Künye   Hakkımızda
23 Mayıs 2026, Cumartesi
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Sebahat Tuncel: Bahçeli sözlerini yasaya dönüştürüp, Meclis’e getirse daha anlamlı olur

Bahçeli’nin açıklamalarının siyaseten kırılmayı temsil ettiğini belirten Sebahat Tuncel, “mahkumiyet” tanımlamasına dair de “Bence Bahçeli'nin ne dediğinden ziyade bizim, Kürt halkının ne istediği önemli. Kürt halkı Önderliği’nin özgür olmasını istiyor” dedi.

23 Mayıs 2026
Sebahat Tuncel: Bahçeli sözlerini yasaya dönüştürüp, Meclis’e getirse daha anlamlı olur
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının üzerinden 1 yılı aşkın süreç geçti. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde iktidar kanadından adım atılmaması “tıkanma-dondurulma” tartışmalarını beraberinde getirirken Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ın statüsüne dair açıklamaları ve “yol haritası” adını verdiği metin gündeme oturdu. Metnin içeriği ve tanımlamalara dair eleştiriler gelişirken Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan tarafından yapılan anlaşma ile iktidar kanadında bir anlaşmaya varıldığı görüldü.

Süreç bağlamında yaşanan gelişmeler ve demokratik kamuoyunun üzerine düşen görevlere dair Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinen Azad-TJA) üyesi Sebahat Tuncel Mezopotamya Ajansı’nın sorularını yanıtladı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan bir süreçten söz ediyoruz ve bu sürecin üzerinden neredeyse bir buçuk yıl gibi bir süreç geçti. Şimdi bir “Tıkandı” tartışmaları var. Sizce gelinen aşama neyi işaret ediyor ve sürece dair genel tıkanma nedeni nedir sizce?

Devlet Bahçeli’nin DEM Parti grubuna giderek selamlaşması, arkasından 22 Ekim’de yaptığı çağrı ve Sayın Öcalan’ı aslında siyasete davet etmesi ile başlayan bir süreç. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan da bu çağrıya cevap verdi. 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bu yeni dönemde Kürt halkının eşitlik, özgürlük mücadelesinin, kadınların ekoloji mücadelesinin nasıl örgütleneceğini de ifade eden bir program. Yani sadece silahların susması değil; bir değişim, dönüşümden bahseden bir program. Ama iktidar, siyasetin değişim, dönüşümü, cephesinden bakmak yerine, yine sonuca odaklanan, yine güvenlikçi perspektifte, daha çok silahların bırakılmasına odaklanan bir yaklaşım içerisinde. Oysa Sayın Öcalan aslında bunun stratejik bir değişim olduğunu ifade etti. 52 yıllık silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş, yani Kürt halkının hak ve özgürlük mücadelesinin toplumcu bir sosyalizm diye tanımladığı demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmanın yaşam bulmasının yol ve yöntemini silahlı mücadeleden değil; demokratik siyasetten geçtiğini, devletin de buna olanak sağlaması gerektiğini ifade etti.

MHP’nin bu sürecin içerisinde yer alıyor olması, Devlet Bahçeli’nin devlet adına daha çok konuşmaları yapıyor olması da aslında bunun bir devlet refleksi olduğunu da gösteriyor. Devlet Bahçeli’nin çağrısı siyasetle çözüm demek.

27 Şubat çağrısının birinci yıl dönünde de cumhuriyetin Kürtlerle barışmasının, Kürtlerin de cumhuriyetle barışmasının altını çizdi. Yani yüzyıllık ağır bir toplumsal sorundan bahsediyoruz. Tarih, şimdi ve gelecek bağını kurmadan bir çözüm mümkün değil. Devletin inkar, imha ve asimilasyon politikasından vazgeçmesi, Kürtlerin kimliğini tanıması, Kürtlerin de isyan değil; demokratik entegrasyon, demokratik cumhuriyet perspektifiyle hem kendi kaderini kendi belirleyeceği, demokratik örgütsel bir, sisteme, siyaset yapmasına olanak verilmesi hem de cumhuriyetle eşit, özgür yurttaşlık temelinde bir ilişki kurulması gerektiği üzerinden vurgular. Yani esas mesele siyaseten dönüşüm. Yani Kürt meselesinin nasıl çözüleceği, hangi yol ve yöntemlerle çözüleceği meselesi.

