herkes iktidarın gadrine uğruyor. Beton santrallerini yapan şirketlerin, bunlara karşı çıkan yaşam savunucularına yönelik saldırıları yakın zamanda yaşandı. Ekoloji belgeselcisi aktivist Hakan Tosun sokak ortasında katledildi. Depremin yıldönümünde devrimcilere yönelik gözaltı teröründe, hedefe konulan kolektifimizden iki arkadaşımız da tutuklandı.
Örgütlü mücadele edenlere yönelik saldırılar böyleyken, yaşam hakkını ve yaşam alanlarını savunan halka karşı tavır da başlı başına adaletsizlik olarak devam ediyor. Davalarda sermayenin korunması öncelik kılınıp, yıkımın kayıpların sorumluları devlet güvencesinde yeni cinayetler için cesaretlendiriliyor. Depremzedelerin her feryadı, sadece maddi yapıların değil, sosyolojik ve psikolojik olarak halklarımızın yaşam alanlarıyla birlikte enkazın altında bırakıldığını gösteriyor.
İktidarın deprem konusundaki yaklaşımı tüm bunlar ışığında nettir, halka düşman, şirketlere ve sermayeye dost olmaya bundan sonra da devam edecekler.
Dayanışma ve yaşam savunuculuğunun iç içe olmasının zorunluluğu konusunda da bizler çok netiz! Şubat depremlerinin 3. yıldönümünde de hem yasımız, hem de gelecek günlere dair umudumuz halklarımızla birdir. Tüm kayıplarımızı saygıyla anarken, mücadelemizi sürdürme, hak ettiğimiz yaşama birlikte varma sözümüzü de yineliyoruz.
UNUTMAK YOK, AFFETMEK YOK, HELALLEŞMEK YOK!
KURULACAK BİR HAYAT, SORULACAK BİR HESAP VAR!
HABER MERKEZİ












