Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın çağrıcılarından Fadıl Bedirhanoğlu, “İkinci yüzyılda değişim bizim elimizde” dedi. Çilem Küçükkeleş ise, “Demokratikleşecek cumhuriyetin önce kadınla barışması gerekiyor” diye kaydetti.
Aydın, yazar, sanatçı ve siyasetçilerin aralarında olduğu 29 ismin öncülüğünde 13-14 Haziran tarihlerinde İstanbul Bakırköy’de bulunan Cem Karaca Kültür Merkezi’nde önemli bir konferans gerçekleştirilecek. “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” adıyla yapılacak konferansa kısa bir süre kalırken, çağrıcı isimlerden mesajlar gelmeye devam ediyor.
Ajansa Welat’a konuşan Dr. Fadil Bedirhanoğlu, cumhuriyetin halklar ve inançların inkarı üzerine kurulduğuna işaret ederek, “Cumhuriyet kurulmadan önce bu cumhuriyetin Türk ve Kürtlerin cumhuriyeti olacağı söyleniyordu. Ancak cumhuriyet tek ulus ve milliyetçilik üzerine kuruldu. Bütün ulus ve inançlar yok sayıldı. Yüz yıldır bu politika yürütülüyor. Bu politikalar acı, savaş ve göç dışında halklara bir şey vermedi. Yeni bir yüzyıla girdik. Bu yüzyılda PKK silahlı mücadeleye son verdi. Bu büyük bir fırsat” diye konuştu.
Bedirhanoğlu, yeni yüzyılın geçmiş yüzyıla benzememesi için böylesi bir konferansa ihtiyaç duyduklarına işaret ederek, “Toplumun bütün kesimlerinin konferansa katılmasını ve değişimi birlikte yapmak istiyoruz. Türkiye’deki bütün halklar mağdur. Bu nedenle herkes sesini yükseltmeli. Bu konferansın herhangi bir siyasi partinin çatısı altında gerçekleşmiyor. Tamamen sivil ve toplumun farklı isimleri burada yer alıyor” dedi.
Türkiye’de demokrasi sorununun olduğuna dikkati çeken Bedirhanoğlu, “Türkiye kökünde zengin bir devlettir. Ancak bu sorunlardan kaynaklı büyük bir kriz yaşanıyor. Bu da tek millet anlayışının sonucudur. Demokrasi etrafında birlikte yaşayabiliriz. Kürtler Kürt gibi, Türkler de Türk gibi yaşasın. Huzur böyle oluşur” ifadelerini kullandı.
Bedirhanoğlu, “Konferansın güçlü bir sonuç almasını ve sürecin güçlü bir ayağını oluşturmasını umut ediyoruz. Değişim bizim elimizde” dedi.
‘GELECEĞİ BİRLİKTE İNŞA EDEBİLİRİZ’
JINNEWS’e konuşan konferans çağrıcılarından gazeteci Çilem Küçükkeleş ise, “Sürece müdahale eden, dahil olan ve nasıl yaşamak istediğini tarif eden bir toplum dinamiğine ihtiyaç var. Çünkü devlet bize nasıl yaşamak istediğimizi hiç sormuyor. Kendi tarif ettiği gibi yaşamamızı istiyor ki zaten toplumla devlet arasındaki en büyük gerilim de buradan kaynaklanıyor. Bu gerilimi aşma yöntemleri var; Siyaset üretmek ve siyasete dahil olmak bu yöntemlerden biridir. Konferans da bir siyaset üretmek istiyor ve aslında cumhuriyete biraz da ‘böyle gitmez’ demek istiyor. İkinci yüzyıla doğru giderken cumhuriyetin değişip dönüşmesini ve en önemlisi demokratikleşmesini istiyor” diye konuştu.
Toplumun tüm kesimlerinin cumhuriyetin birinci yüzyılındaki sorunların bedelini ağır bir şekilde ödediğine dikkati çeken Çilem Küçükkeleş, “Bu ağır bedeli ödeyen toplumsallıkların da yeni yüzyıla böyle devam etmemesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz” dedi.
Çilem Küçükkeleş, Kürtlerin uzun soluklu mücadelesi sonucu Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başladığına işaret ederek, “Gerçekten barışabilirsek demokratikleşme olur. Yoksa kaoslu bir cumhuriyet, maalesef hiçbirimizle barışamıyor. İktidar hepimizi dışında bırakan bir barış süreci yürütmek istiyor. Barış dediğimiz şey hepimizi ilgilendiriyor, o sadece bir masa meselesi olamaz. Kürt hareketi süreci Türkiye halklarıyla beraber yürütmek istiyor. Ama AKP iktidarı bu süreci herkese kapatan, sadece kendisinin konuştuğu bir yere evriltmek istiyor. AKP’nin politikası uzun süredir böyle, aslında bu yeni değil. AKP, uzun süredir Türkiye’de sivil toplumu ciddi oranda yıprattı ve geriletti” şeklinde konuştu.
