Künye   Hakkımızda
3 Nisan 2026, Cuma
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Çandar: Artık bu bölgede herhangi bir şey Kürtlersiz olmuyor

İran saldırısı sonrası dünyanın aynı olmayacağını belirten DEM Parti Milletvekili Cengiz Çandar, sonunda Abdullah Öcalan'ın entegrasyon projesine daha uygun bir fotoğraf çıkma ihtimalinin kuvvetli olduğunu ifade ederek, "Artık bu bölgede herhangi bir şey Kürtlersiz olmuyor" dedi.

3 Nisan 2026
Çandar: Artık bu bölgede herhangi bir şey Kürtlersiz olmuyor
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı saldırılar 35’inci gününde devam ediyor. Devam eden savaş, beklenenden uzun sürmesi, ABD’nin NATO’daki müttefiklerinden yardım alamaması, NATO’nun dağılması tartışmaları gündeme getirdi. Savaşın şimdiden yaşanan dengeleri değiştirdiği Ortadoğu’da sonuçlarının gelecekte yol açacağı gelişmeleri kestirmek gittikçe zorlaşıyor. Sahada karşılıklı saldırılar sürerken, savaşın siyasi ve diplomatik boyutu da bir hayli hareketli. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Amed Milletvekili Cengiz Çandar, Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

Savaş’ın başladığı günden bu güne 35 gün geçti. Sıcak çatışmalarla ilerleyen savaş yer yer siyasi boyutunun daha gündemde olduğu bir seyirle devam ediyor. Gelinen aşamayı ve siyasi boyutunda yaşanan tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu savaş, Amerika ve İsrail bir taraf, İran’ın ise öbür taraf olmanın çok ötesine taşmış bir savaştır. İran’ın Amerikan-İsrail ortak saldırısına verdiği karşılık, Amerikan üslerini barındıran Körfez ülkelerine ve başta Birleşik Arap Emirlikleri ve onun dünya finans sistemi, ticareti ve hatta turizminde öne çıkan iki merkezi Dubai ve Abu Dabi’ye yönelik oldu. Bu saldırılar, Fujairah’daki petrol tesisleri ve giderek dünyanın en önemli, en başta gelen doğal gaz üreticisi ve ihracatçılarından biri olan Katar’a yönelik saldırılarla devam etti. Yine İran’ın Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt’i vurmasının yanında Hürmüz Boğazı’nı Amerika ve yandaşlarına kapatması ile bir bölge savaşı ve dünyanın en önemli jeopolitik alanlarından biri olan körfezin tümünü içine alan bir özellik taşıdı. İşin ucunda petrol ve doğal gaz olunca, bütün dünya Hürmüz Boğazı’nın da kapatılmasıyla bu saldırılardan etkilendi. Aynı zamanda tedarik zinciri, gıda alanı, doğal gazın yan ürünlerinden biri olan helyumun (ki dünyada birçok alanda kullanılıyor) ihracat ve kullanımının aksaması da bu savaşı küresel bir çatışma düzlemine çıkardı. Dolayısıyla bu savaş ne şekilde, nerede duracağı belli olmayan bir şekilde devam ediyor.

Ancak son beyanlardan anlaşıldığına göre İran liderliğinin en önemli figürlerini başta Hamaney olmak üzere daha savaşın başında ortadan kaldırmış olan Amerika ve İsrail, bu savaşın bir iki günde biteceğini zannederken savaş uzadı ve bir ayı geçti. Bugün Amerika bu savaşın öyle kendi hesaplarıyla çok çabuk sürede sonuçlanmayacağını ve kendisinin de çok aleyhine sonuçlar getirebileceğini sezmeye başladı. Şu an ki göstergelere bakarsak bugüne kadar sürdüğü kadar savaş bir şekilde duracak, ama duracak diyorum, bitecek demiyorum. Çünkü İsrail bu bölgede var oldukça, İran’da orada mevcut rejimi ile devam ettikçe ve tarafların birbirlerine bakışları ve dünya görüşleri değişmedikçe savaş dursa da bir süre sonra canlanacak. Çünkü 2025 Haziran ayında 12 gün süren savaşın durmasıyla bitti diye düşünülmüştü. Yarım yıl sonra tekrar canlandı. O yüzden bunun uzun süreli bir savaş olacağı belli ama şu haliyle bir aya kalmadan durma ihtimalini de taşıyor.