Esas itibariyle Kürt halkının özgürlük sorunu çözümü konusundaki mücadelesi devam ediyor. Devlet cephesinden stratejik bir değişiklikten ziyade, Ortadoğu’da yaşanan konjektürel gelişme, savaş ve çatışmanın derinleşmesi, 3’üncü Paylaşım Savaşı’nın Türkiye’yi de kapsayacak bir şekilde genişleme ihtimali. MHP’nin bu sürecin içerisinde yer alıyor olması, Devlet Bahçeli’nin devlet adına daha çok konuşmaları yapıyor olması da aslında bunun bir devlet refleksi olduğunu da gösteriyor. Devlet Bahçeli’nin çağrısı siyasetle çözüm demek. Ama bunun gereğini yapmayan bir siyaset var. Yani sonuçta AKP, bu geçen bir buçuk yıllık süreç içerisinde bu stratejik değişim dönüşüme yol verecek, demokratik siyasetin önünü açacak somut bir adım atmadı. Sadece söylediği; “Biz bu süreci başarıya ulaştıracağız. Adımlar atacağız.” Ama somut da Meclis’teki komisyon ve komisyon raporu dışında herhangi görünen somut bir adım atılmadı. Tıkanma noktası esas itibariyle işte stratejik yaklaşımla da alakalı. Şimdi Devlet Bahçeli’nin sözüyle söylersek, kuşun çift kanatlı uçması gerekir. Diğer kanadının inşa edilmesi gerekir. Diğer kanatta da sorumlu olan Cumhur İttifakı aslında. Belki Devlet Bahçeli’nin son açıklaması bu yaşanan tıkanmayı gidermek açısından bir şey gibi görünüyor. Ama AKP bunun gereğini ne kadar yapacak? Önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Kürt siyaseti ve kadınlar bu meselenin toplumsal ayağını örmek adına çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmalar nasıl gidiyor? Bir de orada halk buluşmalarında nasıl tepkiler alıyorsunuz? İnsanların sürece yaklaşımı ve süreçten beklentileri ne?

Ya tabii bu sürecin başladığı koşullara baktığınızda; hatırlarsanız o dönem sürekli Rojava’ya bir kara operasyonu tartışması yürütülüyordu. Yani Kürt karşıtı politikanın tavan yaptığı bir süreç. Kürt siyasi hareketinin kendisini bu savaş ve çatışmaya göre konumlandırdığı bir süreçte Devlet Bahçeli’nin çağrısı ve Sayın Öcalan’ın cevap vermesiyle beklenmedik bir süreç başladı. Doğal olarak bu kadar negatif bir süreçte, baskı rejiminin de iktidarda olduğu bir süreçte kayyım politikası devredeyken ister istemez insanlarda, “Ne oluyor?” sorusu gündem oldu. Uzun süre, “Bu devlete güven olur mu? Tamam barış olsun istiyoruz ama Devlet adım atmaz. Bir yandan işte barış diyorlar ama bir yandan hala muhaleftlere yönelik operasyon devam ediyor. CHP’ye yönelik operasyon devam ediyor” noktasından negatif bakma vardı. Bu haksız sayılmaz.

Devletin Kürt karşıtı politikasını değiştirdiğine dair ne dilde ne üslupta ne de siyasetçilerin açıklamalarında bir değişim görmüyor. Sonuçta bir zorlanmayla bu sürece girildiği görülüyor ama bunun toplumsal yansıması yok. İktidar ısrarla Batıya anlatmıyor. İkincisi baskı siyasetine devam ederek çözümsüzlükten yana bir tavır gösteriyor. Doğal olarak çözüm isteyenler, barış isteyenler de bütün bu tabloya baktığında, umutsuzluk ve çözümsüzlük görüyor.

