Geçtiğimiz günlerde Urfa (Riha) ve Maraş (Mereş) illerinde bulunan iki okulda bir gün ara ile yaşanan silahlı saldırıda toplamda 29 öğrenci yaralanırken, biri öğretmen olmak üzere 10 kişi yaşamını yitirdi.
Okullardaki saldırılara ve artan şiddete dair Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Necmi Emel Dilmen, Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.
Okullarda yaşanan saldırılara geniş bir çerçeveden bakılması gerektiğini belirten Dilmen, “Bir kere bu münferit değil, yapısal bir sinyal sorunu veriyor. Burada 28 saat arayla olan iki tane olayı dijitallikle ve sosyal medyayla da bağdaşlaştırabiliriz ama burada olan şey içerideki yapısal sorundur. Bunu çok mikro olarak değerlendirmememiz gerekiyor. Biraz daha ülkeyle, dünyayla ilgili bir sorun. Çok uzun zamandan beri medya, sosyal medya, dijital kültür bu anlamda gençleri biraz zırhsız, savunmasız bir şekilde yakalıyor. Bunun sonucunda da bu tip şeyler ortaya çıkıyor ama tabi bunu çok ciddi bir çerçevede değinmek, bunun önlemini almak gerekiyor. İletişim fakültesinde olduğumuz için o gözle de bakmak gerekiyor. Medyanın bunun bir olay olduğundan ziyade aslında bu olayın temelinde ne var, bunu nasıl önlemeliyiz bölümünde daha etkili olması gerektiğini düşünüyorum. Gerçekten büyük bir olay. Bunun nedenini, temelini araştırmamız gerekiyor. Bazen medyada çok sığ yorumlar çıkıyor ve sadece olaya odaklanıyor. Bunun daha ötesine geçmeliyiz” dedi.
‘PSİKOSOSYAL GÜVENLİK SORUNU VAR’
Yaşanan olaylardan sonra alınan güvenlik önlemlerine değinen Dilmen, “Bir yere 10 polis yerine 100 polis koyduğunuzda orayı daha güvenli yapmıyorsunuz. Gerçekten girişte kamera olmalı mı olmalı. Gözetim toplumu açısından belki bunu eleştirebiliriz ama diğer taraftan baktığınızda güvenlik ile ilgili bir sorunu çözdüğünü de söyleyebiliriz. Birçok devlet kurumunda kameralar çalışmıyor. O kapıda gördüğünüz şeyler aslında birer sadece dekor. Bunlarla ilgili kesinlikle önlem alınmalı ama asıl hikaye daha çok kamera daha çok polis daha çok kapı değil. Burada psikososyal güvenlik sorunu var. Orada içeride okulu korumaktan ziyade çocuğu korumak temel olmalı. Kapıdan girerken okulu korumaya çalışmıyoruz. Biz içerideki çocuğu korumaya çalışıyoruz. Bu sadece kapıdaki güvenlik önlemi ile olmaz. Psikolojik destekle de olur. İşte bu bir sürü atanamayan kadrolarda olan öğretmenlerin düzgün bir şekilde psikolojik destek verecek şekilde öğrencilerle etkileşime girmesiyle olur. Bunlar olursa o zaman o bahsettiğimiz dış güvenliklerde bir işe yarayabilir” dedi.
MEDYANIN DİLİ
Televizyon ekranlarında yansıtılanlar hakkında medyanın dilinin öneminin altını çizen Dilmen, “Medyanın dili ile ilgili iyi bir yerde olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü bu şiddet dolu, hatta bu mafyatik ilişkileri kutsayan hepimizin dünyasında oradaki şarkı ve karakterleri bir şekilde çok ünlü eden böyle bir ortam var. Birde bunların yayıldığı viral bir hale geldiği bir ortam var. Bir kere medyanın dili ile ilgili kesinlikle önlemler alınmalı. Bu üst kurullar çeşitli kendine muhalif her şeyin peşine düşeceğine topluma muhalif şeylerin peşine düşmeli ki toplumsal anlamda bir konsensüs yakalayabilelim. Dijital okuryazarlık olmalı. Bir çocuğun veya o ailenin o çocuğun neye maruz kalacağıyla ilgili kafasında bir tahayyülü olursa o zaman bununla ilgili önlem alınması daha makul olur. Önleyici kültür inşa etmemiz gerekiyor. Biz hep bir şey oluyor ve üzerine konuşuyoruz ama önlemle ilgili hiçbir şey konuşmuyoruz. Vahşi bir orman düşünün sosyal medya bu hale gelmiş durumda. Dark web gibi yerlere gidildiğinde oralarda gerçekten savunmasız bir çocuğun yapabileceği çok fazla şey olmuyor. Bunları çok ciddi bir şekilde hem aile ebeveyn bazında hem de o çocuk bazında eğitimde aşmamız gerekiyor” diye belirtti.
NASIL ÖNLEMLER ALINMALI?
Dilmen, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir kere bir şekilde Türkiye’de 7’den 70’e aileye yönelik bilinçlendirme programları arttırılmalı. Dijital okuryazarlık için ilköğretim seviyesinden belirli eğitimler verilmeli. Öğretmenlere riskli davranış tanımlama eğitimi verilmeli. Önlem olarak psikososyal güvenlik dediğimiz sadece donanımsal güvenlikten ziyade aslında çocuğu korumaya yönelik adımlar atılmalı. Medyanın diliyle de alakalı gerekli kurumların gerekli önlemleri alıp sansür demiyorum ama o anlamda çeşitli regülasyonlarla çocuğun korunması gerektiğini düşünüyorum. Ama bu şu da demek değil; sosyal medyaya kimlikle girilmeli mi, girilmeli ama bunun başka büyük şirketlere nasıl bir veri sağlayabileceği ve bunun nasıl manipülatif kullanılabileceği de aslında bir şekilde düşünülmelidir” diye konuştu.
MA

