İran’a dönecek olursak. Biliyorsunuz müzakerelerin başlaması kapsamında ABD tarafından İran’a 15 talep iletildi. Ancak İran’ın bu taleplere karşı “Biz bu talepler doğrultusunda kesinlikle masaya oturmayız”, “Müzakere söz konusu değil” dediğini gördük. Yine tersine Trump’ın da müzakerelerle ilgili olumlu görüşmeler olduğu yönünde açıklamaları iddiaları ve ara ara da savaşın devam edeceğine dönük açıklamaları var. Hem bu açıklamalar hem de bu çelişkilerle beraber, bu 15 maddelik ateşkes teklifi müzakereye sebep olur mu? Müzakere olmasa dahi bir ateşkese yol açabilir mi bu girişimler?

Çok klişe bir söz vardır savaşlar için söylenen, “bir savaş başlıyorsa neyin yalan, neyin gerçek olduğunu bilemezsiniz.” Çünkü söz de savaşta tabii bir propaganda değeri taşır. Propaganda amacı taşıyan her şey amacına uygun bir şekilde gerçeği de yansıtmaz. Amaca bağlı savaşın bir aracı olarak kullanılır. Dolayısıyla hedeflerin en başında gelen (ki İsrail için en öncelikli olan da budur) rejim değişikliği, gerçekleşmiş değildir. Amerika açısından baktığımız da ise daha önce nükleer programın durdurulduğu ve Haziran ayında “bu işi bitirdik” dediklerini görüyoruz. Meğer bitmemişmiş ve şimdi bittiğine veya bitirildiğine dair hiçbir şey net değil. Bugün ABD’nin hedefi 400 kilogramlık bir uranyumu gidip kara harekatı yapıp elde edip çıkartmak olabilir mi? Hedef sadece bu uranyumun silaha dönüşmesini önlemek midir? Savaşın amacı da Amerika’ya bakarsak net olmayan bir şekilde yer değiştirdi. Rejim değiştikten sonra balistik füze programının sona erdirilmesi mi nükleer silah ihtimalinin toptan kaldırılması mı? Bunlar aynı şeyler değil. Şimdi Amerika’nın bir dediği bir diğerini tutmuyor. O yüzden 15 madde olur, yarın 3 madde olur, öbür gün 30 madde olur. Bunların o bakımdan önemi yok. Savaşın ilk başladığı gün, yani bundan bir ay önce Amerika’nın 15 maddelik filan şartları yoktu. Başka şeyler söylüyorlardı. Savaş bir aya yaklaşınca 15 madde çıktı. O 15 maddenin ne olduğunu da bilmiyoruz.

En son şu görüşmeyi yaptığımız saat itibariyle Trump, daha da vahim bir şey söyledi. Savaşla ilgili ve ilgisiz Amerika’nın NATO’dan çıkabileceğini söyledi. Şimdi bu çıkış savaşın çarpan etkisidir ve yan ürünleri inanılmaz boyutlara ulaştı. Dolayısıyla yapılan önerilerin hangisi kabul edilir veya edilmez bunlara takılmadan bu savaşın bugüne kadar bir ayı geçtiğini görmemiz gerekir. Savaşım bir ay daha sürmeyecek şekilde duracağını tahmin ediyorum. Fakat şu anda bile dünya ekonomisine muazzam tahrip oluşmuş durumda. Özellikle Dubai’ye, Abu Dubai’ye, Birleşik Arap Birlikleri’ne, Körfez altyapısına ağır darbeler vuruldu. Tabii İran’ı bir yana bırakıyorum İran’da zaten çok ağır darbeler aldı. Ancak uluslararası finans sisteminin adeta bağlantı noktası olarak son 30 yılda eğer son 40-50 yılda değilse ama kesinlikle son 30 hatta 20 yılda ortaya çıkmış olan Körfez’deki sistemin kendine gelebilmesi eğer gelirse en az 10 yıl filan diye hesaplanıyor. Ki Amerika’nın güvencesi altında olamadığı, Amerika’nın güvencesinin bu tahribata yetmediği ve aldığı tahribata karşılık veremeyeceği de ortaya çıktığı için yeniden Körfez eski haline döner mi o bile şüpheli.

