İran’da idamlar aralıksız sürüyor. Resmi rakamlar açıklanmazken, Çin’den sonra dünya üzerinde idamların en fazla gerçekleştiği ikinci ülke olduğu düşünülen İran’da özellikle 2025 ile 2026 yılının ilk çeyreği en çok idamların gerçekleştiği yıllar oldu. Öldürülen babası Ali Hamaney’in yerine geçen Mücteba Hamaney’in başa gelmesiyle birlikte idamlar katlanarak arttı. Öte yandan idamlara dair kamuoyunda sesler yükselmeye devam ediyor. Rojhilat Barış Anneleri, idam cezalarının durdurulmasına yönelik çağrıda bulunurken, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), çeşitli etkinlerle protesto eylemleri gerçekleştiriyor.
Konuya dair çalışma yürüten İran İnsan Hakları Merkezi (IHRS), yaşanan idamlar ve yargılamalardaki hukuksuzluklara dair ajansımıza konuştu.
2 BİN 570 KİŞİNİN KİMLİĞİ TESPİT EDİLDİ
Tutuklu ve idam edilenlerin aileleri, yakın çevreleriyle yoğun koordinasyon sonucu topladıkları verilere değinen IHRS, ülke çapındaki son protestolar sırasında 3 binden fazla kişinin katledildiğini kaydetti. Bunlardan 2 bin 570’inin kimliğini tespit ettiklerini belirten IHRS, şunları aktardı: “Yeni isimler ve görüntüler doğrulandıkça belgeleme süreci devam ediyor diyebiliriz. On binlerce kişi tutuklandı. Bu durum keyfi gözaltı, adil yargılanma hakkının engellenmesi, bağımsız avukatlara erişimin olmaması, işkence ve zorla itiraf ettirme gibi yaygın bir uygulama modelinin de uygulandığını ortaya koyuyor. Özellikle Ocak 2026 protestolarında gözaltına alınanlar, rejimin kendi yargı sisteminde dahi tanımlanmış tüm yasal haklardan mahrum bırakıldı. Rejim, ailelerin bağımsız avukat seçmesini açıkça engelliyor. Bunun yerine çoğu zaman sanığın aleyhine çalışarak savcılığın dosyasını güçlendiren ‘kamu avukatları’ atamaktadır. Zorla kaybetme vakaları yaşandı. Gözaltındakiler uzun süre gizli merkezlerde, aileleriyle iletişim kurmalarına izin verilmeden tutuluyor.”
Gözaltında uzun süre tutulan Mohammad Amin Biglari örneğini veren IHRS, “19 yaşındaki bilgisayar mühendisliği öğrencisi ve kuaför çalışanı Mohammad Amin, 8 Ocak 2026’da tutuklandı. Sağlığı kötü olan babası onu üç hafta boyunca Kahrizak depolarında aradıktan sonra tesadüfen Ghezel Hesar Cezaevi’nde olduğunu öğrendi. Mohammad Amin, tutuklanmasından üç aydan kısa süre sonra 5 Nisan 2026’da idam edildi. Bu hız, herhangi bir temyiz veya savunma ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. İşkence altında itirafa zorlandı ve ailesiyle son görüşme hakkı tanınmadan idam edildi” diye belirtti.
SAVCILARA İDAM CEZASI TALİMATI
IHRS, bir hafta içinde idam edenlerin isimlerini açıklayarak, “Geçen hafta Amirhossein Hatami (18), Shahin Vahedparast (19) ve Ali Fahim (26) benzer koşullarda idam edildi. Halkın Mücahitleri Ordusu’nun (MEK) 6 seçkin üyesi üç gün içinde idam edildi. Bunlar matematikçi Vahid Bani-Amerian, elektrik mühendisi Pouya Ghobadi, hukukçu Babak Alipour, grafik mühendisi Mohammad Taghvi, inşaat mühendisi Akbar Daneshvarkar, mimar Abolhasan Montazer, bu kişiler tek kişilik hücrelere alındı ve ailelerine haber verilmeden asılarak idam edildi. Karaj Merkez Cezaevi, 2 hafta sonra inşaat mühendisi Hamed Validi ve işçi Mohammad Masoum-Shahi aynı şekilde idam edildi. 19 Mart’tan bu yana en az 23 siyasi tutsak idam edildi. Yargı Erki Başkanı Gholam-Hossein Mohseni-Eje’i, toplumu şok halinde tutmak ve yeni ayaklanmaları önlemek amacıyla savcılara idam cezalarını hızlandırma talimatı verdi” bilgilerini verdi.
