İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemlerini, Colemêrg, Riha, Amed, Êlih ve İzmir’de sürdürdü.
COLEMÊRG
İHD ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemlerinin 220’incisini Sanat Sokağı’nda gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 1992 yılındaki Şirnex Newrozu’nda gözaltına alınarak katledilen 17 yaşındaki Bişeng Anık’ın faillerini sordu. Açıklamayı okuyan İHD Colemêrg Eşbaşkanı Ozan Akbaş, Anık’ın 1992 Newroz günü özel harekat ekipleri tarafından evine düzenlenen baskınla gözaltına alındığını belirterek, ailenin tüm itirazlarına rağmen gözaltına alındığını belirtti. Aynı gün gözaltına alınan diğer kişilerin serbest bırakıldığını ancak Anık’ın bırakılmadığını anımsatan Akbaş, ailenin tüm başvurularına rağmen yetkililerin gözaltı ve işkence iddialarını reddettiğini dile getirdi.
Sabah saatlerinde aileyi arayan polislerin, Anık’ın karakolda bir polisin silahını alarak “intihar” ettiğini iddia ettiğini söyleyen Akbaş, ailenin karakol ve hastaneye gitmesine rağmen Anık’ın bedeninin kendilerine gösterilmediğini, hastaneye çıkan yolların kapatıldığını ifade etti. Dönemin SHP milletvekillerinin olayı araştırmak için girişimde bulunduğunu belirten Akbaş, dönemin valisi Mustafa Malay’ın işkence iddialarını reddederek olayı “intihar” olarak savunduğunu dile getirdi. Akbaş, yıllar sonra itirafçı Murat İpek’in yaptığı açıklamalara dikkat çekerek, Anık’ın gözaltında işkence gördükten sonra yaşamını yitirdiğine dair beyanların ortaya çıktığını kaydetti. Bu beyanlara rağmen herhangi bir dava açılmadığına dikkati çeken Akbaş, ailenin yaptığı tüm başvuruların “intihar” gerekçesiyle reddedildiğini söyledi. 17 yaşındaki Bişeng Anık’ın gözaltında işkenceyle yaşamını yitirmesine rağmen sorumluların ortaya çıkarılmadığını ve yargılanmadığını belirten Akbaş, olayın “faili meçhul” bırakıldığını söyledi.
Akbaş, Bişeng Anık ve tüm kayıplar için adalet talebini yineledi.
AMED
Amed’de, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemi 894’üncü haftasında Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde sürdü. Bu haftaki eylemde, 11 Mart 1997 tarihinde Amed’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen İlyas Eren’in akıbeti soruldu. Eyleme, İlyas Eren’in kardeşi Hanifi Eren’in yanı sıra İHD Eş Genel Başkanları Oya Ersoy, Cihan Aydın ile avukat Eren Keskin de katıldı.
Açıklama öncesi konuşan Cihan Aydın, kayıplar için yürütülen mücadelenin uzun yıllardır sürdüğüne işaret ederek, “Derdimiz intikam değil, adalet ve hakikattir. Kalıcı bir barış için somut adımlar atılmalı, kayıpların akıbeti açıklanmalı ve failler yargılanmalıdır” dedi. Daha sonra konuşan İlyas Eren’in kardeşi Hanifi Eren, faillerin belli olduğunu belirterek, “Barıştan söz ediliyorsa sesimiz duyulmalıdır. Katiller yargılanmalı, kayıplarımız bulunmalıdır. Bu talebimizi her zaman dile getireceğiz” diye belirtti. Ardından
İLYAS EREN’İN HİKAYESİ
Eren’in kayıp hikayesini İHD Amed Şube Yöneticisi Berfin Eliçi, şöyle aktardı:“İlyas Eren evli ve 8 çocuk babasıydı. Amed’in Pasur (Kulp) Délit (Yeşilköy) köyüne bağlı Rındık mezrasında ikamet ediyor, geçimini çiftçilik yaparak sağlıyordu. 1993 yılında köyünün yakılması sonucu Kulp ilçe merkezine göç etti. İlçe merkezine yerleştikten sonra korucu olması için sürekli devlet baskısına maruz kaldı ve tehdit edildi. İlyas Eren, daha önce 1990 yılında gözaltına alınarak Amed’e götürülmüş ve yaklaşık 20 gün boyunca gözaltında tutulmuştu. Bu süreçte ağır işkencelere maruz kalmış, ciddi sağlık sorunları yaşamıştı. Yürütülen savcılık soruşturması sonucunda serbest bırakılmış ve hakkındaki yargılama beraatla sonuçlanmıştı.
İlyas Eren, 11 Mart 1997 tarihinde kayınbiraderinin evini taşımak üzere Amed’e geldi. Ardından Pasûr’a dönmek için terminale gitti. Saat 13.00 civarında terminale gelen sivil giyimli 4 polis, birçok köylünün ve akrabasının gözleri önünde İlyas Eren’i zorla siyah bir araca bindirerek kaçırdı. İlyas Eren’in bindirildiği aracın Pasur’daki bir korucuya ait olduğu çevredekiler tarafından biliniyordu. Ailesi o tarihten beri İlyas Eren’den bir daha haber alamadı. 17 Mart 1997 tarihinde kardeşi Hanifi Eren, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na giderek İlyas Eren’in akıbetine ilişkin başvuruda bulundu. 6 Şubat 1998 tarihinde İnsan Hakları Danışma Merkezi (Kayıp Bürosu) nezdinde görevli Savcı, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden (DGM) bilgi talebinde bulundu. DGM tarafından iletilen 24 Şubat 1998 tarihli yazıda, İlyas Eren’in gözaltına alındığına veya tutuklandığına dair herhangi bir kayda rastlanmadığı bildirildi. 1 Eylül 1998’de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, gözaltı işlemi yapan görevliler hakkında soruşturma açılmasına yer olmadığına karar verdi. AİHM, İlyas Eren’in zorla kaybedilmesine ilişkin 2003 yılında ‘yaşam hakkı ihlali’ kararı vererek Türkiye’yi mahkûum etti. Gözaltında kaybedilişinin 29. yılında, İlyas Eren dosyasında maddi gerçeğin açığa çıkarılması ve faillerin cezalandırılması için adli ve siyasi makamları göreve çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin İlyas Eren ve tüm faili meçhul siyasi cinayetlere kurban gidenler için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz.”
