Künye   Hakkımızda
9 Mayıs 2026, Cumartesi
Politika Haber
  • GÜNDEM
  • EMEK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • KADIN
  • GENÇLİK
Tüm Haberler
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Politika Haber
Sonuç Bulunamadı
View All Result
Anasayfa Gündem

Taş: Ya ortak bir gelecek ya da ortak bir yıkım

Mehmet Taş, 9 Mayıs vesilesiyle kaleme aldığı yazıda, aşırı sağın yükselişi, militarizmin yeniden meşrulaştırılması ve nükleer silahlanma yarışının insanlığı yeni bir küresel felaket riskiyle karşı karşıya bıraktığını belirtti.

9 Mayıs 2026
Taş: Ya ortak bir gelecek ya da ortak bir yıkım
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsApp'ta Paylaş

İGD kurucularından ve yöneticilerinden, “Demokrasi İçin Birlik Dayanışma” sitesi baş editörü Mehmet Taş, Mehmet Taş, “Ya Ortak Bir Gelecek Ya da Ortak Bir Yıkım” başlıklı yazısında, 9 Mayıs’ın yalnızca İkinci Dünya Savaşı’nda faşizme karşı kazanılan zaferin yıldönümü olarak değil, günümüz dünyasındaki aşırı sağ yükselişi ve savaş politikaları bağlamında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Taş, son yıllarda tarihsel anlatıların yeniden şekillendirildiğini belirterek, Sovyet halklarının, partizan hareketlerinin ve anti-faşist direnişin savaşın seyrindeki belirleyici rolünün geri plana itildiğini savundu. Yazıda, İkinci Dünya Savaşı deneyiminin yalnızca geçmişe ait bir olay olarak görülmemesi gerektiği vurgulanırken, bugünün krizlerini anlamak açısından “tarihsel bir laboratuvar” işlevi taşıdığı ifade edildi.

Yazının tamamı şu şekilde:

AŞIRI SAĞ, NÜKLEER TEHLİKE VE DEVRİMCİ HÜMANİST BİR PERSPEKTİF

9 Mayıs, uzun yıllar boyunca faşizme karşı kazanılan büyük zaferin simgesi olarak kutlandı. Ancak son on yıllarda, ırkçılığın ve aşırı sağın yeniden güç kazanmasıyla birlikte tarih de sistemli biçimde yeniden yorumlanmaya başlandı. Hitler-Stalin Paktı ya da Polonya’nın işgali gibi başlıklar öne çıkarılarak savaşın asıl dinamikleri gölgede bırakıldı; Sovyet halklarının, partizan hareketlerinin ve anti-faşist direnişin belirleyici rolü küçümsendi. Oysa bugün dünya, İkinci Dünya Savaşı öncesini hatırlatan çok boyutlu bir kriz döneminden geçerken, o tarihsel deneyime yeniden dönmek ve ciddi dersler çıkarmak her zamankinden daha önemli hale geliyor.

Çünkü bugün Avrupa’dan ABD’ye, Hindistan’dan Latin Amerika’ya kadar birçok ülkede aşırı sağ hareketler yükseliyor; militarizm yeniden meşrulaştırılıyor; göçmen düşmanlığı, otoriter milliyetçilik ve ırkçı söylemler yaygınlaşıyor. Aynı anda Ukrayna savaşı, Gazze’deki yıkım, Çin-ABD gerilimi ve nükleer silahların modernizasyonu, insanlığı yeni bir küresel felaket ihtimaliyle karşı karşıya bırakıyor. Bu nedenle ne Sovyetler Birliği ne de İkinci Dünya Savaşı yalnızca geçmişte kalmış tarihsel olaylar olarak görülebilir. Bunlar, bugünü anlamamıza yardımcı olan tarihsel laboratuvarlardır. Ancak bu deneyimlerin gerçek anlamı, devletlerin resmi anlatılarından çok halkların direnişleri, anti-faşist mücadeleler ve devrimci hümanist düşünce ışığında kavranabilir.