Bunu şunun için söylüyorum: Bu savaşla birlikte bölge ve bütün bir uluslararası sistem aynı olmayacak. Hele hele Amerika NATO’dan çıkmak filan gibi bir adım atarsa düşünebiliyor musunuz? Yani 2’inci Dünya Savaşı’ndan bu yana olan uluslararası sistem neredeyse dağılmanın eşiğine geldi demektir. O yüzden biraz daha bekleyip ne olup ne biteceğini biraz daha somut olarak görmek gerekiyor. Ancak şurası kesin; dünya 28 Şubat’ta bıraktığımız dünyadan çok uzakta. Aynı dünya olmayacağı kesindir.

Dünya sisteminin değişeceğini söylediniz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da uzun süredir Kürt sorununun çözümünün bu değişimde belirleyici olacağını vurguluyor. Bu çerçevede, sizce dünya sisteminde somut olarak ne değişecek? Ulus-devletlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?”

Öngöründe bulunmak istemiyorum, fakat bu kadar sarsıntılı gelişmelerle çok kaygan bir zemin üzerinde hızla değişen bir ortamda öngörüde bulunmamak daha ihtiyatlı olmayı gerektiriyor. Ancak en azından ulus devlet daha mı güçlenecek yoksa daha mı zayıflayacak noktasından hareket edersek bu son gelişmeler Abdullah Öcalan’ın öngörülerinin üzerinde durulması gerektiğini en azından gösterdi. Şimdi Suriye 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonraki haliyle hatta 1’inci Dünya Savaşı sonrası yapılanma ve 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra aldığı hal ile benzer bir Suriye mi? Değil. Irak öyle mi? O da değil. Hiçbiri o noktada değil. İran bu savaşı Amerika’ya ve bütün müttefiklerine başta İsrail ve Körfez Arap ülkeleri olmak üzere çok pahalıya ödetti; ama kendisi de çok ağır darbeler aldı. Şimdi İran’ın 5 sene sonrasını hatta bir sene sonrasını kestiremiyoruz. Dolayısıyla ulus devletin daha da güçleneceği çok iddialı bir söylem olabilir. Şu anda ulus devleti güçlendiren bir şey görmüyoruz. Dolayısıyla başka kavramlarla ifade edilecek olsa da Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizm kavramı içinde ve yerel yapıların güçlenmesi ile tasavvur ettiği, demokratik entegrasyon diye kavramlaştırdığı projenin geçerliliğine daha uygun bir fotoğraf çıkması ihtimali daha kuvvetlidir.

Türkiye’ye gelecek olursak; Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin savaşta barış ve müzakere rolü üstlendiğini söylüyor. Ancak ateşkes sürecinde merkezin Pakistan olduğu görülüyor. Bu durumda Türkiye’nin rolü gerçekten sadece arabuluculuk mu, yoksa daha karmaşık ilişkiler de söz konusu mu?

