Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede 3 Mayıs 2025 tarihinde hayatını kaybetti. Önder, gençlik yıllarında devrimci/sosyalist mücadele içerisinde yer aldı. Sonraki süreçte sinema ve yazarlığa ilgi gösterdi. Birçok filmin yönetmenliğini ve yazarlığını yaptı.
Birçok gazetede köşe yazarlığı da yapan Önder, 2011 yılında aktif siyasette yer aldı. 2011’de Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’nun bağımsız adayı olarak İstanbul’da milletvekili seçildi. 2013’te Halkların Demokratik Partisi’nde (HDP) yer aldı. 2013’teki Gezi Parkı eylemleri sırasında parktaki direnişe öncülük etti.
Kürt sorununun çözümü noktasında 2013-2015 yılında yürütülen görüşmelerde en aktif siyasetçilerden birisi oldu. Sonraki süreçlerde de bu mücadelesini sürdürdü. Önder, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında İmralı Adası’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşen isimlerden biriydi.
Ali Önder, ömrünü barışa adayan ağabeyini anlattı. Kardeş Önder, ağabeyinin yaşamı boyunca savunduğu barışın halen bu ülkenin temel ihtiyacı olduğunu vurguladı.
‘İKİNCİ KEZ YETİM KALDIK’
Aradan 1 yıl geçmesine rağmen acılarının taze olduğunu söyleyen Önder, ağabeyinin yokluğunu her geçen gün daha çok hissettiklerini söyledi. Önder, “Ben 4, ağabeyim 8 yaşındayken babamızı kaybettik. Ancak kendimizi hiçbir zaman yetim hissetmedik” sözleriyle yaşadığı boşluğu özetledi.
Önder, “Ağabeyimi kaybettikten sonra ağabeyimi değil, babamızı kaybettiğimizi anladık. İkinci kez yetim kaldık. Bu tür durumlar için zaman her şeyin ilacıdır derler meğer zaman böyle şeylerde ilaç değil, bazen zehir bile olabiliyor. O yokluğu daha da ağır hissettiğimiz anlarla karşılaştığınızda bunun can yakıcı bir zaman dilimi olduğunu öğreniyorsunuz” dedi.
‘FARKLI KESİMLERİ BULUŞTURDU’
Önder, ağabeyinin kişiliğinin her zaman kendileri için örnek olduğunu ve yaşamı boyunca kibir ve hamasetten uzak durduğunu söyledi. Önder, “Bu iki şeyi hiçbir zaman yapmayan biriydi. Onun yaptığı siyaset ve sahip olduğu düşünce yapay değildi. Onun söylemiyle ‘naylon’ değildi. Bu tutum ve duruş Türkiye halkları karşısında da büyük bir kabul gördü. Toplumun çok farklı kesimlerini ve bölgelerini müşterek bir noktada buluşturdu. Acımızı bir parça da olsa dindiren olgu budur. Tanıyan veya tanımayan insanlar farklı platformlarda bunu dile getirdikleri zaman bakıyorsunuz ki bu samimiyet karşılıksız kalmamış ve yerini bulmuş. Bu da bizim için bir övünç. Bununla gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı.
‘ÖLDÜĞÜNDE BİLE BARIŞ DEDİ’
Ağabeyinin ilk barış söyleminde taşlandığını ve hedef haline getirildiğini dile getiren Önder, şunları söyledi: “Ama bu durum, söyleminden ve duruşundan hiçbir şekilde vazgeçmesini sağlamadı. Devamında tutuklandı, yine vazgeçmedi. Cezaevine girerken bile son sözü ‘barışı’tı. Tahliye olduğunda cezaevinin önünde verdiği ilk röportajında barış demişti. Böylesi can yakan bir konuyu bu şekilde ele alır ve bir derviş edasıyla toplumun her katmanına izah ederseniz her zaman karşılık bulur. Maalesef bizim toplumumuzda bu tür kavramlar geç kavranıyor ya da içeriği geç anlaşılabiliyor. Ama o ölümüyle bile bunu pekiştirerek, öldüğünde de barış demiştir. Bunun için kendi sağlık sorunlarını dahi ertelemiştir. Önce bu konunun çözülmesi gerekiyor, daha sonra gider ameliyat olurum düşüncesiyle yaklaştı. Bu ülkede bir şeyin ispatlanmasını kendi ölümüyle yapmıştır.”