Kürtler, kadınlar, sosyalistler devlete güvenerek mücadele etmiyor. Devletin temsil ettiği o tekçi, otoriter, faşizan yönleri değiştirmek için mücadele ediyoruz.

Kürtler, kadınlar, sosyalistler devlete güvenerek mücadele etmiyor. Devletin temsil ettiği o tekçi, otoriter, faşizan yönleri değiştirmek için mücadele ediyoruz. Yani demokratik sosyalist bir yaşamı inşa etmek için, demokrasiyi, özgürlükleri inşa etmek için mücadele ediyorsun. Bu da bir mücadele süreci. Barışın kendisi de mücadele ile gelişecek olan bir nokta. O yüzden bakış açısını değiştirmek lazım. Devlete, iktidara bakınca doğal olarak umutsuzluk görüyorsunuz. Bu sistemin, sistem partilerinin, düzen partilerinin topluma vereceği bir şey kalmamış. İktidar, çok uzun süre iktidarda olmasının da yarattığı bir şeyle antidemokratik bir karaktere bürünmüş. İster istemez toplumda ciddi bir reflekse de neden oluyor.

Esas sorun şu; Bu toplumun yaşadığı bu öncüsüzlük haline, mevcut bu siyasetten bıkmış, buradan bunu değiştirme talebine cevap olabilecek bir sol-sosyalist seçenek yaratamamak. Asıl problem alanı burası. Oysa Sayın Öcalan’ın başından itibaren ortaya koyduğu bu programla, devletten bağımsız olarak, stratejik olarak silahlı mücadeleyi sonlandırdığını ve bundan sonra Kürt halkının özgürlük mücadelesini demokratik siyaset kanalları aracılığıyla yapacağını ilan etti. Aslında bu bir mücadeleyi bırakma değil; mücadeleyi dönüştürme, mücadelenin araçlarını değiştirme. Bu başta çok anlaşılmadı. Yani sanki bir süreç başlıyor, bu süreçte bütün sorunlar çözülecekmiş gibi. Oysa bütün sorunlar çözmekten ziyade, demokratik siyasete alan açan bir geçiş aşaması olarak tanımlamak gerekir.

O bir yıllık süreç içerisinde yapılan halk toplantılarıyla, toplumla temas ettiğinizde şimdi daha anlaşılır bir noktaya geldi. Eğer bunun bir oldu-bitti olayı değil, bir süreç olduğu anlaşılırsa daha da güçlü bir çıkış yapılacağını düşünüyorum. Batı cephesinde sorun var. Kürtler öyle ya da böyle daha politikler, bu mücadelenin içerisindeler. İlk başta bir tartışma olsa da, şimdi kavradılar. Yani bunun bir mücadele süreci olduğu gerçeğini kavradılar.

Tabii Kürtlerde de hala kafası karışık olan, bu sürecin nereye gideceğini bilmeyen, “Devlete güven olur mu?” diyen, kendisini burada sakınan bir yerde olan var.

Ama yaşanan ekonomik kriz, enflasyonun yükselmesi, insanların açlıkla sınanması, gelir adaletsizliği, sosyal adaletsizlik, birçok alanda baskı ve şiddet politikasının batıda da erkek devlet şiddetini derinleştirmesi, doğa talanını meşrulaştırılması gibi pek çok sorunsallıklar var ama bunun barışla bağ kurma meselesinde sorun yaratıyor. Hani barış olursa bütün bu sorunlarla mücadele etmenin daha da kolaylaşacağı konusu çok konuşulmadığı için, sol-sosyalist hareketler sürece biraz şüpheyle yaklaştı. AKP karşıtlığının aslında süreç karşılıklılığına dönüşmesi… AKP karşıtlığı aslında AKP’nin elini güçlendiren bir siyasete dönüştü. Niyet o değildi ama böylesi bir sorunsallık yaşıyoruz.