FAŞİZM BİR “SAPMA” DEĞİL, KAPİTALİST KRİZİN ÜRÜNÜDÜR

İkinci Dünya Savaşı’nın en temel derslerinden biri, faşizmin tarihin “kazası” olmadığı gerçeğidir. Faşizm; derin ekonomik krizlerin, toplumsal eşitsizliklerin ve siyasal meşruiyet krizlerinin içinden yükselen militarist ve otoriter bir sermaye yönetim biçimidir.

Benito Mussolini ve Adolf Hitler yalnızca “karizmatik liderler” değildi. Arkalarında büyük sermaye çevreleri, militarist devlet aygıtları ve saldırgan milliyetçi ideolojiler vardı. 1929 Büyük Buhranı sonrasında milyonlarca insanın işsiz kalması, yoksullaşması ve geleceğe dair umutlarını kaybetmesi, aşırı sağın “ulusal birlik”, “güçlü liderlik” ve “iç düşman” söylemlerine geniş bir zemin sağladı. Faşizm, tam da kapitalizmin kriz anlarında egemen sınıfların toplumsal denetimi yeniden kurma biçimlerinden biri olarak ortaya çıktı.

Bugün benzer süreçler farklı biçimlerde yeniden yaşanıyor. Neoliberal kapitalizm, geniş emekçi kesimleri güvencesizlik, borç ve yoksulluk içinde bırakırken, aşırı sağ bu öfkeyi sistemin gerçek sorumlularına değil; göçmenlere, etnik azınlıklara, kadın hareketlerine ve sol muhalefete yönlendirmeye çalışıyor. Bu nedenle faşizmin yükselişi yalnızca kültürel bir mesele değil; aynı zamanda sınıfsal ve ekonomik bir kriz olgusudur.

IRKÇILIK VE SÖMÜRGECİLİK FAŞİZMİ BESLER

İkinci Dünya Savaşı çoğu zaman yalnızca Avrupa merkezli bir çatışma olarak anlatılır. Oysa Nazizm, emperyalizmin ve sömürgeciliğin devamı niteliğindeydi. Hitler’in “Lebensraum” politikası, Doğu Avrupa’yı Alman yerleşimci kolonilerine dönüştürmeyi hedefliyordu. Nazilerin Slav halklarını, Yahudileri, Romanları ve diğer toplulukları “aşağı ırklar” olarak görmesi, Avrupa sömürgeciliğinin yüzyıllar boyunca ürettiği ırkçı zihniyetten bağımsız değildi. Birçok tarihçi, Nazi yöntemlerinin Afrika ve Asya’daki sömürge savaşlarının Avrupa içine taşınmış biçimi olduğunu vurgular.

Bu nedenle günümüzde yükselen İslamofobi, göçmen düşmanlığı ve etnik nefret politikaları hafife alınamaz. Irkçılık yalnızca kültürel bir önyargı değildir; savaş politikalarını, sınır rejimlerini ve otoriter devlet biçimlerini meşrulaştıran ideolojik bir silahtır. Tarih gösteriyor ki, bir toplumda belirli gruplar “tehdit” veya “yük” olarak sunulmaya başlandığında, otoriterleşme ve şiddet siyaseti de hız kazanır.

MİLİTARİZM “BARIŞ” GETİRMEZ

İkinci Dünya Savaşı insanlığa tarifsiz bir yıkım bıraktı. Milyonlarca insan yaşamını yitirdi, kentler yerle bir oldu, toplama kampları insanlığın en karanlık yüzünü açığa çıkardı. Buna rağmen savaş sonrasında kalıcı bir barış düzeni kurulamadı; aksine militarizm yeni biçimlerle yeniden üretildi. Özellikle savaş sanayisindeki devasa büyüme, insanlığın artık yalnızca orduları değil, gezegenin tamamını yok edebilecek bir kapasiteye ulaştığını gösterdi.