Elbette daha girift ilişkiler var. Erdoğan siyasi sorumluluk altında ve Cumhurbaşkanı sıfatı taşıyan ve iddialı bir uluslararası figür olma niyeti güden birisi olarak bunu böyle söylemez. Bir de siyasetçi, siyasi dille belli şeyleri söylemek zorunda, ama daha girift de onları şuradan görüyoruz: Türkiye ister istemez bütün bu gelişmelerin içinde var. Çünkü Türkiye bölgenin büyük ülkelerindendir. İran’ın komşu ülkesidir ve İsrail’in içinde bulunduğu mahallenin de büyük bir arazisinin üzerinde oturan bir ülkedir. Bunların yanında Türkiye Amerika’nın müttefiki hem de bir NATO ülkesidir. Az önce de belirttim; Trump’ın terk etmekten söz ettiği NATO’nun ülkesi ki Trump’ın da övdüğü bir ülkedir. Şimdi Türkiye’de Erdoğan ve resmi ağızlar İsrail’e ağzına geleni söylüyorlar; ama Amerika konusunda hiç ağızlarını açmıyorlar. Neden; çünkü Dubai’de, Abu Dubabi’de, Doha’da, Katar’da temerküz eden uluslar ve sermayeyi İstanbul’a çekmek gibi açıkça ortaya konmayan bir niyet de taşıyorlar. O Amerika’yla iyi geçinmeyi gerektiriyor. Aynı zamanda hem Amerika’nın hışmını çekmek istemiyorlar hem de İran’ın füzelerini davet etmek istemiyor ve İran’a karşı bir role girmeye mecbur kalmak istemiyorlar. Bir yandan da bu barışın merkezi ülkesi olmak istiyorlar. Ancak bu rol Pakistan tarafından alınmış durumda. Türkiye başkemancı gibi değil, yardımcı kemancı veya başka bir enstrüman çalar gibi o orkestrada. Tabii, bir de şuna dikkat etmek gerekir; Pakistan kendi Şii nüfusu olan bir ülkedir. Pakistan’daki toplantıya girişimlere katılan ülkelerin hepsi Sünni ülkeler. Türkiye dahil olmak istedi ve Mısır, Katar ve Ürdün var. Ancak hiçbiri Şii nüfus sahibi olan ülkeler değil, Sünni ülkeler. Pakistan’da ciddi bir Şii nüfus var, ama esas itibariyle Sünni ülke. Fakat daha önemlisi Çin’le çok yakın bir ülke Pakistan. Şimdi bu Hürmüz Boğazı’na giden petrolün çok önemli bölümü Çin’in kullandığı petrol. Dolayısıyla adı konmamış bir Amerika-Çin rekabetinin de bundan böyle her gelişmede çerçevelendiği hesaba katılırsa, Pakistan’ın burada ön almasının bir tür bir nedeni var. Türkiye’nin bazı şeylerini söylememesinin nedenleri var ve o da sorudaki işin daha girift olduğu sonucuna bizi kendiliğinden vardırıyor.

Erdoğan savaşın bölgesel çatışmaya dönüşme riski olduğunu söyledi. Bu kapsamda, Türkiye’nin savaşa çekilme ihtimali ne kadar gerçekçi? Erdoğan’ın ‘bölgesel çatışma’ vurgusuyla kastettiği nedir?

Zaten savaşın kendisi şimdiden bölgesel bir savaştır. Şimdi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın televizyonlarda yaptığı değerlendirmelerine ve demeçlerine dikkat ederseniz bir saat konuşsa bile içerisinden bazı mesajlar öne çıkıyor. Birincisi Amerika’ya yönelik suçlayıcı hiçbir söz yok. Çok ilginç bir biçimde sanki Amerika savaşan bir ülke değil gibi yaklaşıyor. Biraz daha deşerseniz bu işin kabahatlisinin İran olduğuna yönelik böyle anlaşılmaya müsait açıklamalar yapıyor. Niye öyle yapıyor? Çünkü İran’ın vurduğu ülkeler var. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar. Bahreyn’i, Kuvvet-i Umman’ı bir yana bırakıyorum. Türkiye’nin bölgesel ittifak sistemi içinde toparlamaya çalıştığı ya da kendisiyle ilişkilendirmeye çalıştığı ülkeler bunlar. Hem finans gücü olarak oradan yatırımlar çekmek istediği için hem de az önce söylediğimiz gibi bu ülkeler Sünni ülkelerdir. Ayrıca İsrail’le yakın ilişkilerde olmasıyla birlikte bunlar İsrail’i çevreleyebilecek Arap ülkeleridir. Eğer Türkiye, İsrail’i stratejik bir tehdit unsuru olarak bölgede görüyorsa dolayısıyla bunlarla iyi olmak istiyor. Dolayısıyla İran bunları vururken Türkiye bunları kayıran bir dil kullanarak, o ülkelerle ilişkiyi sağlam tutup İran’a karşı bir tavır almaya bakıyor.

