Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’nden Dilek Başalan, devam eden saldırılara dikkati çekerek, “Sıcak savaşı durduramazsak içinde bütün halklar yanacak. Biz bu yangını söndürmek istiyoruz” dedi.
Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) Türkiye’nin koordinesinde ve onun desteklediği paramiliter gruplarla Halep’te Kürtlere karşı başlattığı saldırılarını Kuzey ve Doğu Suriye’nin birçok kesiminde sürdürürken, barış savunucuları savaşın sonlandırılmasını istiyor. Savaşa karşı duran kadınların kurduğu Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Dilek Başalan, savaşlarda ilk önce kadınların, kadın bedeninin hedef alındığını belirterek, kadınların savaşa karşı olduğunu belirtti. Kürtlere yöneltilen saldırıların temel amacının tek millet, tek devlet, tek inanç ve tek kimlik yaratmak olduğunu dile getiren Dilek Başalan, “Yaklaşık bir yıl önce bir süreç başladı. Kürtlerle çatışma süreçlerin bitmesi için, yeni bir süreci inşa etmek için devlet ve Sayın Abdullah Öcalan bir araya geldi. Alanda barışın biraz da olsun kokusunu almaya başlamıştık. Fakat yine yanı başımızda Suriye’de Kürt halkına karşı saldırılar söz konusu. Özelikle kadın kimliği üzerinden yapılıyor olması aslında hangi kodlarla yapıldığını çok iyi okumak gerektiğini gösteriyor. Ve buna göre de nasıl bir mücadele etmek gerektiğini tartışmamız gerekiyor. Şuan önce Alevilere, Kürtlere ve diğer azınlıklara saldıran terör örgütleri tekrardan gün yüzüne çıkıyor. Bu bizler için büyük bir tehlike. HTŞ, IŞİDvari yöntemlerle katlediyor. IŞİD’den kaçan birçok kadın yurt dışından gitmek zorunda kaldı, bazılarının hala Ankara’da davaları devam ediyor. Fuhşa zorlanıyorlar. O yüzden burada Kürt kimliğine dair bir sorun var. Neden Kürt kimliğine dair saldırılar hiç durmuyor? Hele ki böyle bir süreçte, hemen yanı başımızdaki çatışmanın burayı etkileyeceğini herkesin bildiği halde. Kaldı ki günlerdir burada da eylemler vardı. Bir yandan da İran’da eylemler var çatışma var direniş var. Bunların hepsi aslında Ortadoğu’da her zaman söylendiği gibi dış güçlerin yanı başında olmasından kaynaklıdır. Ortadoğu’da tüm dünyanın izlediği uluslararası özleşmelere uyulmadığı bir süreç yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘SÜRECİ ETKİLEYECEK’
İktidarın saldırılar ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde dilinin değiştirmesi gerektiğini de ifade eden Dilek Başalan, “Rojova her tarafın kırmızıçizgisi. Buradaki barış sürecini de bire bir etkileyecek durumda. Bence Türkiye’nin bu söylemlerden vazgeçmesi gerekiyor. 27 Şubat’taki deklarasyonda açıklanan sürece dair daha ılımlı bir barış dilinin konuşulması gerekiyor. Çünkü biz barış dilini istiyoruz. Özelikle kadınlar olarak artık katledilen kadınların görüntülerini görmek istemiyoruz. Kadınların özgürce kendilerini alanlarında, mahallelerinde, şehrinde, yurdunda yaşamasını istiyoruz. Kadınlar, erkeklerin çıkardığı savaşlarda her zaman ganimet olarak görülüyor. Kadınların üzerinden güç gösterisi yapılıyor. Filistin’de Ukrayna’da aynı şekilde yapıldı. Kadın bedenlerinin, cenazelerinin günlerce sokaklarda kaldı. İran’da yüzlerce kadın idam tehdidiyle tutuklandı” diye konuştu.
BİRLİKTE MÜCADELE ÇAĞRISI
Öz savunmanın kadınlar için hayati önemde olduğunu dile getiren Dilek Başalan, “Aslında öz savunma tüm kadınların var olan bir mekanizmasıdır. Ev, okul, iş yerinde ve her yerde aslında bir öz savunma mekanizmasıyla hayatta kalabiliriz. Öz savunma sadece fiziksel anlamda değildir. Güçlü duruşumuz, güçlü irademiz, özgürlüğümüzden hiçbir zaman vazgeçmiyor olmamız bizim öz savunmamızdır. Fakat Suriye’de öz savunmayla evini, mahallesini koruyan kadınlar ‘terörist’ ilan edildi. Şimdi hep birlikte haykırmamız gerekiyor. İnsanların, kadınların evini, mahallesini, kendi bedenini savunması tam bir öz savunmadır. Bu bizim başımıza gelse biz de aynı şeyi yapacağız. Uluslararası savaş hukukunun da ihlal edildiğini söylemeliyiz. Mesela Cenevre savaş hukukunu ihlal ettiler. Ölüye bir saygı vardır, saygı göstermediler. Birlikte Suriye’deki Filistin’deki İran’daki soykırımlara ses çıkarırsak ve savaş biterse Türkiye’de de rahat edebileceğiz. Yanı başımızda bir çatışma varken biz de asla rahat olamayacağız. Sıcak savaşı durduramazsak içinde bütün halklar yanacak. Biz bu yangını söndürmek istiyoruz” diye belirtti.
‘BARIŞ İÇİNDE YAŞANABİLECEK POLİTİKALAR GELİŞTİRİLMELİ’
Türkiye’nin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne karşı tutumunu da eleştiren Dilek Başalan, sürece yaklaşımı “samimiyetsiz” olarak nitelendirdi. Barış Annelerinin Ankara yürüyüşünde ve öncesinde karşılaştıkları tepkileri anımsatan Dilek Başalan, “Barış anneleri Ankara’ya yürüdü. Ama barikatlarla karşılandı ve asla yürümelerine izin verilmedi ama anneler direnecektir. Bu iki yüzlükten vazgeçilmesi gerekiyor. İstenildiği zaman Barış Anneleri Meclis’e çağrılıyor, konuşuyorlar, raporları alınıyor; istedikleri zaman da önlerine barikatlar konuyor. Bizler yurttaş, sivil toplum örgütleri, mücadele eden kadın hareketi olarak somut adımlar bekliyoruz. Biz sokaklarda kadın cinayetleri için özgürce eylem yapmak istiyoruz. Biz biliyoruz ki barış ve demokratik bir topluma kavuşursak bizler özgürce sokaklarda yaşaya bileceğiz. Bugün hakkımızda çok komik davalar açılıyor. Hakkımız aradığımız için yargılanıyoruz. En tabandan tavana kadar ikiyüzlülük söz konusu. Siyasetlerin çıkar ve menfaatlerine değil, gerçekte bu ülkedeki tüm yurttaşların huzurlu bir şekilde barış içerisinde yaşaya bileceği politikaların geliştirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
MA














