Agirî’de son günlerde şüpheli kadın ölümleri ve kadına yönelik şiddette artış yaşanırken, en son Gülden Kömürcü evli olduğu erkek tarafından katledildi. Olay yerinden kaçan fail hala yakalanmadı. Kadın katliamları “intihar”, “kaza” ya da “şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçirilirken, kadın örgütleri artışın en temel nedenlerinden birinin caydırıcılığı sağlayan etkin soruşturma süreçlerinin işletilmemesi ve cezasızlık politikası olduğunu belirtiyor.
Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Dilan Başboğa, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘FAİL SADECE ERKEK DEĞİL’
Geçmişte belediyeler bünyesinde kurulan kurumlarının gasp edilerek kadınların korumasız bırakıldığını, yargının cezasızlık zırhıyla faillerin sırtını sıvazladığını belirten Dilan Başboğa, “Belediyelerimiz bünyesinde kurduğumuz kadın danışma merkezleri, sığınaklar ve ‘Alo Şiddet’ hatları kayyım politikalarıyla kapatıldı. Agirî’de şiddete maruz kalan bir kadın, karakola gittiğinde çoğunlukla ‘kocandır, barışın’ denilerek, eve geri gönderiliyor. Gidebileceği, anadilinde destek alabileceği, kendini güvende hissedeceği mekanizmalar elinden alındı. Bu kurumsal boşluk, kadınları doğrudan katillerin insafına terk etti. İşte bu yüzden katliamlar politiktir. Fail sadece tetiği çeken değil, kadını savunmasız bırakan sistemdir” dedi.
Faillerin cezasızlık politikalarıyla koruma altına alındığının altını çizen Dilan Başboğa, “Kürdistan’da yürütülen siyaset, kadının özgürlük istenciyle doğrudan savaşıyor. Kadın özgürleşirse, toplum özgürleşir ve bunu çok iyi biliyorlar. Agirî gibi kentlerde korucuların ya da üniformalıların karıştığı suçlar bilerek örtbas ediliyor veya cezasız bırakılıyor. Yargı, fail erkek olduğunda ‘haksız tahrik indirimi’, ‘iyi hal indirimi’ uygulayarak adeta erkeğin sırtını sıvazlıyor. Fail, cinayeti işledikten sonra birkaç yıl yatıp çıkacağını ya da arkasındaki aşiret-siyaset ilişkileri sayesinde korunacağını biliyor. Cezasızlık, yargının erkeğe verdiği bir ‘katliam icazetidir’. Bir kadın katledildiğinde adli tıp raporlarının manipüle edilmesinden olay yeri incelemesindeki ihmallere kadar her şey bu cezasızlık zırhını korumak için devreye giriyor” dedi.
‘ŞİDDETİN KADER OLMADIĞINI ANLATIYORUZ’
Aşiret baskısı ve aileleri yalnızlaştırma politikalarına karşı hukuki ve toplumsal desteği büyüteceklerini dile getiren Dilan Başboğa, “En büyük engel ‘kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışı, ‘el alem korkusu’ ve aşiret baskısıdır. Aileler, bazen tehditle bazen de ‘siyasi malzeme yapmayın’ diyen kolluk baskısıyla yalnızlaştırılıyor. O evlere gittiğimizde sadece taziye dilemiyoruz. Onlara ‘Bu dava artık sadece sizin değil, tüm kadınların davasıdır’ diyoruz. Baroların kadın hakları merkezleriyle, ÖHD ile birlikte hukuki destek sağlıyoruz. Adliye önlerini eylem alanına çevirerek ailenin yalnız olmadığını faillere ve mahkeme heyetine gösteriyoruz. TJA olarak Agirî’de mahalle mahalle, köy köy gezerek, bu sessizlik duvarını yıkmaya çalışıyoruz. Şiddetin kader olmadığını, din veya gelenek adı altında meşrulaştırılamayacağını anlatarak toplumsal bilinci dönüştürüyoruz” ifadelerini kullandı.
ÖZSAVUNMA VE ÖRGÜTLÜ KADIN MECLİSLERİ
Kentteki tüm kurumlara kadın kırımına karşı ortak mücadele çağrısı yapan Dilan Başboğa, şöyle devam etti. “’Jin, jiyan, azadî’ sadece bir slogan değil, yaşamın kendisini eril sistemin elinden geri alma eylemidir. İlk acil adımımız, kadınların ev içlerine sıkıştırılmış yalnızlığına son vermek, her mahalle ve köyde özsavunma ve örgütlü kadın meclislerini kurmaktır. Bir kadın katledildiğinde o kenti faile ve onu koruyanlara dar edecek bir toplumsal refleks geliştirmeliyiz. Agirî’deki hiçbir kadın yalnız değildir, çaresiz ve mahkum değildir. Bize ölümü ve boyun eğmeyi dayatan bu sisteme karşı yan yana geleceğimiz TJA var. Sessiz kalmayın, bize ulaşın. Kentteki sivil toplum örgütlerine ve demokratik kurumlara da çağrımızdır; kadın katliamları toplumsal bir kırımdır. Bu kırıma karşı sessiz kalan her kurum bu suça ortaktır. Gelin, Agirî’yi kadın katillerinin serbestçe gezdiği bir kent olmaktan çıkaralım, kadın özgürlükçü bir yaşamı hep birlikte inşa edelim.”
MA / Serkan Satılmış
MA


