Fakat ama aynı zamanda İran’ın bu ülkeleri vurması demek savaşın İran ile İsrail ve Amerika arasında olmadığının, çok daha genel bir alana yayıldığının göstergesi. Bugün Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi bu durum, savaşın bir alanın dışına taştığının ifadesi de olmuş oluyor. Türkiye’yi içine çekme ihtimali var mı? Elbette var ve kendiliğinden var. Çünkü Türkiye’de Amerikan üsleri bulunuyor. Eğer İran şuan Katar’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni, Suudi Arabistan’ı vurduğu gibi aynı gerekçeye sığınarak “Ben aslında size saldırmıyorum oradaki Amerikan üstlerine saldırıyorum” derse ve yine “Hali hazırda bana saldıran Amerika’ya alan verdiğiniz için bu imkanları Amerika’ya sağladığınız için vuruyorum” derse Türkiye’yi de bir gün vurabilir. Zaten bir takım füzeler düşüyor. Görüyoruz Patriotlar yerleştirildi Türkiye’ye ve yeni hava savunma sistemleri arayışı var. Dolayısıyla nereden baksanız bakın bu savaş uzadıkça ve uzadığı takdirde Türkiye’yi kendiliğinden (Türkiye’nin yapısı ve bu savaşın ve taraflarının davranışları itibariyle) içine dahil etme riskini barındırıyor.

İran’a dönecek olursak; İran muhalefeti Londra’da bir kongre gerçekleştirdi. Özellikle bu süreçte kongrenin Londra’da olması biraz dikkat çekici. Neden Londra ve neden Kürtler buraya dahil oldu?

Bir noktada Kürtlerin tavrını da biliyorsunuz. Savaşta taraf olmayacaklarını belirtmişlerdi. Şimdi Kürtlerin olmadığı bir İran muhalefetinin elle tutulur bir sonuç alması pek gerçekçi gözükmüyor açıkçası. Artık bu bölgede herhangi bir şey Kürtlersiz olmuyor. Baktığımızda Suriye’de de 2011’de iç savaş başladığı zaman Cenevre’de çözüm toplantıları Amerika’nın girişimiyle Birleşmiş Milletler çatısı altında başladı. İstanbul’da kurulmuş olan Suriye Ulusal Konseyi diye bütün Suriyeli muhalefet örgütlerine daha sonra Suriye Milli Ordusu adını alacak olan askeri unsurların da siyasi temsilcilerinin yer aldığı girişimler oldu. Fakat Kürtler Türkiye’nin müdahalesiyle o zaman 2011 yılında Cenevre’deki hiçbir toplantıya katılmadılar. Fakat yakın geçmişteki gelişmeler de gösterdi ki Suriye’de yeni bir iktidar oluşumu olacak ise (ki BAAS rejimi de Kürtler olmadan olmadı) Kürtlerle oldu en sonunda veya Kürtlerle bağlandı diyebiliriz.

Dürzilerle anlaşılsaydı ya da sahil boyundaki Alevilerle anlaşılsaydı, Kürtler dışarıda bırakılsaydı Suriye’nin meselesi hallolur muydu, olmazdı. Şimdi Dürziler ve Alevilerle tam olarak bağlamamış olsalar dahi 29 Ocak Antlaşması’ndan sonra Suriye Demokratik Güçleri ile Şara yönetimi arasında entegrasyon çalışması başladı. Sipan Hemo Savunma Bakanı Yardımcısı oldu ve Haseke’nin başında bir Kürt vali var. Bu iş şu anda yürüyor ve Suriye Ortadoğu’nun şu an itibariyle (yarın öbür gün ne olur bilmeyiz) en umut verici ülkelerinden biri haline geldi. Dolayısıyla İran’a bakacak olursak İran’da da herhangi bir muhalif toplantı girişimi Kürtleri ve Kürtler derken de özel olarak PJAK’ı dışarıda bırakarak mümkün değil. Londra’da bu girişimin PJAK’sız olamayacağı ve bunun ne kadar muhalefete zaaf getireceği görününce PJAK davet edildi. Neden Londra sorusu ise; eğer Paris’te olsaydı niye Paris’te diye soracaktınız veya Washington’da olsa niye Washington’da oluyor diyecektiniz? Bunun sonu yok, önemli olan bundan bir şey çıkıp çıkmayacağı.