Açıklama oturma eylemiyle sona erdi.
ÊLIH
Êlih’te de, eylem 730’uncu haftasında Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde devam etti. Bu haftaki eylemde, 1998 yılı Nisan ayında Êlih’te kaybedilen İzzet Seven’in akıbeti soruldu. Seven’in kaybedilme hikayesini okuyan İHD yöneticisi Metin Nas, şunları belirtti: “Kayıp İzzet Seven’in eşi Emine Seven; ‘Eşim İzzetin Seven, TÜPRAŞ Bölge Müdürlüğünde işçi olarak çalışıyordu, evinden işine, işinden de evine gider gelirdi. Herhangi bir kötü alışkanlığı yoktu. Nisan 1998 tarihinde ikindi vakti namazını da kıldıktan sonra evden çıktı, işe gittiğini biliyorduk. Sabaha kadar eve gelmeyince işyerinde arkadaşlarından sorduk. İşe gelmediğini söylediler. Yakınlarımıza haber verdik, gören olmamıştı. Bunun üzerine ağlayıp feryat etmeye başladık. 90’lı yıllarda Batman’da her gün sokak ortasında birkaç kişi infaz ediliyor veya kaçırılıyordu. Yetkililere yazılı olarak başvuru yaptık, ifadelerimiz alındı. Emniyet yetkilileri eşimin kendilerinde olmadığını söylediler. ‘Hizbullah örgütü tarafından kaçırılmış olabilir’ dediler. Yuvam yıkılmış, çocuklarım yetim kalmıştı. Aradan yıllar geçti hep ağlayıp inledim, gözlerim yollarda kaldı derdimize çare olacak kişi ve kurum bulamadık. Ta ki; İnsan Hakları Derneği’nin ‘Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın’ adı altında başlattıkları eylem ve etkinlikleri bize bir ışık kaynağı oldu. Belki vicdan sahibi biri çıkar da eşimin ve eşim gibi kayıpların hakkında ölü veya diri bilgi verir diye. Tekrar umutlandık halen de umutlarımızı yitirmiş değiliz.”
Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.
RIHA
İHD Riha Şubesi, “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” eyleminin 70’inci haftasında Novada Park AVM önünde açıklama yaptı. Bu haftaki açıklamada, 1994 yılında Riha’nın Wêranşar (Viranşehir) ilçesinden okumak için gittiği Amed’de gözaltına alındıktan bir hafta sonra cenazesine ulaşılan Ramazan Keskin’in failleri soruldu. Kayıp yakınları adına açıklama yapan İHD Riha Şube Yöneticisi Selma Ateş, Ramazan Keskin ve gözaltında kaybettirilen diğer yurttaşlar için mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayarak, “İnsan hakları savunucuları olarak kaç yıl geçerse geçsin kayıplarımız için adalet arayışından vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Açıklama, bir dakikalık oturma eyleminin ardından son buldu.
İZMİR
İHD İzmir Şubesi, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak için iki haftada bir düzenledikleri oturma eylemini Konak Eski Sümerbank önünde devam ettirdi. “Kayıplar belli failler nerede” ve “Kayıplar vicdanındır sahip çık” pankartlarının taşındığı açıklamada, basın metnini İHD İzmir Şube yöneticilerinden Evrim Kubilay okudu. Gözaltında kaybedilen, Neslihan Uslu, Metin Andaç, Hasan Aydoğan, Mehmet Ali Mandal, Ahmet Şahin ve Mirze Ateş’in akıbetini soran Evrim Kubilay, Neslihan Uslu, Metin Andaç, Hasan Aydoğan ve Mehmet Ali Mandal’ın Çeşme Alaçatı’da gözaltına alındığını ve işkenceye maruz kaldıklarını belirtti. Ardından bu kişilerin bindirildikleri teknenin Seferihisar açıklarında patlatıldığını söyleyen Evrim Kubilay, olaya karışanların eşgal ve kimliklerinin belli olmasına rağmen etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini ve kayıpların akıbetlerinin karanlıkta bırakıldığının altını çizdi.
Ahmet Şahin, Kuddusi Adıgüzel ve Mirze Ateş’in de Amed’te gözaltına alındığını aktaran Evrim Kubilay, kolluk tarafından Ahmet Şahin’in serbest bırakıldığı ve Mirze Ateş ile Kuddusi Adıgüzel’in ise gözaltına alınmalarının reddedildiğini söyledi. Devletin gözaltında kaybetme suçlarıyla yüzleşmesi gerektiğinin altını çizen Evrim Kubilay, şöyle devam etti: “Devlet kayıpları bulmak ve failleri yargılamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük bir an önce yerine getirmeli, tüm kayıpların akıbeti ortaya çıkarılmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Kayıplar bulunsun, failler yargılansın.”
MA

