‘CEREN’E YAŞANILIR BİR ÜLKE BIRAKMAK İSTİYORDU’
Ağabeyi Önder’in cesaretinin “fukara cesareti” olduğunu ve siyaseti hiçbir zaman geçim kapısı olarak görmediği belirten Önder, “Ortalık cesaretsiz insanlarla dolu. Bu tarihten beri böyledir. Türk siyaseti hamaset üzerine kuruludur. Konuşmaya gelince herkes üst perdeden konuşur ama icraata gelindiğinde bunu göremeyiz. Ama siyasetten bir çıkar beklemeden, amacına, söylem ve samimiyetine uygun bir şekilde hareket edildiği zaman ortaya cesaret çıkıyor” dedi.
Ağabeyinin kızı Ceren’e yaşanılır bir ülke bırakmak ve savaşı sona erdirerek amacıyla siyasette yer aldığını aktaran Önder, “Siyasete giriş gerekçesi bu olan bir insanın bu idealizmle yol alıyor olması ortaya bir Sırrı Süreyya Önder çıkardı. ‘Barış elçisi’ kavramını ortaya çıkardı” diye konuştu.
‘SIKILAN MACUNU GERİ ALAMAZSINIZ’
Ağabeyinin aktif yer aldığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne değinen Önder, “Sıkılmış bir diş macununu artık geriye alamazsınız. Bundan geriye dönüş olmayacak. Umuyorum ki en hayırlısı barış olacaktır. Barış, savaş ve çatışma yoluna gitmekten daha kolay. Sağduyuyla düşünenlerin, bu ülkenin iyiliği için bu durumu nihayete götürerek sonuca erdirmesi kaçınılmazdır. Ben çok umutluyum. Barış karşıtı güçler, çocuklarını askere dahi götürmeden bedelli askerlik yaptırıyorlar. Oysa bu kirli savaşta canını, evladını toprağa verenlere bakmak lazım. ‘Neden bu durumdayız, bu ülke neden bu hale geldi’ diye düşünelim. Bu ülkede neden bir kardeş kavgası hüküm sürsün? Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir savaş 40 yıl sürmemiştir. Bu nedenle barışta ısrarcı, yapıcı ve empatiyle yaklaşarak herkesi dinlemek ve sürece katmak lazım. Çünkü Sırrı Süreyya Önder’in deyimiyle barışın kaybedeni olmaz” ifadelerini kullandı.
‘AĞABEYİMİN MURADI OLAN BARIŞ BU ÜLKEYE GELECEK’
Önder, şöyle devam etti: “Ağabeyim çok fazla okurdu. İlkokula başladığı günden beri ağabeyim her konuda okumayı, araştırmayı seven biriydi. Tüm yaşamı okuyarak geçmişti. Gençlere öncelikli tavsiyem; günü saman aleviyle yanan kavramlarla ele almamalarıdır. İlk önce tarihlerini öğrenmeleri ve ülkede olan bitene vakıf olmaları gerekiyor. Her şeyi araştırarak, merak etmeleri lazım. Sırrı Süreyya Önder’in İstanbul ve Ankara’da olmak üzere kamyonlar dolusu kitabı var. Bunu gören ve taşıyan arkadaşlar ‘bunların hepsini okumuş mudur’ diye sorarlar, evet okumuştu tüm o kitapları. Siyasi yaşamını barışa adamış ve bedenini bu uğurda toprağa yatırmış bir insandı. Bu nedenle savaş artık bu ülkenin gündeminden çıkarak sonuç bulmalı. Barışın bir ülkeye geleceğine ve güzel olan her şeyin toplumun tüm kesimlerine geleceğine inanıyorum. Ve diliyorum ki ağabeyimin muradı olan barış bu ülkeye gelecektir.”
MA

















