Lübnan Komünist Partisi Uluslararası İlişkiler Bürosu Sekreteri Omar Deeb, ABD’de salı günü gerçekleştirilen Lübnan-İsrail doğrudan müzakerelerini ve ABD Başkanı Donald Trump’ın önceki gece duyurduğu 10 günlük ateşkesi, Evrensel Gazetesi’nden Elif Görgü ile gerçekleştirdiği röportajda değerlendirdi.
Röportajı tam haliyle gazetemizde paylaşıyoruz.
“ABD ve İsrail’in İran’a savaş başlatması, Lübnan’a yönelik saldırıları da şiddetlendirdi. Ateşkes ilan edilmesi de bu saldırıları sonlandırmadı, aksine aynı gün yoğun saldırılarla 300’ün üzerinde insan öldürüldü. 7 Nisan saldırılarının ülkeye ve halka etkisi nasıl oldu, geride nasıl bir sonuç bıraktı, aktarabilir misiniz?
7 Nisan’da gerçekleştirilen suç niteliğindeki saldırılar, İsrail’in gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koydu: Askeri güç, soykırım uygulamaları ve toplu katliamlar yoluyla bölge üzerinde hakimiyet kurmayı amaçlayan, suçlu ve saldırgan bir varlık. 1 milyondan fazla insanın yaşadığı Beyrut’ta ve Lübnan’ın dört bir yanındaki siviller, işlerine giderken ya da Beyrut sokaklarında dolaşırken aniden etraflarına yüzlerce bombanın düştüğünü gördüler. Bu, 2 Mart 2026’dan bu yana Lübnan’daki İsrail saldırıları nedeniyle hayatını kaybeden 2 binden fazla şehit, önceki 15 ay içindeki “ateşkes dönemi” sırasında hayatını kaybeden yaklaşık 500 şehit ve 2024’teki saldırıda hayatını kaybeden 4 bin 500’den fazla şehit sayısına eklendi.
İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki işgalinin coğrafi ve sosyal boyutları bugün ne durumda? Bu işgal nasıl sonuçlar doğurdu, doğuracak?
İsrail, Lübnan’ın güneyinde yer alan ve ülke yüz ölçümünün yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan Litani Nehri’nin güneyindeki tüm bölgeyi işgal etmeye çalışıyor. Direniş şiddetli ve vatansever halk, kasabalarını ve topraklarını savunuyor.
Hava saldırıları ve teknolojik üstünlüğün eşlik ettiği, 6 haftadır süren son saldırılara rağmen, İsrail bu bölgenin ancak üçte birinden azını işgal edebildi. Direniş, hiçbir köyü savaşmadan teslim etmiyor; güçlü ve organize, işgal devam ettiği sürece devam edecek. Bu saldırının sonucu, güneyden yaklaşık 1 milyon insanın yerinden edilmesi, 60 binden fazla evin tamamen yıkılması ve bu kasabalardaki sivil altyapının tamamen tahrip olmasıdır.
İsrail (ve ABD) saldırılara gerekçe olarak Hizbullah’ın silah bırakmamasını gösteriyor. Hizbullah’ın şu anki örgütsel yapısı ve siyasi gücü ne durumda?
İsrail, son on yıllardır Batı Şeria’da yaptıklarına ve şu anda Gazze için planladıklarına benzer şekilde, uzun vadede ülkemizi işgal etmek, güneyin bazı bölgelerini ilhak etmek ve yerleşim yerlerini genişletmek istiyor. Bizim için direnişin silahsızlandırılması, ancak İsrail’in tüm Lübnan topraklarından tamamen çekilmesinden, tüm tutukluların serbest bırakılmasından ve ülke genelinde, özellikle de güneyde yeniden inşa projelerinin başlamasından “sonra”, iç bir anlaşma yoluyla gerçekleşebilir.
Buna mutlaka Lübnan ordusunun güçlendirilmesi, modern savunma silahlarıyla donatılması, ihtiyaçlarının karşılanması ve organize halk direnişi yoluyla orduya katılabilecek veya orduyu destekleyebilecek kişileri yetiştirmek için zorunlu askerlik hizmetinin uygulanması da eşlik etmelidir.
Hizbullah, 2024 yılından bu yana yaşanan saldırılardan ciddi şekilde etkilenmiş olsa da, halkın desteğiyle Lübnan’ın en önemli ve muhtemelen en büyük siyasi gücü olmaya devam ediyor. Hizbullah’ın zayıf noktası, onu belirli bir kesimle sınırlı tutan ve diğer Lübnan gruplarıyla doğrudan çelişkiye düşüren mezhepsel kimliği, ideolojisi ve uygulamalarıdır. Ayrıca Lübnan’daki bu mezhepsel sistemi desteklemekte ve daha seküler bir rejime doğru reform ve ilerleme çağrılarına karşı bu sistemi savunmaya sadık kalıyor.