Şimdi Londra’da bu hafta ya da bir ay sonra PJAK ile olsun olmasın, Kürtler olsun olmasın muhalefet platformunun kurulup toplanması hemen 3 veya 5 ayda sonuç verebilir bir şey değildir. Nereden baksanız İran’ın kendi iç dinamiklerinin ne şekilde harekete geçeceğine bakmak gerekir. O yüzden çok ciddiyetle izliyorum ben bu oluşumu ve gelişmeleri. Ancak çok yakın bir vadede elle tutulur somut sonuçlar vereceği konusunda ciddi olarak kuşkum var. Bugün İran’a muhalefeti ithal ederek rejim değiştiremezsiniz. İran’ın kendi içinden olacak bir muhalefetle ancak rejim değişir. Onun için de zaman gerekiyor. Tarihin nasıl akacağını şu anda kestiremiyoruz. Ancak rejimin bu savaş ve etkileri görünebilir bir gelecekte sürdüğü sürece de çok kolay değişmeyecek. Zaten Kürtler de o konuda özellikle PJAK son derece gerçekçi davrandı. Ayrıca PJAK’ı savaşın ilk gününden beri takip ediyorum kendisini bir an olsun 48 saat sonra veya haftaya ya da bir ay sonra rejim değişecekmiş ve kendisi de bunda bir rol alacakmış gibi angajmana sokmadı. Yine öyle bir dil de tutturmadı. Son derece dikkatli ve ihtiyatlı yaklaşılıyor.

Son olarak Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair de bir soru sormak istiyorum. Elbette bugün Erdoğan da Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’la bir görüşme gerçekleştirdi. Tabii bir kesim bu görüşmeyi Ortadoğu’daki savaş ortamına yordu. Bir kesim ise yasal süreç başlayacak, ama öncesinde görüşme oluyor gibi yorumladı. Elbette bir açıklama yapılmadığı için henüz bir şey bilmiyoruz fakat yasal adımların atılmasıyla ilgili çok muğlak açıklamalar var. Biliyorsunuz MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli aceleye gerek yok demişti. Bu hafta ise “Hedefimiz hızlıca bu yasaları çıkarmak” diye belirtti. Erdoğan ise bugün grup toplantısında hiç sürece değinmedi. Efkan Ala ise en son yaptığı açıklamada yasal sürecin takvimine ilişkin Mayıs – Haziran aylarına işaret etti. Gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında soruya bakınca sorunun her cümlesi cevabın her cümlesini içeriyor. Durum tam da böyle aslında. Bir yandan sürecin hızla yürümesi İhtiyacı artık vakit doldu. İşte bayramdan sonra Meclis Komisyonu kurulurken yılsonuna kadar denmişti. Yılsonu geldi, komisyon “E biraz daha uzayabilir” dedi, sonra rapor hazırlanacak “Bir raporu görelim” dendi rapor hazırlandı bu sefer de “Önce şu silah konusunun bir teyidi tespiti olsun, ona göre yasa çıkacak” dendi. Bu sefer de “Çok da aceleye gerek yok, önemli olan bu işi doğru dürüst yapmak” dendi. Ardından başka yerlerden bu iş acele edilmezse raydan çıkabilir. Tespitleri yapılınca bu sefer de “Hakikaten bir an önce hareket edelim” denmeye başlandı. Bir an önce hareket edelim derken de işte geldik zaten Nisan ayına. Bayram biteli nerdeyse iki hafta olacak. Dolayısıyla “İnşallah Mayıs veya Haziran aylarında bu iş olur” deniyor.