Bütün bunlarla birlikte esas itibariyle ezilenlerin, emekçilerin, kadınların hak ve özgürlük mücadelesi verenlerin nefes almasına yol açmıştır. Şimdi bunu süreklileştirmek ve barışa evriltmek bizim görevimiz. Devlete, iktidara bakmak yerine kendimize bakmak ve nasıl yaşamak istiyoruz, bu yaşamı nasıl öreceğiz sorusunu cevaplayarak halkların beklediği o öncülük misyonumuzu yerine getirirsek, barış daha mümkün olur.

CHP’ye yönelik baskılar CHP’nin tam da belki Kürt sorununun çözümüne dair söz söylemeye başladığı bir süreçte de yaşandı. İktidarın bu anlamdaki amacı neydi? Bu yaklaşıma karşı CHP başta olmak üzere, diğer muhalefetin pozisyonu ne olmalı?

Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendisiyle uğraşır hale getirmek, bir devlet stratejisi olarak ortaya çıkıyor. Yani AKP aslında CHP’ye yönelik baskı siyasetiyle, gözaltı, tutuklama, belediyelerine kayyım ataması stratejisiyle kendi çözümsüzlük politikasını ya da kendi stratejisinin yanına CHP’yi dahil etmek istiyor. Dikkat edin AKP medyası hala Kürt sorunun çözümü tartışılmıyor. Süreç tartışılmıyor. Bu strateji devam ediyor. Türkiye’yi daha çok CHP gündemiyle, muhaliflere yönelik siyasetle ya da başka gündemlerle, Ortadoğu’da şimdi İran daha çok konuşuluyor. Türkiye’de Kürt meselesi konuşmak gibi bir konu yok. Çünkü AKP’nin derdi Kürt sorunu çözmek değil. Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin hukuki ve siyasi güvenceye alınması konusunda bir stratejik yaklaşımdan ziyade “Negatif barış” anlayışı var. “Silahlar bitsin. Ben de hiçbir hak vermeyeyim. Bu böyle bir şey olsun” gibi bir yaklaşım içerisinde. Bir yandan da hak, özgürlük, demokrasi ve barış talep edenler var. Orada adım atmak durumunda kalıyor. Yani bütün bu şeylere rağmen AKP toplumsal talebi görmezden gelemez.

Sayın Öcalan’ın aslında dönem dönem siyasi parti liderlerine gönderdiği mesajlar bu sürecin bir AKP meselesi yani iktidarla ifade edilecek bir mesele olmadığı, bir devlet meselesi olduğunu, devletin Kürtlerle barışma meselesi olduğunu ve herkesin bu konuda üzerine düşen bir rol oynaması gerektiğini ifade etti. Bir şekilde CHP de aslında bunu görmüş görülüyor. Yani Özgür Özel şahsında yapılan açıklamalar, -Her ne kadar İmralı’ya üye vermese de- Kürt sorunu konusunda işte gerekli hukuki adımların atılması konusunda yaklaşımları bence önemli. Ana muhalefet partisinin Kürt meselesinin dışında kalması beklenemez. Ama sorun şu; CHP de bunu araçsallaştırıyor. Bir seçim yatırımı olarak bakıyor. Yani Kürt meselesinin çözümü, Kürt sorunun çözümü konusunda şey yapmaktansa, bu alanı AKP’ye kaptırmamak, Kürtleri seçimler sürecine kendisine destek vermek stratejisi olarak bakıyor. Oysa bu olmasa şu anki süreçte devleti barışa zorlayacak, Kürt sorunun çözümüne zorlayacak daha aktif bir politika içerisinde olması gerekir. CHP basını da öyle tartışıyor. İşte cumhurbaşkanı yeniden aday olacak mı, olmayacak mı? Kürtler kime destek verecek gibi seçime, sandığa indirgeyen bir siyaset tarzı, bugün sorunun çözümü önünde de engel bence. Yani bu kadar önemli bir sorun sadece seçimlerde kim başkan olacak meselesine indirgememek lazım.

