Dîlok’un önemli yapılarından biri olan Kurtuluş Camii, bir ibadethane olmaktan öte kentin son yüzyıldaki siyasi ve toplumsal dönüşümünün de somut bir özeti. Ermeniler tarafından inşa edilen St. Mary Kilisesi, tarih içerisinde önce cezaevine, ardından camiye dönüştürülerek “mekânsal bir asimilasyon” süreci geçirdi.
ÇAN SESİNDEN PRANGA SESİNE
1892 yılında Sarkis Balyan’ın tasarımıyla inşa edilen St. Mary Kilisesi (Meryem Ana Kilisesi), heybetli taş işçiliği ve estetiğiyle o dönem Ermeni toplumunun ruhani merkezlerinden biri. Ancak 1915 süreciyle birlikte cemaatini kaybeden yapı, bir süre boş bırakıldıktan sonra kentin hafızasında karanlık bir döneme kapılarını araladı.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında kilise vasfından koparılan yapı, uzun yıllar boyunca “Antep Cezaevi” olarak kullanıldı. Bir zamanlar ilahilerin yankılandığı geniş nefler, yerini koğuşlara ve mahkumların pranga seslerine bıraktı. Yapının bu dönemdeki kullanımı, kentin çok kültürlü yapısının üzerine çekilen idari bir perde niteliği taşıdı.
“KURTULUŞ DEĞİL, KURTULMUŞ CAMİİ”
Yapının bu katmanlı hikâyesini ve kentin eski yerleşim birimlerindeki Ermeni mimarisinin izlerine dair ajansımıza konuşan “Hafızasını Kaybeden Kent: Anteb” kitabının yazarı Murad Uçaner, yapının isimlendirilmesine dair ezber bozan bir yaklaşım gösterdi. Uçaner, “Kentin eski yerleşim birimine baktığımızda, özellikle 18. yüzyılın başlarından itibaren binalarda Ermeni mimarisinin izlerini görebiliyoruz. Bunun en somut örneklerinden bir tanesi günümüzde ‘Kurtuluş Camii’ olarak adlandırılan yapı. Ben o camiye Kurtuluş Camii demiyorum, ‘Kurtulmuş Camii’ diyorum. Sebebi ise şu; bu topraklar zulmün, kanın, gözyaşının ve yıkımın eksik olmadığı topraklar. 140 küsur yıldır ayakta kalabilmek, gerçekten kurtulmak demek” belirlemelerinde bulundu.
Yapının mimari değerine dikkat çeken Uçaner, St. Mary’nin Anadolu’daki yerini şu sözlerle tarif etti: “Anadolu’da Ermeni mimarisinin şaheserlerinden bir tanesi. Mimarlığını o dönemin saray mimarı Balyan’ın yapmış. Uygulamayı Antepli mimarlar ve taş ustaları yapmış. Ermenice ‘Surp Asdvadzadzin’ olarak adlandırdığımız kilise; günümüzde modern tabirle artık nasıl olduysa ‘Kilise Camii’ olarak nitelendiriliyor.”
İKİNCİ DÖNÜŞÜM: CAMİYE TAHVİL
1980’li yıllara gelindiğinde, devletin mekânı yeniden kimliklendirme operasyonu ikinci aşamaya geçti. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın resmi envanterinde de geçtiği üzere, hapishane olarak işlevini tamamlayan yapı, 1984 yılında “restorasyon” adı altında bu kez Kurtuluş Camii adıyla ibadete açıldı.
Bu süreçte kilisenin mimari bütünlüğü korunmak yerine, Ermeni kimliğine ait izler sistematik olarak silindi. Çan kuleleri yarıya kadar yıkılarak minareye dönüştürüldü; içindeki Hristiyanlık sembolleri ise üzerleri örtülerek ya da kazınarak yok edildi. Yapının en hazin kayıplarından biri de sesi oldu: 19. yüzyılda Brezilya’da özel olarak döktürülen ve Londra’dan bağışlanan devasa çanı sökülerek susturuldu ve Çan Antep Arkeoloji Müze’sine kaldırıldı.
HAFIZA KIRIMI VE GÖRSEL ASİMİLASYON
Bugün kente gelen ziyaretçilerin büyük bir kısmı yapıyı sadece bir cami olarak bilse de, taş duvarlardaki mimari detaylar hala St. Mary’nin izlerini taşıyor. Bu anlamda 1892’de St. Mary Kilisesi olarak açılan, 1920’ler ile 1980 arası tutsaklara ev sahipliği yapan, en son olarak da 1984’te Kurtuluş Camii’ne dönüştürülen yapı, Dilok’un kültürel erozyonuna örnek teşkil ediyor.
MA

