Baktığımız zaman hakikaten Türkiye’de işlerin olma hali ve şekli bir ay iki ay dünyanın sonu değil. Bu kadar önemli bir sorun eğer çözülebilir bir kıvama gelecekse Mayıs ve Haziran ayını da bekleyebiliriz diyoruz. Bu nedenle Efkan Ala da doğru söylüyor. Devlet Bahçeli “Aceleye gerek yok” deyip sonra “Hızlı olalım” derken doğru söylüyor. Öcalan’ın açıklamalarına bakıyoruz, eğer doğru okursanız oda “Hadi artık hareket edin” demiş oluyor. Elbette onlar da mesajı alıyor. “Tamam işte Mayıs ayı veya Haziran ayında olur bu iş” demeye getiriyorlar. Şu anda önemli olan kabul edilebilir bir geçiş yasasının yani Kürt toplumu ve hareket için kabul edilebilir bir yasanın aynı zamanda da iktidar bakımından göze alınabilir bir yasanın ortaya çıkmasıdır. Çünkü iş uzadıkça (bugün Erdoğan’ın konuşmalarında da var) süreci torpillemek ve sabote etmek isteyenlere de bir zaman ve alan verilmiş oluyor. Bir yandan bir dahaki sene sonuna doğru seçim olma ihtimali de var Türkiye’de. İç politika hesapları yapılıyor. Baktığımızda süreç bu hesaplara mı bağlı olacak yoksa ondan bağımsız mı yürüyecek? Suriye’de yapılmış olduğu gibi İran’daki gelişmelerin bir noktaya gelmesi mi beklenecek? Ondan bağımsız yürütülmesi Türkiye’nin ve Kürt toplumunun çıkarları lehine mi olacak? Bütün bunların hesabı yapılacak. Bunların hepsini birlikte değerlendirdiğiniz zaman ister istemez şu gün Nisan ayının başındayız. Mayıs ve Haziran aynı nereden baksanız bakın bulacağımızı görebiliyoruz.

Ömer Güngör / MA

İlgili Haberler

Taberner: İlk adım Abdullah Öcalan’ın siyasi haklarının ele alınması olmalı
Gündem

Taberner: İlk adım Abdullah Öcalan’ın siyasi haklarının ele alınması olmalı

3 Nisan 2026
AİHM kararı ardından “Bîji Abdullah Öcalan” sloganına beraat
Gündem

AİHM kararı ardından “Bîji Abdullah Öcalan” sloganına beraat

3 Nisan 2026
Ünsal: Abdullah Öcalan müzakereci koşullar içerisinde olmalı
Gündem

Ünsal: Abdullah Öcalan müzakereci koşullar içerisinde olmalı

3 Nisan 2026
Meteoroloji’den uyarı: Toz, fırtına ve kuvvetli yağış bekleniyor
Gündem

Meteoroloji’den uyarı: Toz, fırtına ve kuvvetli yağış bekleniyor

3 Nisan 2026
Murat Çakır: Reformizmin basiretsizliği faşizmi alternatif haline getiriyor
Gündem

Murat Çakır: Reformizmin basiretsizliği faşizmi alternatif haline getiriyor

3 Nisan 2026
İBB davasında 18 kişinin tahliyesine karar verildi
Gündem

İBB davasında 18 kişinin tahliyesine karar verildi

3 Nisan 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Emperyalist Saldırganlığa Karşı İhtiyaç Topyekün Direniş
Politika'dan Yorum

Emperyalist Saldırganlığa Karşı İhtiyaç Topyekün Direniş

Politika Haber
6 Mart 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

Devlet heyetinin ‘tespit, tescil’ yaklaşımına dair Abdullah Öcalan ne dedi?

Devlet heyetinin ‘tespit, tescil’ yaklaşımına dair Abdullah Öcalan ne dedi?

3 Nisan 2026
Çandar: Artık bu bölgede herhangi bir şey Kürtlersiz olmuyor

Çandar: Artık bu bölgede herhangi bir şey Kürtlersiz olmuyor

3 Nisan 2026
Taberner: İlk adım Abdullah Öcalan’ın siyasi haklarının ele alınması olmalı

Taberner: İlk adım Abdullah Öcalan’ın siyasi haklarının ele alınması olmalı

3 Nisan 2026
AİHM kararı ardından “Bîji Abdullah Öcalan” sloganına beraat

AİHM kararı ardından “Bîji Abdullah Öcalan” sloganına beraat

3 Nisan 2026
Ünsal: Abdullah Öcalan müzakereci koşullar içerisinde olmalı

Ünsal: Abdullah Öcalan müzakereci koşullar içerisinde olmalı

3 Nisan 2026
İran’daki savaş 35’inci gününde: 8 sivil yaşamını yitirdi

İran’daki savaş 35’inci gününde: 8 sivil yaşamını yitirdi

3 Nisan 2026
Meteoroloji’den uyarı: Toz, fırtına ve kuvvetli yağış bekleniyor

Meteoroloji’den uyarı: Toz, fırtına ve kuvvetli yağış bekleniyor

3 Nisan 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!