GERÇEK SAYI DAHA YÜKSEK
IHRS, aldıkları hak ihlallerinde 28 Aralık 2025’te Tahran’da başlayan protestolarda gizli merkezlerde toplu gözaltılar, ailelerle iletişimin engellenmesi ve sistematik işkenceyi de belgelediklerini ifade etti. Raporlara göre, internet erişimi, belgelenmeyi engellemek amacıyla yaklaşık iki ay boyunca kısıtlamaya gidildiğini vurgulayan IHRS, “Ocak 2026’da gözaltına alınan çok sayıda kişi hâlen Ghezel Hesar Cezaevi’nde tecritte tutuluyor. Bu durum, tutuklamaların korku yaratmak ve idam cezalarına dayanak oluşturacak itiraflar elde etmek için yürütülen bir güvenlik stratejisi olduğunu göstermektedir. İnternet kesintileri nedeniyle kesin rakamlara ulaşmak zor. Ancak sahadan gelen verilere göre Ocak protestoları sırasında ve sonrasında 50 binden fazla kişi tutuklandı. Bunların bir kısmını isimleriyle belgeledik ancak gerçek sayı çok daha yüksek. Yargı süreçlerindeki şeffaflık eksikliği, ‘siyasi’ ve ‘genel’ tutuklular arasında ayrım yapmayı da zorlaştırmaktadır” ifadelerini kullandı.
‘İDAMLARLA KORKU İKLİMİ SÜRDÜRÜLÜYOR’
Rejimin ölüm cezalarıyla korku iklimi yaratmaya çalıştığını ve özellikle bu anlamda gençleri hedef aldığını belirten IHRS, rejimin bir anlamda idamları “iç kontrol aracı” olarak kullandığını kaydetti. IHRS, “Uluslararası kamuoyunun dikkati dış çatışmalara yönelmişken, içeride insan hakları ihlallerinin artma riski yükselmektedir” uyarısında bulunan IHRS şunları söyledi: “Mahkûmlar rehin olarak görülüyor. Diktatörlük, muhalefetin ‘demir yumrukla’ bastırıldığını göstermek için mahkûmları rehin gibi kullanıyor. Sistematik tehditler sürüyor. Ailelere, medyayla konuşmaları halinde bunun ‘düşmanla iş birliği yapmak’ anlamına geldiği ve bunun yakınlarının durumunu ağırlaştıracağı söylenerek tehdit edilmektedir. Rejim idam döngüsünü sürdürüyor çünkü asıl savaş halk ile rejim arasında. 1999, 2009, 2017, 2019, 2022 ve 2026’daki protestolarda görülen toplumsal patlama potansiyeli nedeniyle rejim, her protestoyu ‘yabancı destekli’ ilan ederek baskıyı meşrulaştırmaktadır. Sessizlik, jeopolitik karmaşıklıklar ve sınırlı bilgi akışından kaynaklanmaktadır. Ancak temel nedenlerden biri de yatıştırma politikasıdır” bilgisini paylaştı.
‘REJİMİ HESAP VERMEYE ZORLAYIN’
Batılı hükümetlerin petrol veya bölgesel istikrar karşılığında insan hakları konularında taviz verdiğini kaydeden IHRS, şöyle devam etti: “Sessizliği aşmanın bir yolu bağımsız belgeleme çalışmalarının güçlendirilmesidir. Savaşı, suçlarının hesabını vermemek için bahane olarak kullanan bir rejimle ‘her şey normalmiş gibi’ ilişki sürdürme yaklaşımının sona erdirilmesi gerekmektedir. Avrupa hükümetleri, tüm müzakereleri ve ticari ilişkileri somut insan hakları iyileştirmelerine, özellikle de ölüm cezasının kaldırılmasına bağlamalıdır. Yatıştırma politikası ‘timsahı beslemeye’ benzer, ne kadar beslenirse bölge ve dünya o kadar güvensizliğe sürüklenir. ‘Timsahı beslemeyi’ bırakın ve rejimi hesap vermeye zorlayın. Terör ve köktenciliğin merkezleri olarak işlev gören büyükelçilikleri kapatın. IRGC’yi (Devrim Muhafızları) temel terör organı olarak kara listeye alın.”
MA / Ceylan Şahinli
















