Kapitalist sermayenin Kürdistan ve Türkiye’de madenler eliyle ekolojiye verdiği zarar her geçen gün artıyor. Azami kar hırsıyla hareket eden sermaye maden arama ve çıkarma faaliyetleriyle kazılmadık yer bırakmıyor. Bu yılın Ocak ayında Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) 59 ilde 182 adet sahada toplam 54 bin 746 hektarlık (76.675 futbol sahası genişliğinde) alanı ihaleye çıkardı. Şubat ayında ise 67 ilde tam 485 adet maden ruhsat sahasını satılığa çıkardı. Bu 485 ruhsat alanının 288 tane maden sahası ise mega yani bin hektardan büyük sahalar.
Doğası büyük ölçüde tehlike altında olan Kürdistan’ın 24 kenti ve 192 ilçesinde, 2025 yılında 2 bin 207 Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusu yapıldı, 625’i hakkında “ÇED gerekli değildir” kararı verildi. Dêrsim hem madenlerle hem de RES, GES, JES ve barajlar ile talan edilmek isteniyor. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dêrsim Şubesi İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreteri Uğur Beycan, hem Dêrsim özelinde hem de bir bütün olarak Kürdistan ve Türkiye’de ekokırıma neden olan madenler dair konuştu.
150’NİN ÜZERİNDE MADEN
Son 10 yılda Dêrsim’de madencilik faaliyetlerinin yoğunlaştığını söyleyen Beycan, Dêrsim’de şu anda 150’nin üzerinde maden faaliyeti yürütüldüğünü aktardı. Pulur’un (Ovacık) yüzde 26’sının, Munzur Dağları’nın yüzde 22’sinin, Dêrsim’deki meraların yüzde 56’sının ve tabiat parklarının da yüzde 42’sinin madenlerle ruhsatlandırılmak istendiğini söyleyen Beycan, “Bu faaliyetlerin yaklaşık yüzde 46’sı maden arama aşamasında, yüzde 4’ü ruhsat aşamasında ve yüzde 2’si de işletme aşamasında. Nedir bu maden faaliyetleri? Bunlar mühendislik alanından 4A, 4B dediğimiz ağır metaller yani alüminyum, bakır, altın, kadmiyum gibi madenler üzerine şekilleniyor. Örneklendirecek olursak, Hozat-Ovacık sınırı dediğimiz Karaoğlan’nın tamamının neredeyse madene ruhsatlandırıldığını biliyoruz. Hemen Ovacık’ın arka sırtlarında Mercanların, Havaçor kısmında İliç bölgesinde bir altın madeni faaliyeti yürütülüyor. Ve bunları çoğunluklu olarak yabancı sermayeler yürütüyor” dedi.
‘ŞİRKETLERDEN YANA YASAL DÜZENLEMELER’
Madencilik faaliyetlerinde kamusal denetleme ve planlamanın olmadığına dikkat çeken Beycan, Erzîngan Licik’te (İliç) yaşanan maden faciasını buna birer örnek olarak verdi. Madencilik faaliyetlerinde mühendislik disiplinlerinin dikkate alınmamasının sonuçlarından birisinin ekokırım olduğunun altını çizen Beycan, “Mühendislik disiplinleri prosedür boyutunda kalan, yasalarla şirketlerin kar hırsının önünü açan devlet pratiği var. 2006 yılından günümüze kadar Maden Kanunu ve yönetmeliğinde yaklaşık 19’un üzerinde bir değişiklik yapıldı. Daha önce milli parklar, tabiat parkları, doğal parklar, sulama alanları, ‘askeri özel’ alanlar ve meralar gibi alanların tamamında bu yasal değişiklikler ve yönetmelik değişiklikleri ile birlikte madencilik faaliyetlerinin önündeki engeller kaldırıldı. Bu yasal zemin yaratılırken kamucu perspektiften değil tamamen şirketlerin sermayesine sermaye katma üzerine yasal düzenlemeler getirildi. Bu yasal düzenlemelerde denetleyecek herhangi bir mekanizma olmadığı için firmaların toprağı örselemesinden tutun kullanılan ağır kimyasallara kadar süzdürülemez bir yaşam açığı çıkartıyor” ifadelerine yer verdi.
NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ İLE TALAN
ABD ve Çin gibi hegemonik güçler için önemli olan nadir toprak elementlerine de değinen Beycan, birçok yerde kullanılan bu elementlerin egemen güçler için “ihtiyaç” olduğunu ifade ederek şu şekilde devam etti: “Nadir toprak elementlerinin hegemonik savaşlar yürütülürken ulus devletlerin savaş gücünün etkisini artırma noktasında önemli gerçekliği var. Bu gerçeklik ile birlikte uluslararası bütün şirketler buraya gözünü dikiyorlar ve savaş gücünü daha da arttırma ve bir hegemonyayı kendinden doğru tesis etme yaklaşımıyla bunu sürdürüyorlar. Ekokırım biraz da işte bu savaş gerçekliği, kapitalizmin ve hegemonik gerçekliğin sonucu olarak önümüzde duruyor. Buna karşı kamucu bir yaklaşımı tesis etme zorunluluğu tarihsel bir sorumluluk olarak bugün bir bütün Türkiye halklarının tamamının önünde duruyor. Bölgede bugün krom, altın ve bakır madenleri birçok alanda yayılmış durumda. Bir Cerattepe gerçekliği var, Cerattepe boşaltılacak. Yani neredeyse bir kentin altı boşaltılmış durumda. ‘Pirit elementi bulduk’ diyorlar. Pirit elementinin olduğu yerde altında bakır da bulunur. Hâlâ orada bakır madenciliğinin yanında bir de altın madenciliği yapma eğilimi var. Bugün baktığınız zaman Cudi ve Gabar dağlarında maden faaliyetleri yürütülüyor. Bugün Dêrsim’de çok yoğun maden faaliyetleri planlamaları var.”
TOPLUMSAL MÜCADELE
Tüm bu maden faaliyetlerine karşı halkı merkezine alan bir mücadelenin verilmesi gerektiğinin altını çizen Beycan, toplumsal mücadele ile hukuki mücadelenin paralel götürülmesinin önemli olduğunu belirtti. Beycan, son olarak “Madencilik faaliyetlerinin doğaya, topluma, insanlığa nasıl zarar verdiğini insanlara anlatmamız lazım. Dersim’in özelinden bir bölgenin tamamına kadar ortak aklın yaratılmasından, demokratik kitle örgütlerinden siyasi partilere kadar bu tartışmaları doğru yere oturtmaktan ve bunun merkezine de halkımızı oturtmaktan, bunun yanında hukuki süreçleri yürütmekten başka hiçbir alternatifimiz yok. Dêrsim halkı çevre mücadelesinde rüştünü ispatlamış halktır. Kitle örgütü ve siyasi partilerin buradaki öncülerinin bu anlayışla doğru öncülük yapması lazım. O doğru öncülükle bugün ekokırım politikalarına karşı ekolojik yaşamı, ekolojik yaşamın gerekliliği ve esası olan özgür yaşamı, özgür yaşamın gerekliliği ve esası olan özgür doğayı korumaktan başka hiçbir çaremiz yok” diye konuştu.
MA / Uğurcan Boztaş

