Bugün dünyada binlerce nükleer savaş başlığı bulunuyor. ABD, NATO, Rusya, Çin ve diğer güçler nükleer modernizasyon programlarına milyarlarca dolar aktarıyor. Yapay zekâ destekli silah sistemleri, hipersonik füzeler ve otomatik saldırı teknolojileri, yanlış hesaplama ihtimalini daha da büyütüyor. Bu gerçek, savaşın artık “kazanılabilir” bir araç olmaktan çıktığını gösteriyor. Nükleer çağda büyük güçler arasında yaşanacak bir savaşın kazananı olmayacaktır.

DEVRİMCİ HÜMANİZM NE SÖYLER?

Devrimci hümanizm, insanı etnik kimliği, dini, milliyeti ya da piyasa değeri üzerinden değil; özgürleşme kapasitesi üzerinden değerlendirir. Bu yaklaşım hem faşizme hem de militarist emperyalizme karşıdır. İnsan yaşamını devletlerin jeopolitik hesaplarından üstün tutar.

“Ya sosyalizm ya barbarlık”

Bugün Rosa Luxemburg’un bu tarihsel uyarısı yeniden güncellik kazanmıştır. Barbarlık artık yalnızca geçmişin toplama kamplarında değil; Gazze’de, Ukrayna’da, Sudan’da ve dünyanın birçok bölgesinde sivillerin kitlesel yıkımı biçiminde karşımıza çıkıyor. Devrimci hümanist perspektif ise şu temel ilkeleri savunur:

-Halkların eşitliği, dilsel ve kültürel özgürlükler ile kendi kaderini tayin hakkı
-Irkçılığa ve her tür etnik üstünlük anlayışına karşı mücadele
-Militarizme ve silahlanma yarışına karşı uluslararası dayanışma
-Kürt özgürlük mücadelesini, kadın hareketini, emek mücadelelerini ve ekolojik yaşamı barışın ayrılmaz parçaları olarak görmek
-İnsan yaşamını devletlerin jeopolitik çıkarlarından üstün tutmak
-Sosyalizmi, demokrasiyi, eşitliği ve adaleti savunmak

Bu yaklaşım yalnızca “savaşa karşı olmak” anlamına gelmez. Aynı zamanda savaşları sürekli yeniden üreten ekonomik ve siyasal düzenin dönüşümünü hedefler.

ANTİFAŞİZM YENİDEN TOPLUMSAL BİR PROJE OLMALI

İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli derslerinden biri de faşizmin yalnızca seçimlerle durdurulamayacağıdır. Nazizmi gerileten esas güç; Sovyet halklarının büyük fedakârlıkları, Avrupa’daki direniş hareketleri, partizan mücadeleleri, işçi sınıfının kolektif dayanışması ve anti-sömürgeci mücadelelerdi.

Bugün antifaşizm yalnızca nostaljik bir anma kültürüne indirgenemez. Yeni bir demokratik, sosyal ve enternasyonalist programın parçası haline gelmelidir. Çünkü aşırı sağ artık yalnızca sokak hareketleriyle değil; medya tekelleri, dijital propaganda ağları ve gündelik yaşamın kültürel alanları üzerinden de güç kazanıyor. Bu nedenle anti-faşist mücadele, parlamenter sınırların ötesine geçen toplumsal bir dayanışma ve örgütlenme hattına ihtiyaç duyuyor.

BARIŞ PASİFLİK DEĞİL, AKTİF MÜCADELEDİR

Barış çoğu zaman yalnızca “savaşın olmaması” şeklinde tanımlanıyor. Oysa gerçek barış, adalet olmadan kurulamaz. Açlığın, sömürünün, işgallerin ve otoriter rejimlerin sürdüğü bir dünyada kalıcı barış mümkün değildir. Bu nedenle barış mücadelesi; emek mücadelesinden, demokrasi talebinden, kadın özgürlük hareketinden, Kürt halkının eşitlik taleplerinden ve anti-kapitalist mücadelelerden ayrı düşünülemez.

9 Mayıs’ın insanlığa bıraktığı en büyük tarihsel uyarı şudur: İnsanlık ya ortak bir gelecek kuracak ya da ortak bir yıkıma sürüklenecektir. Bugün ihtiyaç duyulan şey; milliyetçi nefretin değil halkların dayanışmasının, militarizmin değil insan yaşamının, rekabetin değil ortak özgürleşmenin merkezde olduğu yeni bir enternasyonal hümanist ufuktur.