Barışın sağlanması için toplumsal bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu söyleyen Çilem Küçükkeleş, “Barış sadece Kürt halkını ilgilendiren bir süreç değil; Aynı zamanda cinsiyetler arası barışı, inançlar arası barışı ve halklar arası barışı da ilgilendiren bir şeydir. Çünkü cumhuriyet ne zaman ‘tek’ olmaktan çıkarsa, o zaman hepimizi gören bir yere doğru evrileceğini düşünüyorum. Doğal olarak ben de uzun süredir heyecanla takip ettiğim bu süreçte şunu bekliyordum; Toplum bu sürece neresinden dahil olacak? Nasıl dahil olacak? Bunun yöntemi ne olacak? Yaklaşan konferans biraz da buna fırsat veren şeylerden biri. Ama çok daha geniş bir hareketliliğin olması gerekiyor” dedi.
Süreci sahiplenen kesimlerin başında kadınların geldiğini ifade eden Çilem Küçükkeleş, “Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’ni kurdular, eylemlerini yaptılar. Ancak onun dışında daha çok süreci izleyen bir yerde duran bir toplumsallık var maalesef. İşte bunu aşmak için de çeşitli yöntemlere ihtiyaç var. Bu yöntemlerden biri de birlikte konuşmak meselesidir. Çünkü birlikte konuşursak birlikte yaşayabiliriz. Birlikte konuşmazsak devletin uzun süredir bizi birbirimizden ayırdığı, karşı karşıya getirdiği, hatta bu karşıtlığı kemikleştirdiği meseleyi aşamazsak demokratik bir cumhuriyeti inşa edemeyiz” ifadelerini kullandı.
Kadınlar için konferansın önemine değinen Çilem Küçükkeleş, “Birlikte yaşama kültürünü kuranlar kadınlardır. Kadınlar ‘birlikte yaşayabiliriz’ duygusunu kurdular ve o duygu, bugün bu kadar geniş insan topluluklarını, devletleri ve ülkeleri kapsayan bir yere dönüştü. Doğal olarak bu birlikte yaşamın içerisinden kadını çıkarınca, bugünkü kaoslu dünyayı hep birlikte takip ediyoruz. Bu kaosun en büyük ana damarlarından biri kadınla birlikte yaşamayı bilmeme meselesidir. Önce kadın-erkek eşitsizliğini, yani ana meseleyi çözersek tüm diğer meseleleri de çözebiliriz. Demokratikleşecek cumhuriyetin önce kadınla barışması gerekiyor. Bir barış, bir çatışmasızlık ve bir siyaset alanı açıldığında, ben Türkiye’de çok önemli bir kadın entelektüel birikiminin oluştuğunu ve tüm süreçlerin daha hakkaniyetli yürümesi için de çok kıymetli katkıları ve müdahaleleri olacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.
Çilem Küçükkeleş, şunları söyledi: “Bu cumhuriyet kurulurken, genel jeopolitik toplama bakınca bir ulus devletler cumhuriyetiydi. Cumhuriyet kıymetli bir kelime ancak ulus devlet cumhuriyeti antidemokratik bir cumhuriyettir; yani farklılıklarıyla yaşamayı bilmeyen bir cumhuriyettir. Bu cumhuriyet, 100 yıl boyunca bunu deneyimledi ama deneyimlediği yerden yeni bir yol haritası da kuramadı. Önümüzdeki yüzyılı da böyle devam ettirmek istiyor. Daha doğrudan söylemek gerekirse, önümüzdeki yüzyıl böyle devam edemez. Önümüzdeki yüzyıl, toplumların farklılıklarının katliamdan, kırımdan geçtiği bir yüzyıl daha olamaz. Doğal olarak bunu ‘İkinci Cumhuriyet’ diye adlandırmayalım ama ‘Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı’ diyelim. O yüzyıl da başladı. İkinci yüzyıl açısından değişim, dönüşüm, yeniden inşa ve toplumsallaşmayı öğrenen bir cumhuriyete evrilmesi gibi bir fark koyabiliriz.”
MA

















