Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı grupların günlerdir Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zêd’e dönük saldırıları birçok kentte protesto edildi. Yapılan açıklamalarda saldırılar kınandı, katliama sessiz kalınmaması çağrısı yapıldı.
VAN
Wan Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde, kent merkezinde bulunan Şeker Bank önünde basın açıklaması ile saldırılar protesto edildi. Açıklamada “Bijî berxwedana QSD”, “Bijî Serok Apo” ve “Bijî berxwedana YPG” sloganları atıldı. “Xwedî derketina Rojava xwedi derketina mirovahiyê ye” yazılı pankartın açıldığı açıklamada, basın metnini platform adına Sevda Akın Akar okudu.
Sevda Akın Akar, “Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde yaşayan Kürt halkına yönelik sürdürülen saldırılar, açık bir Kürt düşmanlığının ve insanlık suçunun güncel tezahürüdür. Şam’daki geçici yönetim adına hareket eden, önemli bir bölümü HTŞ ve IŞİD geleneğinden gelen cihatçı silahlı grupların yürüttüğü bu saldırılar, doğrudan sivilleri hedef almakta; başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere onlarca insanın yaşam hakkını gasp etmektedir. Yerleşim alanlarının sistematik biçimde hedef alınması, Kürt halkının kolektif varlığına ve siyasal iradesine yönelmiş bilinçli bir saldırıdır. Bu saldırılar yalnızca askeri bir hamle değildir. Aynı zamanda Rojava’da kadınların öncülüğünde, halkların ortak mücadelesi ile inşa edilen demokratik, eşitlikçi ve çoğulcu yaşam modelini hedef alan politik bir imha girişimidir. Amaç; Kürt halkını statüsüz, savunmasız ve iradesiz bırakmak, Suriye’nin geleceğini yeniden tekçi, mezhepçi ve otoriter bir zeminde şekillendirmektir. Kürtleri hedef alan bu saldırılar, Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusuna yönelmiş açık bir Kürt düşmanlığını ifade etmektedir” şeklinde konuştu.
‘SALDIRILAR IRKÇI SİYASAL AKLIN ÜRÜNÜ’
Saldırıların Kürt halkına ve orada yaşayan sivillere dönük olduğunu belirten Sevda Akın Akar, “Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik saldırılar, daha önce Süveyda’da Dürzilere, Alevi yerleşimlerine ve farklı inanç gruplarına yönelen saldırıların devamıdır. Bu saldırılar; halkları birbirine düşmanlaştırmayı, Suriye’yi kalıcı bir çatışma alanına çevirmeyi hedefleyen mezhepçi ve ırkçı bir siyasal aklın ürünüdür. IŞİD’e karşı insanlık adına bedel ödeyen Kürt halkı ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün Ortadoğu’da barışın, demokrasinin ve halkların bir arada yaşamının en güçlü güvencelerinden biridir. Bu tarihsel gerçeklik, cihatçı yapılara bel bağlayanlar tarafından yok edilmek istenmektedir. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik saldırılar, HTŞ ve lideri Colani gibi eli kanlı figürlerin münferit eylemleri değildir. Bu saldırılar; uluslararası hukukta savaş suçu sicili bulunan, IŞİD ideolojisinden beslenen HTŞ’nin yıllardır korunması, meşrulaştırılması ve siyasal muhatap hâline getirilmesiyle mümkün olmuştur. Türkiye’nin HTŞ ile kurduğu açık ve örtük ilişkiler, bu yapının Suriye’de Kürt halkına ve Rojava’daki demokratik yönetime karşı bir saldırı aparatı olarak kullanılmasının önünü açmıştır. Bu tablo, yalnızca bir dış politika tercihi değil; sivillere yönelik saldırılar karşısında açık bir siyasi sorumluluk ve suç ortaklığı tartışmasını da beraberinde getirmektedir” ifadelerini kullandı.
‘İNŞA EDİLEN YAŞAM İRADESİNİN YANINDAYIZ’
Türkiye’nin Suriye politikasında Kürt düşmanlığının yapısal bir karakter taşıdığını açıkça ortaya koyduğunu belirten Sevda Akın Akar, “Türkiye Milli Savunma Bakanı’nın “gerekirse Suriye’ye desteğe gideriz” yönündeki açıklaması, bu bağlamdan bağımsız değildir. Bu söylem, sivillerin korunmasını değil; Kürt halkının kazanımlarını hedef alan, cihatçı yapılara alan açan ve savaşı derinleştiren bir tehdit dilini yansıtmaktadır. Kürtlerin statü, özgürlük ve demokratik temsil taleplerine karşı HTŞ gibi yapıların dolaylı ya da dolaysız biçimde desteklenmesi, Türkiye’nin Suriye politikasında Kürt düşmanlığının yapısal bir karakter taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Bir yandan barış söylemleri dillendirilirken, diğer yandan Kürtlerin kazanımlarına karşı savaş politikalarının desteklenmesi kabul edilemez bir ikiyüzlülüktür. Kürt halkı bu saldırılar karşısında yalnız değildir. Kobanê direnişinin ortaya koyduğu tarihsel irade ve onurla, Rojava’nın kazanımlarını ve Suriye halklarının ortak yaşam umudunu savunmaya devam edecektir. Halkların eşitliği, kadın özgürlüğü ve demokratik özerklik temelinde inşa edilen yaşam iradesinin yanındayız” şeklinde konuştu.
İZMİR
Narlıdere Demokrasi Platformu, Suriye Geçiş Hükümeti’nin Halep’teki saldırılarını Narlıdere Semt Polikliniği önünde yaptığı açıklama ile protesto etti. “Suriye’deki katliamlara dur de” pankartının açıldığı açıklamaya çok sayıda yurttaş katıldı. Sık sık “Jin, jiyan, azadî” ve “Yaşasın barış. Bijî aşitî” sloganlarının atıldığı açıklamada Narlıdere Demokrasi Platformu adına basın açıklamasını Bülent Karakaş gerçekleştirdi.
AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta’nın Alevi katliamlarına yönelik sarf ettiği sözlere tepki gösteren Karakaş, Alevilerin halkların eşit yaşaması için mücadele ettiğini vurguladı. Şexmeqsûd ve Eşrefiyê mahallerine yönelik saldırılara dikkat çeken Karakaş, “Suriye’de savaş tamtamları çalarak cihatçı ve ırkçı grupları halkların üzerine salanlar, Kobanê Direnişi’ni unutmamalıdır. Mazlum halklar yan yana geldiğinde, IŞİD’in nasıl yenildiği herkesin hafızasındadır. Aynı şekilde HTŞ’nin de halkların ortak direnişi karşısında yenileceğine olan inancımız tamdır.
Bu inançla, Narlıdere Demokrasi Platformu olarak; Suriye’de Alevilerin, Kürtlerin ve Dürzilerin HTŞ çetelerine karşı yürüttüğü meşru direnişi selamlıyoruz. Narlıdere Demokrasi Platformu bileşenleri olarak; uluslararası insan hakları örgütlerini, HTŞ’nin katliam girişimlerini durdurmak üzere derhal somut adımlar atmaya; yerinden edilen insanların güvenli ve onurlu bir şekilde topraklarına geri dönüşünün sağlanması için sorumluluk almaya çağırıyoruz” dedi.
Açıklama, sloganlarla sona erdi.
MA















