Dêrsim’de 5 Ocak 2020’de kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun soruşturma dosyasında dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor. 13 Nisan’da yapılan operasyonda, aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı ve 10’u tutuklandı. Daha sonra soruşturma kapsamında Tuncay Sonel ve dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir de gözaltına alındı. 6 yıldır aile ve kadın örgütlerinin sürdürdüğü adalet mücadelesi devam ederken, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Ekin Yeter, Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.
Soruşturma dosyasında gelinen son aşamanın önemini vurgulayan Ekin Yeter, ailenin ve kadınların öncülüğünde bütün topluma yansıyan bir hukuk mücadelesi olduğunu belirterek, “Bu noktada ailenin verdiği mücadele, tüm kadınların ve kadın kurumları başta olmak üzere, hep birlikte 6 yıldır ‘Gülistan’a ne oldu?’ denilmesi ve mücadeleden vazgeçmiyoruz demesi önemlidir. Hem ‘Gülistan’a ne oldu?’ sorusu hem de vazgeçmiyoruz iradesiyle birlikte açığa çıkan bu mücadele, bir kadın kazanımı olarak karşımıza çıktı. Gülistan’ın dosyasında bugün yaşanan gelişmeler, ailenin ve kadınların vermiş olduğu altı yıllık hukuki ve adalet mücadelesinin bir kazanımıdır” diye konuştu.
‘BİRÇOK DELİLİN KARARTILDIĞI AÇIKTIR‘
Soruşturma kapsamında yaşanan gözaltıların, aile ve aile avukatının belirttiği çerçevede genişletilmesi gereken bir süreç olduğunu aktaran Ekin Yeter, “Aslında bu dosyayla alakalı daha fazla üzerinde durmamız gereken nokta, kadın kazanımı kapsamında ilerleyen bir soruşturma süreciyle karşı karşıya olduğumuzdur. Dosyada gelişen hukukun bir lütuf olarak ele alınmaması, tam aksine şimdiye kadar bu gelişmelerin neden yaşanmadığının sorgulanmasıdır. Çünkü 6 yıl sonra bu gelişmeler gerçekleşti. Bu sürede bu gözaltılar neden yaşanmadı? Hangi deliller karartıldı? Kimler tarafından karartıldı? Kamuoyuna yansıdığı ölçüde, dosyada gizlilik kararı olduğu için inceleyip değerlendirme yapmak hala mümkün değil. Ancak bize yansıdığı kadarıyla Gülistan’ın telefonundaki veriler, kamera kayıtları ve birçok delilin karartıldığı açıktır. O dönemin valisinin yetkileri ve dosyada faillerin hem aileleri hem sosyal ve toplumsal çevrelerinden birçok kişi ve kurumun, bu delillerin karartılması ve ailenin özellikle intihar şüphesine yönlendirilmesi noktasında etkili olduğu görülmektedir” ifadelerini kullandı.
‘KADINLAR ADALET TALEBİNİ ISRARLA DİLE GETİRDİ’
Katledilen bütün kadınların sistematik eril yargı pratiğinin bir sonucu olduğuna işaret eden Ekin Yeter, “Ailenin vermiş olduğu adalet mücadelesi, bütün ailelere ve kamuoyuna örnek olması gereken bir mücadeleydi. Buldukları her fırsatta, her toplumsal alanda Gülistan Doku’nun bulunması talebini ısrarlı bir şekilde dile getirdiler. Bu arayıştan vazgeçmediler. Gülistan’ın mücadelesinde, bütün kadınların kendilerini gördükleri bir nokta vardı. Aslında üniversite kazanıp ailesinden farklı bir kente giden, orada bir yaşam kuran, yeni arkadaşlar edinen ve yeni bir sosyal çevreye giren bütün kadınların kendisini gördüğü bir durumdu. Gülistan şahsında bütün kadınların kendilerinden bir parça gördüğü ve bunun her genç kadının başına gelebilecek bir mesele olduğu gerçeği, bu durumu yüzümüze tokat gibi çarptı. Bu nedenle tüm toplumun sahip çıktığı bir soru hâline geldi” şeklinde konuştu.
‘GENÇ KADINLAR ÖZEL SAVAŞIN İLK YÖNELDİĞİ KESİMLER OLUYOR‘
Kadına yönelik şiddetin ve katliamların politik olduğunu belirten Ekin Yeter, şunları söyledi: “Tarih boyunca egemenlerin inşa ettiği bu toplumsal düzende, herhangi bir kadına saldıran, şiddet uygulayan ya da kadını katleden erkeğin belirli bir zihniyetle hareket ettiğini görüyoruz. Erkekler öldürüyor, devlet aklı da bu pratiklere akıyor. Eril yargı pratikleri faili koruyan şekilde işliyor. Özellikle genç kadınlar üzerinde yoğun bir özel savaş baskısıyla bunun açığa çıktığını görüyoruz. Genç kadınlar, üniversite yaşamında ya da yeni bir yaşam kurmaya başlayan kadınlar, bu noktada özel savaşın ilk yöneldiği kesimler oluyor. Bu da sosyal yaşamın yozlaştırıldığı alanlar üzerinden gerçekleştiriliyor. Yargı pratiği faili cezasızlıkla ödüllendiriyor. Soruşturma ve kovuşturmaların sürüncemede bırakıldığı, yıllara yayıldığı bir adalet mekanizmasıyla karşı karşıyayız. Bu durum, kadınları uzun soluklu mücadelede bir noktada pes etmeye zorlayan bir yargı pratiğini ortaya koyuyor. Gülistan’ın dosyası da bu noktayı açığa çıkardı. Aslında yapılması gereken, yasaların önleyici mekanizmaları güçlendirecek şekilde düzenlenmesidir. Kadınları korumak, devletin asli yükümlülüklerinden biridir. İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilmek yerine, bu mekanizmaları nasıl daha etkin hale getirebileceğimizi tartışmamız ve geliştirmemiz gerekirdi.”
‘FAİLLER HESAP VERMELİ’
Ekin Yeter, Gülistan Doku’nun sınıf arkadaşı ve en yakın arkadaşlarından biri olan Rojwelat Kızmaz’ın Elîh’te şüpheli şekilde yaşamını yitirmesine ilişkin de “Gülistan’ın en yakın arkadaşının 6 yıllık süreçte yaşamını yitirmiş olması ve bunun da şüpheli bir intihar olarak kayıtlara geçmesi, bu dosyayla hukuki bir bağının olabileceğini düşündürüyor. Toplumsal olarak da araştırılması gereken bir durumdur. Her kadın intiharı şüpheli bir ölümdür. Bu nedenle araştırılmalıdır. Bu kadını intihara ne sürükledi? Gerçekten intihar mı etti? Tüm bu sorular çok yönlü şekilde ele alınmalıdır. Dosya kapsamında, ailenin avukatının da ifade ettiği gibi, gözaltılar yeterli değil, yeni dalgalarla artırılmalıdır. Ailenin ve vekilin talepleri, bizim de ÖHD olarak taleplerimizdir. Bu dosyada sorumluluğu bulunan herkes yargılanmalıdır. Gülistan’ın yaşamını yitirmesiyle en yakın arkadaşlarının yaşadığı olayların, dosyanın üzerinin kapatılmasıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle kapsamlı bir soruşturma yürütülmeli, gerçekler açığa çıkarılmalı ve failler hesap vermelidir” dedi.
MA


