Aslında bugün devletin, cumhuriyetin yaşadığı krizlerle bir şekilde Cumhuriyet Halk Partisi değişiyor. Yani Kürt meselesine yaklaşım meselesi. O yüzden orası değişirse bütün devlet de değişecek. Yani 100 yıllık o Kürtleri yok sayan, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini yok sayıp, tekçi, otoriter faşizan bir yönelime eviren cumhuriyet demokratikleşmesinin yolu da, Kürt meselesinden geçer. Cumhuriyet Halk Partisi bunu fark etse, gerçekten iktidar olmaması için hiçbir neden yok yani.

Bahçeli bu sürece dair aslında işaret fişeğini çakan kişi. “Umut hakkı” dedi ve sürece dair birçok kritik noktada açıklamalar yaptı. En son Abdullah Öcalan’ın statüsünün tartışıldığı yerde bir statüden söz etti. Ardından da 7 maddelik bu tanımlamayı da kapsayan bir açıklama yaptı. Bahçeli’nin açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devlet Bahçeli’nin hani o bir buçuk yıldır gösterdiği performans ya da yaptığı açıklamalar aslında önemli. Yani Türkiye siyasetinde bir kırılmayı ifade ediyor

Devlet Bahçeli’nin hani o bir buçuk yıldır gösterdiği performans ya da yaptığı açıklamalar aslında önemli. Yani Türkiye siyasetinde bir kırılmayı ifade ediyor. O yüzden küçümsememek gerekir. Ezber bozan bir yerde. Devletteki kırılmayı da gösteriyor. Devlet Bahçeli gibi birinden, muhafazakar, sağ, Kürtlere nefes aldırmayan bir söylemden; gelip, “Siyaset yapsın, ‘umut hakkı’ndan faydalansın” açıklaması önemli bir kırılmayı ifade ediyor. Yine süreç içerisinde aslında bir şekilde bu açıklamalarında ısrar etti, geri adım atmadı. En son şimdi yaşanan bir tıkanmaya da çözüm olarak bir perspektif sunuyor. İçerik, yani kullandığı dil, üslup, amacı tartışılabilir. Ama bence önermesinde iki önemli başlık var. Bir tanesi Sayın Öcalan’ın statüsü meselesi. Aslında Sayın Öcalan’ın statüsü demek Kürtlerin statüsü demek. Sayın Öcalan Kürtler adına müzakere yürütüyor. Yani kişisel bir mesele, bir yetki makamı değil; siyaseten tanınmak anlamına geliyor. Zaten o yüzden de başlıkta barış ve siyasal süreç koordinatörlüğü gibi bir şey önermişti. Aslında tartışmalarda da ortaya çıkan Sayın Öcalan’ın siyaseten bu sürecin yürütücüsü, baş müzakerecisi olarak eşit koşullarda müzakere yürütmesinin… Siyaseten tanınırlık önemli. O açıdan bu önermelerden birisi, bu siyaseten tanınma şeyini giderecek formülasyonlardan birisi. Bu önemli diye düşünüyorum. Tabii ki meclis komisyonunun Sayın Öcalan’la gidip görüşmesi, bu tarafları dinlemesi açısından önemliydi. Bu da siyaseten aslında Sayın Öcalan’ın muhatap alındığını gösterir. Şimdiye kadar Meclis ne yazık ki Kürtler, Kürt liderleri açısından aleyhe kullanmış. İşte İstiklal Mahkemeleri biliyorsunuz. Hepsi milletvekillerinden oluşuyor. Onlar hep idam kararları almışlar. Sayın Öcalan da diyor ya, “Biz ilk kez bu sorunu dar ağacında değil, masada çözeceğiz. Son sözümüzü dar ağacında değil, masada söyleyeceğiz.” Bu çok önemli ve kıymetli. Meclis komisyonundan üç milletvekilinin -sayı önemli değil- gidip Sayın Öcalan’la görüşmesi, bu siyaset muhataplığı gösterdi ama bunun kurumsal hale dönüşmesi konusunda bir sorun hali var.