HABER MERKEZİ

İlgili Haberler

Tülay Hatimoğulları: Süreç uzadıkça inanç da azalıyor
Gündem

Tülay Hatimoğulları: Süreç uzadıkça inanç da azalıyor

9 Mayıs 2026
Özgür Özel’e Akın Gürlek soruşturması
Gündem

Özgür Özel’e Akın Gürlek soruşturması

9 Mayıs 2026
Sebahat Tuncel: Komünal bir yaşam öreceğiz
Gündem

Sebahat Tuncel: Komünal bir yaşam öreceğiz

9 Mayıs 2026
Şırnak Cezaevi’nde tutsak ve ailelerine baskı: Selamlaşmak yasaklandı
Gündem

Şırnak Cezaevi’nde tutsak ve ailelerine baskı: Selamlaşmak yasaklandı

9 Mayıs 2026
Kiliseyken cezaevine, cezaeviyken camiye çevrildi
Gündem

Kiliseyken cezaevine, cezaeviyken camiye çevrildi

9 Mayıs 2026
Colemêrg’te şüpheli çocuk ölümü
Gündem

Colemêrg’te şüpheli çocuk ölümü

9 Mayıs 2026
Politika'dan Günün Yorumu
Nükleer Tehlike Kapıda
Politika'dan Yorum

Nükleer Tehlike Kapıda

Politika Haber
6 Nisan 2026
Politika'dan Söyleşi
“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”
Politika'dan Söyleşi

“İsrail ve Türkiye Suriye Topraklarının Yarısını Aralarında Paylaşmış Durumdadırlar”

Politika Haber
24 Ocak 2026

EN SON HABERLER

Tülay Hatimoğulları: Süreç uzadıkça inanç da azalıyor

Tülay Hatimoğulları: Süreç uzadıkça inanç da azalıyor

9 Mayıs 2026
Özgür Özel’e Akın Gürlek soruşturması

Özgür Özel’e Akın Gürlek soruşturması

9 Mayıs 2026
Sebahat Tuncel: Komünal bir yaşam öreceğiz

Sebahat Tuncel: Komünal bir yaşam öreceğiz

9 Mayıs 2026
Şırnak Cezaevi’nde tutsak ve ailelerine baskı: Selamlaşmak yasaklandı

Şırnak Cezaevi’nde tutsak ve ailelerine baskı: Selamlaşmak yasaklandı

9 Mayıs 2026
Kiliseyken cezaevine, cezaeviyken camiye çevrildi

Kiliseyken cezaevine, cezaeviyken camiye çevrildi

9 Mayıs 2026
Colemêrg’te şüpheli çocuk ölümü

Colemêrg’te şüpheli çocuk ölümü

9 Mayıs 2026
‘Tutsaklar bırakılmadan nasıl barış olacak?’

‘Tutsaklar bırakılmadan nasıl barış olacak?’

9 Mayıs 2026
Politika Haber

© Tüm hakları saklıdır
Politika Haber'de yayımlanan yazı, haber, fotoğraf ve videoların her türlü telif hakkı Mustafa Suphi Vakfı'na aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilmeden ve link verilmeden alıntılanamaz.

Bizi Takip Edin

Kurumsal

Künye

Hakkımızda

Çerez Politikası

Gizlilik Politikası

Kullanım Koşulları

Politika Haber, MA ve SPUTNIK abonesidir.

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!

Sonuç Bulunamadı
View All Result
  • Politika’dan Yorum
  • Politika’dan Söyleşi
  • Gündem
  • Emek
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kadın
  • Gençlik
  • Göçmen
  • Emeklilik
  • Eğitim
  • Doğa
  • Tarih
  • Kültür
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Spor
  • Video Haber
  • Foto-Galeri
  • Tüm Haberler

© 2025 Politika Haber - Büyük İnsanlık İçin Politika!