ABD’de, Hizbullah’ın dışarıda bırakıldığı bir ortamda İsrail ile Lübnan hükümeti arasında müzakereler başladı. Hizbullah bu müzakerelere karşı çıktı. Son olarak 10 günlük ateşkes ilan edildi. Bu müzakerelerde Lübnan hükümeti, İsrail ve ABD’nin hedefleri nelerdir? Tüm bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hizbullah ile Lübnan hükümeti şu anda ciddi bir anlaşmazlık içinde. Hizbullah, İran ile ABD arasındaki müzakereleri kendi pozisyonu ve ateşkes için bir koz olarak kullanmaya çalışıyor. Zira Trump savaşı bir an önce sona erdirmeye çalıştığı için ABD’nin İran’ın şartlarının çoğuna boyun eğdiğini düşünüyorlar.
Lübnan hükümeti ise barış ve savaş kararını tek başına almak istiyor ve Hizbullah’ı Lübnan’ı dış çıkarlarla ilişkilendirmekle suçluyor. Hükümet, uzun süreli bir ateşkes sağlamak için ABD’nin ara buluculuğundaki müzakerelere güveniyor.
10 günlük ateşkese gelince… Ne İsrail’in taahhütlerine ne de ABD’nin ara buluculuğuna güveniyoruz. Bu, İsrail tarafından her an sabote edilebilecek, son derece kırılgan ve kısa süreli bir ateşkes.
Lübnan Komünist Partisi, ABD’nin ara bulucu değil saldırının bir parçası olduğunu düşünüyor ve bu sürecin, Lübnan’ın taleplerinden hiçbirini karşılamadan Lübnan ile İsrail arasında tehlikeli bir normalleşme yoluna götürdüğünü savunuyor. Biz, 1949 sınır ateşkes hattına tam geri çekilme, Güney Lübnan’ın yeniden inşası, tüm savaş esirlerinin serbest bırakılması, yerinden edilmiş insanların evlerine geri dönmesi ve Lübnan için bir garanti olarak uzun vadeli ateşkes ile çok uluslu ve BM ara buluculuğu istiyoruz.
İran’a yönelik saldırılarla başlayan savaşın devam etmesi halinde, sizce bölgeye ve dünyaya etkileri nasıl olacak? Nasıl bir Ortadoğu şekillenecek bu savaştan?
Ortadoğu’daki bu savaşın tek sorumlusu, krizini Venezuela ve İran gibi bağımsız ve egemen ülkelerin sırtına yükleyerek çözmeye çalışan ABD emperyalizmidir. Bu durum, tüm batı Asya bölgesini etkileyecek daha geniş çaplı bir çatışmanın habercisi niteliğindedir.
İsrail, bu dönemi fırsat bilerek bölgesel emperyalist emellerini sürdürmekte ve mümkün olduğunca fazla kontrolü ele geçirmeyi planlamaktadır. Bölge halkları, tüm zorluklara rağmen savaşa ve yabancı müdahalelere karşı mücadelesini sürdürecektir.
Son olarak Lübnan Komünist Partisi olarak ülkede nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz? Lübnan ve bölge halklarına nasıl bir çağrınız var?
Lübnan Komünist Partisi, şu anda yerinden edilmiş insanları desteklemek amacıyla geniş çaplı bir halk yardım kampanyası düzenlemektedir; parti, güneyde zorla yerinden edilen komünist üyeler ve dostlarının oluşturduğu 3 bin ailenin bakımından doğrudan sorumludur.
Güneydeki bazı kasabalardaki parti üyelerimiz de işgale direnenler arasındadır. Sağlık örgütlerimiz ülke genelinde aktif olarak çalışıyor ve savaş mağdurlarına yardım ediyor. Ayrıca siyasi ve medya cephelerinde ve dünyadaki tüm ilerici ve komünist partilerle birlikte, katliamı durduracak ve insanların evlerine dönmelerini sağlayacak acil bir ateşkes için daha fazla baskı oluşturmak amacıyla mücadele ediyoruz. Şu anda mücadelenin, İsrail’in tam çekilmesi, kapsamlı yeniden inşa, halkın kasabalarına geri dönüşü, İsrail’de tutuklu bulunan tüm kişilerin serbest bırakılması ve her iki tarafın 1949 sınır belirleme ateşkes anlaşmasına bağlı kalması için olduğunu düşünüyoruz.”
HABER MERKEZİ

