İkincisi müzakere, eşit koşullarda yürütülmeli. Bir tarafta devlet alabildiğine her şeyle özgür, bütün olanakları kullanıyor ama Sayın Öcalan’ın üzerinde hala tecrit sürüyor. Sadece hala Adalet Bakanlığı iznine tabii ya da heyetimizin gittiği, avukat ve aile gittiği bir koşullarda eşit müzakereden bahsedilemez. O yüzden de bu sürecin yürümesi açısından, barış ve siyasi süreç koordinatörlüğü önemli bir alanı çözebilir. İkincisi, dünya örneklerinde de krize girdiğinde ya da durduğunda ya da başka provokatif bir şeyler olduğunda üçüncü bir göz, ülke var. Ama Türkiye’de bu yok. Bunun içinde aslında meclisteki gruplardan, parlamentoda grubu bulunan ya da işte grubu olmasa da siyasetlerin içerisinde olacağı bir koordinatörlükte bu demokratik siyasete geçiş sürecini takip edebilir. Bu açıdan da önemli diye düşünüyorum.

Ama burada sorun alanı şu; Devlet Bahçeli bunları işte çağrı yapacak, bunları “Yapın” diyen konumda olmaması gerekir. Kendisi iktidar ortağı; yapması gerekir. Problem alanı burası. Yani önermelerini hayata geçebilmesi için yasal sürecin işlemesi gerekir. Başından beri Sayın Öcalan diyor ki; “Bu sürecin güvencesi hukuk olacak.” Hukuki adımlar atılmıyor. Nasıl olacak bu iş? Dolayısıyla çağrı yapan değil; yapan, yasa çıkaran konumda olması gerekir. AKP, MHP sonuçta Cumhur İttifakı’nın bir gücü var. Bunu yasaya dönüştürüp, Meclis’e getirse daha anlamlı olur.

Bu programın AKP’den bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Zaten cumhur başkanı ile görüştükten sonra açıkladı. Belli ki bir tartışma yürütülmüş. Şimdi soru şu; bu yasa Meclis’e gelecek mi? Bu bahsedilen koordinatörlük konusunda, bu sürecin demokratik siyasetin yolunu açması konusunda yasal adım atılacak mı atılmayacak mı? Yapılması gereken şey bu. Yani önümüzdeki dönem mecliste tatile girecek. Az bir zaman kaldı.

Sürece “umut hakkı” sözü ile başlayan Bahçeli “yol haritası” adını verdiği açıklamada Abdullah Öcalan’ın “mahkumiyet hakkı saklı kalmak şartıyla” ibaresini kullandı. Abdullah Öcalan özgür olmadan sürecin başarıya ulaşması mümkün mü?

Bence Bahçeli’nin ne dediğinden ziyade bizim ne istediğimiz, Kürt halkının ne istediği önemli. Kürt halkı Önderliği’nin özgür olmasını istiyor. Bunun içinde mücadele ediyor. Bir halkın önderi özgür değilse, onun şahsında o halk özgür değildir. Dolayısıyla o koşulları ne Devlet Bahçeli, ne Erdoğan belirleyebilir. Yani bu bunu halk belirlemiştir. “Kürt Halk Önderi” kavramı Kürtler adına siyaset yapmak, Kürtler adına süreci yürütmek, Kürtler adına bir şey yapmak. Zaten bu tartışma dışıdır. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın kendisi aslında özgür bir insan. Yani bir mekanda zorla tutuluyor olması onun düşünsel olarak, zihinsel olarak özgür insan olmadığını göstermedi. Bence dünyada en özgür insan Sayın Öcalan’In kendisi. Sayın Öcalan’ın bu özgür kişiliğinin, onda kolektif iradesinde oluşan kişinin toplumla buluşmasını engelleyen bir iktidar, devlet gerçekliği var.

