Avrupa Birliği Parlamentosu Ocak 2026 oturumları kapsamında birlik üyesi farklı grup temsilcileri Parlamento gündemine ilişkin basın açıklaması yaptı. Grup temsilcileri Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) HTŞ’ye bağlı ve Türkiye destekli paramiliter grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları hakkındaki sorularını yanıtladı.
MUHAFAZAKAR EPP: BARIŞTAN YANAYIZ
Sabah saatlerinde ilk grup basın toplantısını düzenleyen Muhafazakar EPP Grubu başkanı Manfred Weber Suriye’de Şara bağlantılı cihadist grupların DAİŞ’i yenen Kürtlere yönelik saldırısına ilişkin, “Genel olarak söylemek gerekirse, EPP olarak Suriye’de barışçıl ve demokratik bir kalkınma isteyen tüm güçlerde desteğimiz var. Bizim savunduğumuz ve desteklediğimiz şey de budur” ifadelerini kullandı.
‘AVRUPALI AKTÖRLERE BASKI UYGULAMALIYIZ’
Daha sonra basın toplantısı düzenleyen Yeşiller/ EFA(Greens/EFA) grubu Eşbaşkanı Bas Eickhout ise Avrupa’nın Rojava’daki vizyonuna ilişkin sorulan soru üzerine şunları ifade etti: “Suriye için vizyonumuz, elbette, azınlıkların haklarının da güvence altına alındığı çok etnikli bir devlet olmasıdır. Ve bu bizim çizgimiz olmaya devam edecek. Ve daha fazla tırmanmanın yaşanmasını önlemek için hükümete elimizden gelen tüm baskıyı uyguluyoruz. Barışa ihtiyacımız var ve ardından temelde demokratik bir ulus inşası olması gerekiyor, çünkü Suriye’deki durumun ne kadar yıkıcı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, bu şu anda bizim için kesinlikle çok önemli. Ve tüm Avrupa aktörlerinin bu şekilde çalışması için baskı yapmalıyız ve umarım bir dönüşüm olur ve şiddetin daha fazla tırmanması önlenir.”
‘KÜRTLER VE HIRİSTİYANLAR İÇİN ENDİŞELİYİZ’
Avrupalı Muhafazakar ve Reformistler (European Conservatives and Reformists-ECR) grubu Eşbaşkanı Patryk Tomasz Jaki Suriye’de Kürtler ile birlikte Ermeniler, Êzidîler, ve diğer etnik ve dini gruplara mensup bireylerin de HTŞ bağlantılı gruplar tarafından katledildiğine ilişkin soru üzerine şu yanıtı verdi: “Bence Avrupa Birliği olarak, dünyanın dört bir yanındaki Hristiyanlara yeterince yardım etmiyoruz. Ve biz bir grup olarak, konumumuzu yükselteceğiz ve bunu değiştirmeye çalışacağız.”
ECR diğer Eşbaşkanı Nicola Procaccini ise şöyle konuştu: “Sizinle( Kürtlerle) ve dünyanın dört bir yanındaki Hristiyan topluluklarına neler olduğu konusunda gerçekten endişelenen herkesle tamamen aynı fikirdeyiz. Tarihin en eski Hristiyan topluluklarından biri olan Suriye’de bile durum böyle. Bu yüzden endişenizi anlıyorum ve bununla ilgileneceğiz.”
RENEW EUROPE: KÜRT KARDEŞLERİMİZİ KORUMALIYIZ
Renew Europe grubu Başkanı Valery Hayer kendisine sorulan “Kürtlere yönelik saldırılar başladığında AB Komisyon Başkanı Şam’da Şara ile görüştü ve 620 milyon euro yardım sözü verdiler. Sonrasında bu görüşmeden cesaret alan Şara Kürtlere saldırmaya başladı. Buna dair neler söyleyeceksiniz” şeklindeki soruya şöyle yanıt verdi: “Bugün Avrupa, tabiri caizse, ülkedeki demokratikleşmeye ve barışçıl demokratik geçişe katkıda bulunmak için tekrar devreye girdi. Suriye’deki son gelişmelerden son derece endişeliyim. Pazar günü bu anlaşmanın imzalanmasıyla bir ilerleme kaydedildi. Ve Kürdistan’da son derece endişe verici gelişmeler oldu. Elbette bunları çok yakından takip ediyorum. Biliyorsunuz ki, Avrupa’nın Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırma ve desteğini sürdürme şartlarından biri de azınlıklara, bu durumda Kürt azınlığına saygı gösterilmesidir. Bu nedenle son derece görünür ve çok endişeliyiz. Suriye’de Pazar günü bir anlaşma imzalandığı duyuruldu. Ancak Pazartesi çatışmalar tekrar başladı. Avrupa birliği olarak Kürt kardeşlerimizi korumalıyız!”
THE LEFT: AVRUPA BİRLİĞİ HEMEN YAPTIRIM UYGULAMALI
Avrupa Solu (The Left) Eşbaşkanı Martin Schirdewan şöyle konuştu: “Eski El Kaide teröristi Al-Sharaa, şimdi ordusunu Kürdistan’a doğru harekete geçirdi. Orada şiddetli askeri çatışmalar yaşanıyor. IŞİD (DAİŞ) teröristlerinin tutuklu bulunduğu hapishanelerin basıldığına dair görüntüler bize ulaşıyor. Bu teröristlerin bir kısmı, serbest bırakıldıktan sonra hemen Kürdistan’a yapılan saldırıya katılıyor. Esir alınan sivillerin, Kürt sivillerin, ama aynı zamanda savaşçıların da kötü muamele gördüğünü, hatta bazılarının kameralar önünde, Araplar ve Ruslar tarafından acımasızca öldürüldüğünü görüyoruz. Şimdi sıra Kürtlere geldi, bu sorusu gündemde. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen ve Konsey Başkanı Antonio Costa, on gün önce Şam’a giderek El Şara’ya büyük bir çek takdim ettiler ve Avrupa’nın vergi gelirleriyle ona destek olmaya karar verdiler. Ancak bu noktada şunu söyleyebilirim ki, o Washington’da da vardı, Paris’te de vardı, Friedrich Merz onu davet etti, tekrar davet etti. Şu anda mesele, bu hükümetin Kürtlere karşı savaşını Avrupa’nın kamu fonlarıyla finanse etmek ya da herhangi bir devlet krizinde ona kırmızı halı sermek değil. Tam tersine, Avrupa siyaseti şimdi, bu savaşın, Suriye’deki azınlıklara, diğer etnik ve dini azınlıklara karşı, net bir şekilde sona erdirilmesi için çaba göstermeli ve nihayet Suriye’de etnik ve dini çoğulculuğun ve karşılıklı saygının hakim olduğu bir ortamın yaratılması için çalışmalıdır. Kürtler IŞİD’i yenilgiye uğrattılar, bunun için onlara teşekkür ve takdirlerimizi sunmalıyız. Geçen yıl Rojava’ya gittim, Kobani’yi de gördüm. Kobani şu anda saldırı altında. Şu anda geçici hükümetin İslamcı milisleri tarafından kuşatılmış durumda. Açıkça söylüyorum, Kobani ve Rojava bu kutsal savaşçıların eline geçmemeli ve geçmeyecek. Avrupa Birliği’ni, savaşın sona ermesi için açıkça harekete geçmeye, Rojava ile de diplomatik ilişkiler kurmaya ve Suriye’de sadece dini değil, dil kullanımı vb. konularda da azınlıkların haklarının garanti altına alınması için çaba göstermeye çağırıyorum. Sol olarak Rojava ile dayanışma içinde olduğumuzu açıkça belirtmeliyiz. Ve bu parlamentoda sadece Ukrayna denilmesini istemiyorum. Burada insanların Bijî Rojava dediğini duymak istiyorum.”
‘ÖZERK YÖNETİM KONSOLUSLUKLA TANINMALI’
Martin Schirdewan şöyle devam etti: “Sol grubu olarak bundan sonra Kürtlerle dayanışmak için bundan sonra nasıl bir planlamanız var?” şeklindeki soruya ise şöyle yanıt verdi: “Kürtlerin yanında dayanışma içinde olduğumuzu, çatışmaların derhal sona ermesini talep ettiğimizi, Avrupa liderlerinin de buna uygun bir tutum sergilemelerini ve Al-Shahra’nın tanınmamasını talep ettiklerini, bu savaşı Kürdistan ve Suriye’deki azınlıklara karşı sürdürürken, şu anda Suriye ve Kürdistan’da, diplomatik ilişkilerin kurulmasını istiyoruz. Yani Kürt azınlıklarla. Suriye’de özerklikle, özerk bölgenin pratik olarak ilgili konsolosluklarla da tanınması ve böylece hakların yaşayabileceği bir ortamın sağlanması. Dilin kullanımı, Kürt, Alevi ve Dürzi çocukların kendi dillerinde ve kültürlerinde eğitim gördükleri bir müfredatın oluşturulması. Ve diğer dinlerin de icra edilmesine saygı gösterilmesi, çünkü biz burada tam da bunu yapıyoruz. Birçok Avrupa şehrinde Kürtlerle ve Suriye’deki Kürtlerle dayanışma mitinglerine tanık oluyoruz. Sol görüşlü politikacılar da bu mitinglere katılarak, konuşmalar yaparak ve sokaklardaki bu seferberliğe iştirak ederek aktif olarak yer alıyorlar. Ancak elbette asıl soru, bunun siyasi sonuçlarının ne olacağıdır? Talep ettiğimiz bazı noktaları zaten açıkça belirttim. Amaç, hem parlamento içinde hem de dışında yeterli baskı uygulayarak bu konuların günlük siyasi pratiğe, örneğin Komisyon içinde, gerçekten dahil edilmesini sağlamaktır. Bence Ursula von der Leyen’den Suriye hükümetine, yani şu anki Suriye’deki merkezi hükümete vaat edilen fonları kesmesini kesinlikle talep etmeliyiz. Kampanya derhal durdurulmalıdır. Bu, bu hükümete fon vermeyi düşünmenin bile ön koşuludur. İkinci olarak, Avrupa Birliği, elbette, iç savaş sırasında Esad rejimine yaptırımlar uygulamıştı. Hemen yaptırımlar uygulamamız gerektiğini söylemiyorum, ancak bu savaş devam ettiği sürece, elbette hükümetin ve askerlerinin savaş yürütme yeteneklerini nasıl sınırlayabileceğimizi, savaşın ülkenin azınlıklarına karşı yürütülmemesini nasıl sağlayabileceğimizi düşünmeliyiz. Savaş suçlularına yönelik hedefli yaptırımların mümkün olup olmadığını kesinlikle değerlendirmeliyiz. Bence bu durumda doğru yaklaşım budur ve ayrıca onların yargılanmasını da talep etmeliyiz. Bu, şu anda yapabileceğimiz, özellikle savunabileceğimiz şeylerin sadece bir kısmından bahsetmektir.”
MA