Örgütü ile, toplumla, halkla, kamuoyuyla konuşmadan demokratik bir siyasetten bahsedebilir miyiz? Siyaset dediğiniz şey bu yani. Diğeri iktidar kendine göre bir siyaset sınırına çizmeye çalışıyor ama Sayın Öcalan zaten siyaset yapıyor. Bütün dünya, Ortadoğu siyasetini şekillendirdi. Yani Rojava’ya yönelik müdahalesinden düşünelim, Rojhilat’a, İran siyaseti, Türkiye siyasetini değiştirip dönüştürmesi… Çünkü Sayın Öcalan sadece Kürtleri dönüştürmüyor. Kürt siyasi hareketini, Türkiye için de dönüşümü, değişimini hedefliyor. Yani demokratik bir cumhuriyet hedefi bundan bağımsız ele alınamaz. O açıdan devletin ne dediği meselesinden ziyade, Kürtler ne istiyor? Yani siz Kürtleri siyaseten muhatap alıyorsanız, sorun siyaseten çözülür demektir. O açıdan buradan bakmak gerekir. Yani yoksa hem Milliyetçi Hareket Partisi de, AKP de; Kürt sorununun çözümünü ya da Kürt varlığının inkarını ortadan kaldıracak, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alacak bir stratejiden bahsetmiyor.

Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ve manifestosuyla bu yeni dönemin yol haritasının ne olacağını göstermiştir. Devletten bağımsız olarak Ortadoğu’da, dünyada yaşanan siyasal, toplumsal, ekonomik gelişmeler ışığında demokratik toplumcu bir sistemi, antikapitalist bir mücadeleyi, demokratik siyasetle yürütmek istediğini ifade etmiş ve bunu topluma deklere etmişti. Şimdi önemli olan bunun gereğini yerine getirmektir

Devlet gelinen aşamada Ortadoğu’daki o siyasi sürecin Türkiye aleyhine dönüşebileceğini, Türkiye’deki Kürtlerin bir şekilde kendi önlerinde engel olacağını, bir Kürt-Türk ittifakına ihtiyaç duyduklarını gösteriyor. Ama Kürt siyasi hareketi, demokratik güçler, sosyalistler, kadın hareketi ne diyor? Yani, “Biz eşit, özgür bir koşulda demokratik bir siyaseti geliştireceğiz, devleti dönüştüreceğiz” diyor. Bu bizim mücadele gerekçemiz zaten. O yüzden ben mesela bunu tercih ederim. Kendi baktığımız yere bakmayı tercih ederim. Sorun şu, bir tıkanma var mı? Var. Bu süreci ilerletmek istiyor muyuz? İstiyoruz. Devlet Bahçeli’ye eşzamanlı olarak DEM Parti grubunda da benzer bir formül önerildi ama o konuşulmadı. İktidar adına konuştuğu için doğal olarak Devlet Bahçeli’nin açıklamaları konuşuluyor. Esas itibariyle DEM Parti’nin önermesinde de Sayın Öcalan’ın özgür çalışır koşullarının sağlanması ve süreci yönetebileceği bir mekanizmanın kurulması var. Aslında çakışan örnekler. O açıdan onun uzun uzun ne dediğinden ziyade, eğer bir Kürt sorunu çözülecekse, Kürt halkının hak ve özgürlükleri tanınacaksa, gerilla gelip demokratik siyasete katılacaksa, Avrupa’dakiler gelecekse, cezaevindekiler çıkacaksa, Sayın Öcalan’ın İmralı’da kalmasının bir anlamı var mı? Bütün Kürtler adına bu müzakereyi yürüten kişinin koşulları değişmeyecek, diğer her şey değişecek. Bu siyaseten de, ahlaken de, psikolojik olarak da, sosyolojik olarak da, bilimsel olarak da mümkün değil yani. Esas sorun zaten tıkanma nedeni Kürt meselesinde Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin tanınıp, sorun çözülme meselesi. Sayın Öcalan Kürtler adına bunu yürüttüğü için, Kürtlerin statüsünün tanınmasını istediği için süreç tıkanmış durumda. Asıl sorun alanı bu.

Yoksa Sayın Öcalan’ın kendisi siyaseten dönüştürüyor. Silahları bırakıyor zaten. “Ben silahlı mücadeleyi bıraktım” diyor. Devlet Bahçeli’nin bunu söylemesine gerek yok. Eğer devlet kapı açarsa, Sayın Öcalan’ın bu stratejisi hayat bulacak. Eğer kapı açmazsa, gereğini yapmazsa; bu şey ortadan kalkmış olacak. Savaş, çatışma devam edecek. Kürtler açısından seçenek bırakmıyor çünkü. O açıdan oraya bakmak yerine gerçekten bence bu süreci aşacak temel şey, Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarının sağlanması; ikincisi de sürecin takibini yapacak, olası engelleri aşacak bir mekanizmanın kurulması. Parlamento, sivil toplum örgütleri bu konuda görev üstlenebilir. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi açıklama yaptı. O sorumluluğu üstleniyor. Bu sürecin hem denetlenmesi hem gelişimi hem de mücadelesi konusunda inisiyatif aldığını ifade ediyor. Mesela orası bunu denetleme içine girebilir. Yani demek istediğim gelinen aşamada artık şunu kabul etmek lazım; Sayın Öcalan stratejik bir değişim yapmıştır. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ve manifestosuyla bu yeni dönemin yol haritasının ne olacağını göstermiştir. Devletten bağımsız olarak Ortadoğu’da, dünyada yaşanan siyasal, toplumsal, ekonomik gelişmeler ışığında demokratik toplumcu bir sistemi, antikapitalist bir mücadeleyi, demokratik siyasetle yürütmek istediğini ifade etmiş ve bunu topluma deklere etmişti. Şimdi önemli olan bunun gereğini yerine getirmektir.

Dicle Müftüoğlu – Helin Özgün / MA

İlgili Haberler

İstanbul’da bayram trafiği başladı
Gündem

İstanbul’da bayram trafiği başladı

23 Mayıs 2026
45 kent için ‘sarı kod’ uyarısı yapıldı
Gündem

45 kent için ‘sarı kod’ uyarısı yapıldı

23 Mayıs 2026
Alzheimer hastası tutsak ATK raporuna rağmen tahliye edilmiyor
Gündem

Alzheimer hastası tutsak ATK raporuna rağmen tahliye edilmiyor

23 Mayıs 2026
ABD İstihbarat Direktörü istifa etti
Gündem

ABD İstihbarat Direktörü istifa etti

23 Mayıs 2026
Birçok ilde “mutlak butlan” protestosu
Gündem

Birçok ilde “mutlak butlan” protestosu

22 Mayıs 2026
Özel: Direnişse direniş, boykotsa boykot
Gündem

Özel: Direnişse direniş, boykotsa boykot

22 Mayıs 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Nükleer Tehlike Kapıda
Politika'dan Yorum

Nükleer Tehlike Kapıda

Politika Haber
6 Nisan 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

İstanbul’da bayram trafiği başladı

İstanbul’da bayram trafiği başladı

23 Mayıs 2026
45 kent için ‘sarı kod’ uyarısı yapıldı

45 kent için ‘sarı kod’ uyarısı yapıldı

23 Mayıs 2026
Alzheimer hastası tutsak ATK raporuna rağmen tahliye edilmiyor

Alzheimer hastası tutsak ATK raporuna rağmen tahliye edilmiyor

23 Mayıs 2026
ABD İstihbarat Direktörü istifa etti

ABD İstihbarat Direktörü istifa etti

23 Mayıs 2026
Sebahat Tuncel: Bahçeli sözlerini yasaya dönüştürüp, Meclis’e getirse daha anlamlı olur

Sebahat Tuncel: Bahçeli sözlerini yasaya dönüştürüp, Meclis’e getirse daha anlamlı olur

23 Mayıs 2026
Çin’deki kömür madende patlama, 82 kişi yaşamını yitirdi

Çin’deki kömür madende patlama, 82 kişi yaşamını yitirdi

23 Mayıs 2026
ABD-İran hattında yeniden savaş ihtimali gündemde

ABD-İran hattında yeniden savaş ihtimali gündemde

23 Mayıs 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!